Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur. Terk edilmis hayaletli bir ev gibi buruk bir yalnizlığa esir olur, eksik kalırsin. Içinde bir sir gibi, giden sevgilinin yoklugunu tasirsin. Öyle bir yara ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canini yakar. Öyle bir yara ki iyilestiginde bile kanar. Bir daha gülemeyecegini, asla hafifleyemeyecegini sanirsin. Karanlıkta el yordamiyla ilerler gibi akar hayat.
Önünü göremeden, yönünü bilemeden, sadece şu anı kurtararak…
Gönlünün kandili sönmüs, zifiri gecede kalmişsindir.
Ama iste ancak böyle durumlarda, yani iki göz birden karanlıkta kalnca, bir üçüncü göz açilir insanda. Kapanmayan bir göz... Ve ancak o zaman anlarsin ki bu elem sonsuza dek sürmeyecek. Hazandan sonra başka mevsimler, bu çölden geçince nice vadiler gelecek; bu ayrılığın ardından da ebedi bir vuslat.
İnsanın yaptığı her şey, bilinemeyen derinlikte saklı bir iç hayatın tamamlanmamış, adeta gülünesi çaresizlikteki ifadesidir sadece, bu iç hayat yüzeye çıkmaya çabalar ama onun uzağına bile ulaşamaz.