H.

Puan vermedi·118 syf.··
2025 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2025 16:41
Büyü dükkanı kısa kısa psikodrama öykülerinden oluşan bir kitap. Psikodrama, bireylerin duygularını, yaşantılarını ve içsel çatışmalarını dramatik canlandırmalarla ifade ettikleri bir grup psikoterapi yöntemidir. 1930’larda J.L. Moreno tarafından geliştirilmiştir. Psikodrama, kişinin geçmişte yaşadığı ya da gelecekte yaşanması olası olayları bir tiyatro sahnesi gibi canlandırarak, farkındalık kazanmasını ve duygusal iyileşmesini hedefler. Katılımcılar bir grup içinde toplanır. İçlerinden biri "protagonist" (başkahraman) olur: kendi yaşantısını paylaşır. Diğer grup üyeleri, bu kişinin hayatındaki önemli figürleri canlandırır (anne, çocukluk arkadaşı, patron vb.). Terapiyi yöneten kişi "yönetmen" rolündedir ve sahneyi yönetir. Bu canlandırma sayesinde kişi olaylara dışarıdan bakabilir, bastırdığı duygularla yüzleşebilir. Büyü Dükkanı da psikodramada kullanılan tekniklerden bir tanesi. Kişinin ihtiyaç duyduğu ama eksik hissettiği bazı psikolojik özellikleri ya da duyguları “sattığı ve satın aldığı” hayali bir dükkânda geçen bir canlandırmadır. Grup ortamında ya da bireysel seansta bir "büyü dükkanı" sahnesi kurulur. Danışan, bu dükkâna giren müşteri olur. Grup üyelerinden biri tezgâhtar rolünü oynar. Danışana şu sorular sorulur: - Ne satın almak istiyorsun? (örneğin: cesaret, huzur, sabır) - Karşılığında ne vermeye hazırsın? (örneğin: öfke, korku, suçluluk) - Danışan seçtiği duygu ya da özelliği fiziksel bir nesne gibi hayal eder. Raflardan alır, değiş tokuş yapar. Buradaki amaç dükkandan alabileceği en iyi şeyi alarak ayrılmasıdır. Peki ama “hayatta en çok istediğiniz şey, hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?” Bu kitaptaki kısa psikodrama öyküleriyle bu sorunun cevabı düşünüyoruz. Metaforlar açısından oldukça zengin bir kitap. Okurken kendini hem danışan hem de
Büyü DükkanıYeşim Türköz · Epsilon Yayınları · 20234,589 okunma
Reklam
7/10
·336 syf.··
2024 28. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2024 19:31
2008’de Junot Diaz’a Pulitzer Ödülü’ni kazandıran Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı oldukça dokunaklı bir öykü. 1930-61 arasında Dominik Cumhuriyeti’nin yöneten diktatör Rafael Trujillo rejiminin baskısı altında yaşayan bir milleti, çektikleri eziyetleri de ele aldığı için Dominik Cumhuriyeti’nin yakın tarihine dair bilgiler de ediniyoruz. Oscar Wao, Dominikli Tolkien olma hayali kuran, bilimkurgu nerd’ü, vaktini bilgisayar oyunları oynamakla, anime izlemekle, sürekli ulaşamayacağı kızlara aşık olmakla, onların hayalini kurmakla ve yazmakla, hatta aralıksız yazmakla geçiren iflah olmaz bir hayalperest. Kitapta Oscar’ın, ablası Lola’nın, annesi Beli ve anneannesi La Inca’nın, ablasının aşığı olan Junior’un hikayesi anlatılıyor. Her bir bölümde farklı bir anlatıcı tarafından. Bu şekilde olması çok hoşuma gitti. Bir yandan da Yüzyıllık Yalnızlık’ı anımsattı. Buraya kadar bahsettiğim kısımda eğlenceli bir hikaye okuyacakmışız gibi duruyor ama aslında arka plandaki hikaye oldukça hüzünlü. Ancak yazar sanki sokak ağzıyla konuşuluyormuş gibi bir dil kullandığı için yer yer komik gelen kısımlar olabiliyor. “Vay anasını! Bir dişi doğrudan ona hitap etmekteydi.” gibi :’) Kitap boyunca çok fazla argo içerik var. Bundan rahatsız olacakları uyarmak isterim. Ben de ilk başta bu tür bir anlatımdan rahatsız olmuştum ama sanırım bu Dominikli olmakmış, bir süre sonra öyle düşünmeye başladım. Ve maalesef muhtemelen birçoğumuzun aklına Dominik diyince Acun Ilıcalı ve Survivor geliyor olabilir. Bu kitap sayesinde hiç bilmediğimiz bir kültüre dair pek çok şey öğreniyoruz. Zira yazar her açıdan bize Dominikli olmayı, Amerikada yaşayan bir Dominikli olmayı anlatıyor. Kitap boyunca çok fazla İspanyolca sözcük ve cümle kullanılıyor, kitabın arkasında bir sözlük var ve oradan bakabiliyorsunuz.
Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa YaşamıJunot Diaz · İthaki Yayınları · 2020210 okunma
9/10
·72 syf.··
2025 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2025 00:13
1000 yıllık bir aşkın kalıntıları… Kuşaktan kuşağa aktarılmış ve destanlaşmış, gerçek hayattan bir aşk öyküsü bu. Abelard ve Heloise’in hikayesi 12. yüzyıla dayanıyor. İmkansız ve acı dolu bir aşkın pençesine düşen ve aşkları yüzünden ömür boyu acı çeken iki insanın öyküsünü okuyoruz. İkilinin arasındaki mektuplardan 7 tanesi günümüze kadar ulaşmış. Bu kitap da bu mektupların oyunlaştırılmış hali. Aşağıda detaylı bahsedeceğim. Abelard 12. yüzyılda Fransa’da öne çıkan bir filozof, ortaçağın en parlak din adamlarından birisi. Heloise de hem onun öğrencilerinden biri hem de o dönemin Fransasında öne çıkan bir kadın düşünür. Zeki, kültürlü, kadın hakları savunucusu, Yunanca, Latince ve İbranice biliyor. Zamanla Abelard ve Heloise arasında bir aşk başlıyor ancak Heloise’in dayısı Fulbert tarafından bu ilişki onaylanmıyor. Dayısının karşı çıkması üzerine aşklarını gizli yaşıyorlar, bir çocukları oluyor ve ardından gizlice evleniyorlar ama dayısı ikilinin peşini bırakmayınca Abelard karısını ve çocuğunu korumak için onu rahibe kılığında bir manastıra gönderiyor. Abelard’ın Heloise’i başından attığını düşünen Fulbert, Abelard’ı hadım ediyor. Bu durumu kabullenemeyen Abelard, utancından ders vermeyi bırakarak kendisini manastıra kapatıyor. On yıl boyunca birbirinden hiç haber alamıyorlar. Günün birinde Heloise, Abelard’ın adresini buluyor ve mektuplaşmaya başlıyorlar. Acı, özlem, imkansızlık dolu bu mektuplardan 7 tanesi günümüze ulaşmış. 16. yüzyılda bu mektuplar ilk kez Latince’den İngilizce’ye çevrilmiş. Ronald Duncan da bu mektupların sayısını 12ye çıkararak oyunlaştırmış. Yazarın şiirsel bir dille bu mektupları yeniden kaleme alış şeklini çok sevdim ve anlatım tarzından çok etkilendim.
Abelard ve HeloiseRonald Duncan · Helikopter Yayınları · 20182,909 okunma
7/10
·477 syf.··
2025 15. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2025 14:42
İntermezzo geçtiğimiz sonbaharda oldukça popülerdi ve neredeyse herkesin dilindeydi. Kimileri çok sevdi kimileri hiç beğenmedi. Ben de indirimli bulduğum bir dönemde kitaplığıma ekledim ama biraz önyargılı olduğum için okumaya bir türlü elim gitmedi. İyi ki de öyle olmuş çünkü o yoğun paylaşımların yapıldığı dönemde değil de sakince, kendi kendime okudum. Ve.. sonuç olarak beğendim ben arkadaşlar :D İnsanız, ilişkilerle var olur, ilişkilerle iyileşiriz. O yüzden ben ilişkiler konusunda okuma yapmayı çok seviyorum. Ebeveynle, partnerle, kardeşle ilişkilerin derinlemesine ele alındığı bu kitabı da oldukça beğendim. Kitap genel olarak babalarını yeni kaybetmiş iki kardeşin; 32 yaşındaki Peter’ın ve 22 yaşındaki Ivan’ın ilişkisi üzerinden ilerliyor. Ancak tek bu değil. Her ikisinin de hayatlarındaki kadınlarla olan ilişkilerine, anneleriyle olan ilişkilerine, hayata bakış açılarına, özellikle de yaslarını yaşayamayış şekillerine de şahit oluyoruz. İki ayrı bilinç hali var: Peter’ın bakış açısından anlatılan kısımlarda buhranlı, karamsar, alkolden ve uyuşturucudan darmadağınık olmuş bir zihnin içerisindeyiz. Ivan’ın bakış açısından anlatılan kısımlarsa bana daha derli toplu, daha açık, daha sorgulayıcı ve anlamlandırmaya çalışan bir zihin gibi göründü. Benim ilk başta özensiz dil dediğim kısım Peter’ın zihniymiş, bilinç akışıyla olduğu şekilde yazılmış gibi gelmişti. Takip etmekte zorlanıyor insan ama alışıyoruz. İkisinin de anneleriyle düzenli bir ilişkisi olmamış. Evin tek ebeveynini kaybediyorlar. İki kardeş bu duyguyla ne yapacaklarını da, birbirleriyle ne yapacaklarını da bilemiyorlar. Her ikisinin de yasını nasıl yaşadığını, daha doğrusu nasıl yaşayamadığını okuyoruz. Hayatlarındaki kadınlarla olan ilişkileri de oldukça incelenmeye değer ama detaylandırırsam çok
İntermezzoSally Rooney · Can Yayınları · 20244,398 okunma
Puan vermedi·312 syf.··
2025 18. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2025 16:29
Bağışlanan Terapi, terapistler ve danışanlar için, terapiye meraklı herkes için, terapötik süreci zenginleştirmeye yönelik oldukça yalın ve anlaşılır bir kitap. Psikiyatrist ve yazar Irvin Yalom, kırk beş elli yıldan uzun süredir terapi yapıyor. Her hastasından sonra belirli bir süreyi seansa dair notlar almak için ayırma alışkanlığı var. İşte bu kitap deneyimli bir psikoterapistin kırk beş yıllık klinik uygulamalarından aldığı notlara dayanıyor. Kendi deyimiyle “En sevdiğim ifadeler ve müdahaleler bu kitabın her yerine serpiştirilmiş durumda.” Daha önce bir kitabını okuduysanız bilirsiniz ki Yalom’un dili oldukça sade ve sadece alandan olan kişilere yönelik yazmıyor. Herkesin kolaylıkla anlayabileceği, yormayan bir dili var. Doğan Cüceloğlu gibi, psikolojiyi halka açan bir yanı var. Bu kitabı kimlere önerebilirim? Psikoloji, psikolojik danışmanlık gibi bölümlerde okuyan öğrencilere, yeni mezunlara, psikolojiye meraklı herkese… Ama özellikle kendiniz terapi alıyorsanız mutlaka okuyun derim. Terapide esas olan terapist ve danışan arasında kurulan terapötik ilişkidir. Bu ilişki özelinde diğerleriyle olan ilişkilerimizi ele alırız aslında. Bu kitapta da terapötik ilişkinin önemi, seansların planlanması, terapi sürecinde görülen rüyalar gibi çok çeşitli 85 başlık altında terapi odasında olabilecek her şey kısa kısa ele alınmış neredeyse. Ben kendi terapi sürecimi, hayatı ele alış şeklimi, şimdiki ve ilerideki danışanlarımı göz önünde bulundurarak oldukça verimli bir okuma süreci yaşadım. Siz okudunuz mu veya okumayı düşünüyor musunuz?
Bağışlanan TerapiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20172,545 okunma
Reklam