Hedonist tavrım, hümanist bir algı yaratıyor ama tiksiniyorum aslında onlardan. Midemi bulandırıyorlar, kullanıyorum bu yüzden onları.
Felsefe dalalete sevk edebilir
Mesela, Arthur Schopenhauer evlilik müessesine bakışını ele alalım. 👉Bizim tekeşli toplumlarımızda evlenmek, haklarının ve özgürlüğünün yarısını yitirmek, buna karşılık görev ve yükümlülüklerini ikiye katlamaktır. Peki hangi görevleri? Kadınlarınızla konuşup tartışmayı kabul ettiğiniz andan itibaren en bayağı çıkar evi işgal etmiştir, her türlü cesur çözüm girişimi canice bir çılgınlıkmışçasına korkuyla karşılanır. Rahatlığın utanç verici özeni, en sefil hesap, hayatınızla ailenin güvenliğini tehlikeye atma korkusu size en kutsal zorunluluklar olarak baskıyla kabul ettirilir. İyi baba, iyi koca, yani korkak yurttaş, çarpık ve satılık vicdan, düşkün zekâ, işte bugün mezar taşlarınızda yazılı gülünç unvanlar! Kadınları övün, onları özgürleştirdiğiniz için kendinizi kutlayın: Onlar burjuva ahlakını icat etti, sizden bildiği tüm güçlü erdemlerin uygulamasını onların boyunduruğu altında unutmuş ve artık bu erdemlerin adını korkudan titremeden ve kölelik alışkanlıkları içinde ürkekçe kımıldayarak zevkten ürpermeden duyamayan bir Chrysale ırkı yarattılar. [Chrysale: Moliere'in Les Femmes Savantes (Bilgiç Kadınlar) oyunundaki kılıbık koca/baba karakteri] Aşkın Metafiziği 👉Evlilik, doğanın kadınlara bahşettiği güzellik ve cazibenin bir tuzağa dönüşmesiyle gerçekleşir. Erkek, kadının gençlikteki çekiciliğine kapılarak bir aile kurma hayaliyle evlilik kurumuna adım atar. Ancak evlilik, erkeği zamanla bir tutsak haline getirir. Kadın, erkeği gençlikteki güzelliğiyle cezbeder, fakat bu güzellik kaybolduğunda erkeğin kendisini bir yanılsamanın içinde bulduğunu fark eder. Kadın, evlilik yoluyla erkeği kontrol altına alır ve onun hayallerini birer birer yok eder. Aşkın Metafiziği Arthur Schopenhauer eylemlerinde hiçbir dini inancın tavsiye ve kaidelerine itibar etmediği için meseleyi sadece seküler, sosyolojik
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kendinin farkında olma eşiği
Her insanın kendini tanıdığı, nasıl biri olmak istediğini anladığı bir eşik var hayatta. O eşiğe çeşitli sebeplerden dolayı erişemeyenler veya erişmeye çalışmaktan yılmış insanlar ya depresif oluyor ya da hedonist, ve işin kötüsü bu karakter özellikleri kalıcı hale geliyor. Kişi özünü ne kadar erken fark ederse yaşadığı hayatı daha da iyi anlamlandırır.
Ülkeyi savaşmadan kaybetmek!
Türkiye fiilî bir Endülüsleşme (yok oluş) tecrübesi yaşamadı ama zihnî bir Endülüsleşme tecrübesi yaşıyor… Endülüs, fiilen yok oldu. Tarihten silindi. Avrupa’yı ayağa kaldıran, silkeleyip kendine getiren, tarihe girdiren, tarih yapmasının felsefî / nazarî temellerini atan Endülüs yok oldu, tarihten silindi hem de kendi varettikleri, önlerini açtıkları tarafından! Bu, gerçek! Şaka değil, gerçek bu. Türkiye de bir Endülüsleşme süreci yaşıyor iki asırdır. UYANIN: SAVAŞMADAN ALIYORLAR ÜLKEYİ ELİMİZDEN! Türkiye yok oluyor… Ama savaşmadan yok oluyor ülke! Kör müsünüz? Eğitim sistemi bizim çocuğumuzu Müslüman olarak alıyor elimizden; dinsiz, kitapsız, sığ, yüzeysel, ezberci, hedonist, eşcinsel, sapık olarak atıyor önümüze! Kör müsünüz? Bir milleti yok ediyorlar! Okullarıyla, medyasıyla, kültürüyle, sanatıyla savaşıyorlar.. bu ülkeyi bize vatan yapan, uğruna bin yıldır canımızı verdiğimiz canımızdan kutsal bildiğimiz değerlerimizle, inançlarımızla, tarihimizle ve medeniyetimizle! Düşmanlarımız değil, “bizim” çocuklarımız savaşıyor bizimle, İslâmî olan her şeyle! Dünyada en çok diziyi biz üretiyoruz, “bizim” çocuklarımız üretiyorlar! Ama bu diziler, dünyaya ahlâksızlık ihraç ediyorlar, dünyayı kurşuna diziyorlar; bizim Kültür Bakanlığı’mız da “dünyaya şu kadar paralık dizi ihraç ettik” diye sevindirik oluyor! Ahlâkımızı, değerlerimizi, haysiyetimizi beş paralık eden dizileri “şu kadar para kazandık” diye savunmak, bir toplumun mezarını kazmak değilse, nedir? Bu ülkenin sahibi yok mu, arkadaş? Bu ülke ne kadar savunmasız öyle! Çocuklarımız ne kadar savunmasız öyle! Toplum ne kadar savunmasız öyle! Bir ülke kültürünü, değerlerini, inançlarını yitirirse, istiklalini de, istikbalini de kaybeder, içerden ele geçirilir ve kendi çocukları tarafından yok edilir!
1000Kitap
Daha çok konuşulacak şey var...
Gündemdeki olaylara yönelik: Peygamber efendimiz zamanına Asrı Saadet denilmesinin sebebinin din ve fen ilmini beraber işlemeleri olduğunu düşünüyorum. Dediğiniz gibi bizim zamanımızda şiddet içerikli dizi ve oyunlar vardı ve biz de düzgün yetiştik. Ama yetiştirdiklerimiz bu halde. Çünkü ne sıkı ne de boşluğa gelmez çocuklar. Sınırlar ve seçimler vardır. Kader konusunu işlerken Allah bize seçme şansı vermiştir ve bunun sonuçları, yaptırımı vardır. Din aslında felsefede asla gerçekleştirilemeyecek olan ütopyaları yani toplumsal düzenin en mükemmel halini bize sunmuş. Bizim yapmamız gereken onu hayata geçirebilmek. 1- Önce doğru kaynakla hepimiz hareket etmeliyiz, davranışlarımız genel ahlakı yazan Kur'an'a göre olmalı. Yani biz ebeveynler ilk önce hal diliyle çocuklara örnek olmalıyız. Sabah kalktığımızda insanlara yardım edebilmek, bu hayatı yaşanabilir kılacak pozitiflikte olabilmek, bencillik içinde yüzmeden insani olan davranışlarımızı yapabilmeliyiz. Yemek, içmek, yatmak ve bunları yapabilmek için çalışmamalıyız bunlar hissel ve hayvansal yönlerimizdir. Ve çocukta sırf mutluluk ve zevk için yaşadığını düşünüp, bunları elde edemediğinde de sorumluluk almadan, yatarak, küfrederek, sürekli TV izleyerek, zarar vererek büyüyebilir. 2- Biz de TV vb. izlerdik ama dozundaydı, biz toplumsallaşabiliyorduk, dışarıdan eve girmezdim ben hayal gücümün yapabileceği tüm oyunları oynardım benim telefonum yoktu lise 3 e kadar. Yani TV de kirlettiğim bilincimi temizleyecek yerlerde bulunurdum ve zihnim temizlenirdi. Biz sürekli kirlendigimiz yerlerden temizleneceğimiz yerlere gitmeliyiz. 2- Bu Kur'an-ı öğretecek ilim sahipleri ve örnek insanlar olmalı. Bu da demek oluyor ki ahlakı gerçekten doğru öğrendikten sonra çocuğa ilk önce hal dili ile sonra dil ile onlara öğretebilmeliyiz.
1000 Kitap
Seks, her şeyin makbul olduğu klasik dönemde gayet ölçüsüzce yapılabilirken, Ortaçağ'da ahlaksız bir davranış haline geldi. Bu durumun sorumlularından biri de Aziz Augustinus'tu. Hedonist ve keyfine düşkün bir gençlik geçirdikten sonra Augustinus, M.S. 387'de Hristiyanlığa geçmiş en etkili ilahiyatçılardan biri olmuştur. Yazdıklarıyla Batı Hıristiyanlığı ve felsefesinin geleceğini etkilemiş, her şeyden öte 'ilk günah' kavramını ortaya atmıştır. Katı kurallarıyla adeta dinin kaderini belirlemiştir. Büyük bir çağın sonunda temelleri atılan bu kurallar, bir sonraki çağın doğuşunda belirleyici rol üstlenmiştir. İnsanlar suçluluğu ve suçluluktan zevk almayı öğrenmiştir. Bir Nefeste Cinsellik Tarihi Karen Dolby
Alıntı