Türkiye fiilî bir Endülüsleşme (yok oluş) tecrübesi yaşamadı ama zihnî bir Endülüsleşme tecrübesi yaşıyor…
Endülüs, fiilen yok oldu. Tarihten silindi.
Avrupa’yı ayağa kaldıran, silkeleyip kendine getiren, tarihe girdiren, tarih yapmasının felsefî / nazarî temellerini atan Endülüs yok oldu, tarihten silindi hem de kendi varettikleri, önlerini açtıkları tarafından!
Bu, gerçek! Şaka değil, gerçek bu. Türkiye de bir Endülüsleşme süreci yaşıyor iki asırdır. UYANIN: SAVAŞMADAN ALIYORLAR ÜLKEYİ ELİMİZDEN!
Türkiye yok oluyor… Ama savaşmadan yok oluyor ülke! Kör müsünüz?
Eğitim sistemi bizim çocuğumuzu Müslüman olarak alıyor elimizden; dinsiz, kitapsız, sığ, yüzeysel, ezberci, hedonist, eşcinsel, sapık olarak atıyor önümüze!
Kör müsünüz?
Bir milleti yok ediyorlar!
Okullarıyla, medyasıyla, kültürüyle, sanatıyla savaşıyorlar.. bu ülkeyi bize vatan yapan, uğruna bin yıldır canımızı verdiğimiz canımızdan kutsal bildiğimiz değerlerimizle, inançlarımızla, tarihimizle ve medeniyetimizle!
Düşmanlarımız değil, “bizim” çocuklarımız savaşıyor bizimle, İslâmî olan her şeyle!
Dünyada en çok diziyi biz üretiyoruz, “bizim” çocuklarımız üretiyorlar! Ama bu diziler, dünyaya ahlâksızlık ihraç ediyorlar, dünyayı kurşuna diziyorlar; bizim Kültür Bakanlığı’mız da “dünyaya şu kadar paralık dizi ihraç ettik” diye sevindirik oluyor! Ahlâkımızı, değerlerimizi, haysiyetimizi beş paralık eden dizileri “şu kadar para kazandık” diye savunmak, bir toplumun mezarını kazmak değilse, nedir?
Bu ülkenin sahibi yok mu, arkadaş?
Bu ülke ne kadar savunmasız öyle!
Çocuklarımız ne kadar savunmasız öyle!
Toplum ne kadar savunmasız öyle!
Bir ülke kültürünü, değerlerini, inançlarını yitirirse, istiklalini de, istikbalini de kaybeder, içerden ele geçirilir ve kendi çocukları tarafından yok edilir!