Kitap kulübümüzün okumalarına dahil etmek için tercih ettiğim eserlerden biriydi. Kitap seçildi, ama sonrasında baskısının tükendiğini öğrenip değiştirmek durumunda kaldım. Okuma ateşi içime düşmüştü bir kere, ben de yola tek başıma devam ederek, Fournier’ü de ilk kez okumanın heyecanıyla ‘Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam’ ve ‘Nereye Gidiyoruz Baba?’yı okudum. Birbirinin devamı olmadığı gibi, aslında devam kitabı hissi de veriyorlar bir nevi. 2008 yılında yazar ‘Nereye Gidiyoruz Baba?’ile Prix Femina Ödülü kazanmış.
Nereye Gidiyoruz Baba? oldukça can yakıcı bir anlatı. Geceyarısı kitabın konusuna hakim olmayarak, nasılsa ince ve hemen biter düşüncesiyle başladığım bu serüven, sayfaları çevirdikçe hafife almanın pişmanlığı ve tahminimin çok ötesinde vuruculuğuyla soluğumu kesti ve beni huzursuz ederek iyi bir ders verdi. Daha önce Kenzaburo Oe’nin ‘Kişisel Bir sorun’ anlatısıyla aynı hisleri yaşamıştım ve gerçekten insanı rahatsız eden, düşünmeye iten taraflarını görmemek için ama olmak gerekiyor. Yazardan iki ‘özel çocuğa’ (engelli kelimesini reddediyorum) sahip olmanın zorluğunun anlatısı okuyoruz. Hatta Fournier o kadar cesur ve kimi zaman itici olabiliyor ki, özel iki çocuk sahibi olmayı ‘Benim dünyam iki kere karardı’ cümleleri beni oldukça zorladı, bir yandan da empati kurmadan ve onlara sahip olmadan cümlenin sahibini yargılamanın kolaya kaçmak olduğunu da düşünüp kendimi eleştirdim.
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam; diğer kitapta baba olarak anlatıcı iken, burada kendi çocukluğunun anılarını bizlere aktarıyor. İki eseri de art arda okumanız taktirde etkileyici nüansları yakalamanız daha olası ve öteki kitapla çapraz bağlantıları fark etmek, ‘heee, demek ki bu yüzdendi. Demek sebebi buymuş’ gibi cümleler kurdum açıkçası okurken. Fournier’ün kitaplarında