İçteki boşluk dışla bir duygusuzluk ilişkisidir ve uzun vadede bu duygusuzluk korkaklık olarak birikir. Bu yüzden bağlanışımızı her zaman kendi varlığımızın merkezinde temellendirmek zorundayız yoksa hiçbir bağlanma otantik düzeye varamaz.
Tüm bu şimşekler, aydınlanmalarla varlığımı en yüksek düzeyde hissetmem, kendi bilincime varmam, 'yani en yüksek düzeyde varoluş' bir hastalık, normal durumumun bozulması değil de nedir?
Aynaları kırdım ama bu kez de yansımalara saklanıyorlar.
Gölgelerden yansıyıp içime girmeye çalışıyorlar.
Tüm ampulleri de kırdım.
Ay ışığı içeri girmesin diye tüm perdeleri kapadım
ama gölgeler hala silinmediler.
gölgeler bir türlü silinmediler