Şuan çok mutluysanız, hiçbir sorununuz yoksa sakın Dostoyevski okumayın , zaten anlayamazsınız. Dostoyevski okumak, bile bile göre göre mutsuzluğu hissetme çabasıdır, karamsarlığı içine almaktır, depresyon uçurumunun kenarlarında gezmektir. O'nu okumak istiyorsanız bir şeye hazır olun; kalbinizin kırılmasına.
Kalbim çok kırıldı, Dostoyevski kalbimi çok kırdı.
Ezilenler, Dostoyevski’nin okuduğum bütün kitaplarında olduğu gibi ezilen insanın ruhunu anlamaya, o ruhun bütün ayrıntılarını, neler hissettiklerini en ince ayrıntısına kadar inceliyor. Ve bunu o kadar iyi yapıyor ki romandaki karakterlerin iyi mi kötü mü olduğuna bir türlü karar veremiyorsunuz çünkü Dostoyevski her zamanki gibi insanın bütün yüzlerini masaya koyuyor. İyisini de kötüsünü de. Doğrusunu da yanlışını da. Çünkü insanı böyle anlamdırmaya çalışmanın daha doğru olduğunu düşünüyor. Ne de olsa hiç kimse ne tamamen iyidir ne de tamamen kötü.
Hastalıklı düşüncelerimizden kurtulduğumuzda bir insanın ne kadar yumuşak kalpli ve yardımsever olduğu, öte yandan, toplumda ezilmiş kabul edilen birinin de ne kadar gaddar olabileceğini gösteriyor. Zıtlıklar romanı: Zaten Dostoyevski’nin çoğu romanında da bu böyledir. İnsan zıtlıklardan oluşur, onu anlamaya çabalayınca herkese karşı sempati beslersiniz, onun bakış açısını öğrendiğinizde kendi düşüncenizden tereddüt edersiniz. Ön yargıların gereksizliğini öğrenir, yüce soylu bir Prens’in bütün acımasızlığına, eziyetlerine karşı onun düşüncelerini öğrendiğinizde hak verirsiniz.
“Varsın ezilmiş, aşağılanmış olalım, madem hep beraberiz, önemi yok bunun; varsın bizi şimdi ezen, aşağılayan, o çıtkırıldım, kibirli yaratıklar zafer kazansınlar! Bizi diledikleri gibi taşlasınlar.”
F.M. Dostoyevski