‘’Hatıraların insanın içini acıttığı yaşlara gelmiş olmalıydı. ‘’
Karlı geçen bir hafta sonundan sonra bize el sallayan dingin bir Pazartesiye sendromsuz giren bir insan olarak inceleme yazmaya karar verdim. Depresyon şalım ve ben bu satırları yazmaya hazırız. Fonda Adelle-Hello. Şu an için her şey beni motive edecek düzeyde. Aslında uzun zamandır inceleme yazmıyorum. Gerçi ben uzun zamandır herhangi bir şey yazmıyorum. Biraz tembellik, biraz içimden gelmeme. Ama bu zinciri kırmamam için hiçbir neden yok. Bu yüzden bir kuple saçmalarsam ekranı ebediyete kadar yukarı kaydırabilirsiniz :)
Ve bir tane daha ruhumu ve beyin hücrelerimi tarumar eden kitabın kapağını kapattığım için buruk bir mutluluk yaşıyorum. Bu kitap bana hatırlamak istemediğim anılarımı hatırlamama, aşamadığım bir olguyu tekrardan sorgulamama neden oldu. Bahsetmek istediğim konu kadınlar için belirlenmiş tesettür normları ve toplumun bu konu için seçmeyi uygun gördüğü (sadece) kadınları kapsayan ahlak anlayışları. Ben biraz tek yönlü kadın gözünden ele almayı deneyeceğim. Ancak bu konunun çetrefilli, dallı budaklı, ucu birçok şeye dokunan bir konu olduğu yadsınamaz bir gerçek. Ama ben bu gerçeklere değinmek istemiyorum. Değiştiremeyeceğim şeyler üzerine bir müddet akıl sağlığımı korumak için böyle bir yol izlemeye karar vereli çok oldu. Her neyse…
Çador; ülkesinde savaş çıkmadan önce sürgün olmuş Akhbar ‘ın savaş bittikten bir müddet sonra ülkesine dönmesini ve ailesini arama sürecinde ruhunda yaşadığı ete kemiğe bürünmüş esas sürgünü konu alıyor. Yazarın dili oldukça sade, akıcı; mekan ve duygu betimlemeleri çok başarılı olunca konunun özüne daha fazla odaklanmanız kaçınılmaz oluyor. Akhbar ile savaşın yıkımında geriye kalmış o şehirde siz de ümidinizi bir an kaybedip; o seslerde, o kokularda, yoldan