Fırat Suyu Kan Akıyor Bakasana; apayrı kesimlerin acısına, yaşanmışlıklarına dokunan çok katmanlı bir roman. Lozan Antlaşması’nın kararlarından biri olan Türk- Rum mübadelesi ile birlikte Rumlarla dolu olan bir ada halkının Yunanistan’a göç ettirilmesini temel alarak boşalan adaya gelen insanların öyküsünü anlatıyor yazar.
Savaşın yaşattığı felaketleri anlatan romanın merkezindeki figürler Poyraz Musa ve Vasil’idir bu iki insanın yaşamı aracılığıyla yazar Çerkez kırımını, Ezidi kırımını Çanakkale ve Kafkas Cephelerini anlatarak insanın bireysel trajedilerini ve insanlık tarihinin ortak yaralarını göz önüne seriyor. Bunlarla birlikte savaşların, sürgünlerin, şiddetin kararttığı bir dünyada yeniden doğma ve farklılıklarla birlikte yaşayabilme çabasının hassasiyetle işlendiği bir romanı da okuyoruz.
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, yalnızca bir döneme şahitlik etmiyor. İnsanlığın en temel güdülerine de parmak basıyor: savaş, hayatta kalma, sıfırdan başlama gibi. Yaşanan acılara ve savrulmalara rağmen farklılıklarımızla birlikte yaşayabileceğimiz bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyor.