Ağıl

Ağıl
@helvegen
wedontknow
44 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Düşmek ve düşünmek
Edebiyatın en kadim yolculukları daima aşağıya doğru olmuştur. Alice'in tavşan deliğine düşüşü veya Stephen King'in It'inin kanalizasyon labirentleri, modern anlatılarda ruhun derinliklerini resmederken; Türkçe, bu karanlık yolculuğun özünü tek bir kelimede saklar ki o da "düş" kelimesidir. "Düş" hem bizi yüksek bir yerden aşağı çeken fiziksel eylemi hem de uykunun perdesinde beliren imgeler alemi olan rüyayı aynı anda ifade eder. Bu dilsel ikiliğin tesadüften çok, bilinçaltının doğasına dair derin bir sezgiyi barındırdığını düşünüyorum. Freud ve Jung'un "kraliyet yolu" dediği rüya (düş), ancak bilinçli zihin (ego) yüzeydeki sağlam zemininden düştüğü an açığa çıkar. Tıpkı Alice'in rüya evrenine geçişi gibi, bilinçaltı katmanına ulaşmak için önce mantığın prangalarından düşmek gerekir. Carroll’ın küçük kahramanının yolculuğu, bir tavşan deliğinden düşüşle başlar. Bu ani ve kontrolsüz düşüş, bilinçli düşüncenin hızla mantık dışı bir alana çekilmesinin estetik temsilidir. Harikalar Diyarı, tam anlamıyla Alice’in zihninin bir yansımasıdır; burası, gerçekliğin mantık ilkelerinden arınmış, tamamen haz ilkesi ile işleyen bir rüya alemidir. Alice'in kendi içindeki yerçekimine yenik düşerek peşine takıldığı tavşan deliği, bilincin yüzeyindeki düzenli çimenden, bilincin kaotik derinliğine açılan bir girdaptır. Bir an, gökyüzü, nesneler ve mantık yerindeyken; ertesi an, zamanın ve mekanın yasaları eritilmiş bir mum gibi akışkanlaşır. Düşüş, bir son değil, rüyaların ve bastırılmış arzuların ipek perdelerle örülmüş, zihnin en mahrem kanalizasyonuna doğru atılan kontrolsüz bir adımdır. Orası, bilincin asla kabul etmeyeceği tuhaflıkların, kendini dev aynasında seyrettiği bir ayna evidir. Tıpkı palyaçonun makyajının, sadece bir makyaj değil, Id'in maskesi olması gibi; karşısındaki
Dil
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bizim kavramımız şudur: "ölüyorum, öyleyse varım!" Tanrı; dağı, taşı ve yeryüzünü altı günde yarattı. Yedinci gün intihar etti.
Hani şu şey
Çuv. ------- Сĕm (sĕm) 1: Koyu, karanlık, sık. 2: Bilinç. Cěmsěp (sĕmsĕr) (Türkiye Türkçesi: +sız, +siz → +sĕp) 1: küstah. 2: Açgözlü, tamahkar, haris. 3: katı yürekli, amansız, acımasız kötü. 4: Sert, şiddetli, korkunç. 5: Bilinçsiz, dalgın. ...

Ağıl

@helvegen
·
Hani şu şey
Paragraf sorusu çözerken bu soruyla karşılaştım. Le Ça da zaten "O" anlamına geliyormuş. "Ruhun en derin gerçekler dünyasıyla değil, doğrudan doğruya bedenle ve haz ilkesini öne alarak ilişki kuran kesimi" için zamir kullanmak, aslında neyden bahsettiği kesin olmasa da çok fazla anlam içeriyor sanki. Id'in basitçe, şeytani bir kavram olarak resmedilmesi alışılmadık bir şey değil. Bizim de "O" değil "hani şu şey" dememiz belki de bundandır. Cinlere üç harfli demek gibi, bahsetmekten kaçınılan, korkulan... Meçhul bir kötülük
Ömrünün yarısını yaylalarda geçiren bir zatı muhtereme (annem) geçmişte söyledikleri türküleri hatırlayıp hatırlamadığını sordum ve benimle paylaştığı türkülerden birisi şöyle: Ay doğdu mu doğdu mu Yıldız tamam oldu mu Aldız gittiz yarimi Birlik tamam oldu mu Bir ay doğar mardinden Dolan evin ardından Diliminen kan alayım Ah memen arasından Bir ay doğar süt gibi Kenarları çit gibi ...

Ağıl

@helvegen
·
Ağıl
Burada ağıl sözünü, bütün mânâları ve kökleri ile inceleyecek değiliz. Çünkü bu, çok geniş bir konudur. Aslında ağıl, etrafı çitle veya başka bir şeyle çevrilmiş, bir yer veya bir tarla demektir. Türk ağızlarında, bu mânâyı veren türlü fiil kökleri vardır. Eski Anadolu metinlerinde, ay ve güneşin etrafındaki hâleyi ifade eden, ay ağılı, gün ağılı gibi deyimler de, bu sözün ana anlayışını gösteren, açık örneklerdir.
"Kar yağar, yağmur yağar, ortalık kupkuru; dışarı çıktım, dizecek balçık, çamur; biraz öteye gittim, üç torbaya rastladım, ikisi dipli mipli, birinin hiç dibi yok; hiç dibi yok olan torbayı aldım, biraz daha gittim, üç tencereye rastladım, ikisi dipli mipli, birinin hiç dibi yok; hiç dibi olmayan tencereyi aldım, torbaya soktum; biraz öteye gittim, üç testiye rastladım, ikisi kulplu mulplu, birinin hiç kulpu yok; kulpu yok testiyi aldım, biraz öteye gittim, üç çeşmeye rastladım, ikisi sulu mulu, birinin hiç suyu yok; hiç suyu olmayan çeşmeden kulpsuz testiyi doldurdum; biraz öteye gittim. Üç kapıya rastladım, ikisi kırık mırık, birinin hiç kapısı yok, hiç kapısı yok olan kapıyı çaldım, karşıma üç adam çıktı, ikisi gözlü mözlü, hiç birinin gözü yok; hiç gözü olmayandan bir akça istedim, bana üç akça verdi, ikisi paralı maralı, birinde hiç para yok; hiç para olmayan akçayı aldım, biraz öteye gittim, üç satıcıya rastladım, ikisi donlu monlu, birinin hiç donu yok; hiç donu olmayana akçamı uzattım, bana kağıt verdi, çivi verdi, helva verdi, tahta verdi. Helvayı yedim, karnım doydu; oturdum, üç merdiven yaptım, ikisi uzun muzun, birinin hiç boyu yok; biraz öteye gittim, üç camiye rastladım, ikisi minareli minaresiz, birinin hiç minaresi yok; hiç minaresi yok olanda üç müezzin ezan okuyor, ikisi sesli mesli, birinin hiç sesi yok; hiç boyu olmayan merdiveni hiç minaresi olmayan minareye dayadım, ve çıktım; hiç sesi olmayan müezzinin kellesini uçurdum. Aşağıya indim, eve gidiyordum. Bir de baktım ki köprü üstünde uçurduğum kelle, soğan salata satıyor"