Edebiyatın en kadim yolculukları daima aşağıya doğru olmuştur. Alice'in tavşan deliğine düşüşü veya Stephen King'in It'inin kanalizasyon labirentleri, modern anlatılarda ruhun derinliklerini resmederken; Türkçe, bu karanlık yolculuğun özünü tek bir kelimede saklar ki o da "düş" kelimesidir. "Düş" hem bizi yüksek bir yerden aşağı çeken fiziksel eylemi hem de uykunun perdesinde beliren imgeler alemi olan rüyayı aynı anda ifade eder. Bu dilsel ikiliğin tesadüften çok, bilinçaltının doğasına dair derin bir sezgiyi barındırdığını düşünüyorum. Freud ve Jung'un "kraliyet yolu" dediği rüya (düş), ancak bilinçli zihin (ego) yüzeydeki sağlam zemininden düştüğü an açığa çıkar. Tıpkı Alice'in rüya evrenine geçişi gibi, bilinçaltı katmanına ulaşmak için önce mantığın prangalarından düşmek gerekir.
Carroll’ın küçük kahramanının yolculuğu, bir tavşan deliğinden düşüşle başlar. Bu ani ve kontrolsüz düşüş, bilinçli düşüncenin hızla mantık dışı bir alana çekilmesinin estetik temsilidir. Harikalar Diyarı, tam anlamıyla Alice’in zihninin bir yansımasıdır; burası, gerçekliğin mantık ilkelerinden arınmış, tamamen haz ilkesi ile işleyen bir rüya alemidir.
Alice'in kendi içindeki yerçekimine yenik düşerek peşine takıldığı tavşan deliği, bilincin yüzeyindeki düzenli çimenden, bilincin kaotik derinliğine açılan bir girdaptır. Bir an, gökyüzü, nesneler ve mantık yerindeyken; ertesi an, zamanın ve mekanın yasaları eritilmiş bir mum gibi akışkanlaşır. Düşüş, bir son değil, rüyaların ve bastırılmış arzuların ipek perdelerle örülmüş, zihnin en mahrem kanalizasyonuna doğru atılan kontrolsüz bir adımdır. Orası, bilincin asla kabul etmeyeceği tuhaflıkların, kendini dev aynasında seyrettiği bir ayna evidir. Tıpkı palyaçonun makyajının, sadece bir makyaj değil, Id'in maskesi olması gibi; karşısındaki