Ağıl

Ağıl
@helvegen
wedontknow
Tahakküm ve baskının başlangıcında, uzun zamandır de­vam eden canlı dünyaya ait zenginliklerin tüketilmesi süre­cinin kalkış noktasında, yaşamın akışından son derece dü­şüncesiz bir ayrılış bulunuyor. Bir zamanlar serbestçe veri­len şeyler, artık kontrol ediliyor, bölüştürülüp dağıtılıyor. Feyerabend, "çevrelerini kuşatıp kafalarım karıştıran bollu­ğu azaltmak" için özellikle uzmanların gösterdiği çabalardan söz ediyor. Dilin özü semboldür. Her zaman bir ikame. El altında bu­lunan, kendisini doğrudan bize gösteren şeyin her daim daha soluk bir temsili.
Sayfa 12
Bizim kavramımız şudur: "ölüyorum, öyleyse varım!" Tanrı; dağı, taşı ve yeryüzünü altı günde yarattı. Yedinci gün intihar etti.
Hani şu şey
Çuv. ------- Сĕm (sĕm) 1: Koyu, karanlık, sık. 2: Bilinç. Cěmsěp (sĕmsĕr) (Türkiye Türkçesi: +sız, +siz → +sĕp) 1: küstah. 2: Açgözlü, tamahkar, haris. 3: katı yürekli, amansız, acımasız kötü. 4: Sert, şiddetli, korkunç. 5: Bilinçsiz, dalgın. ...

Ağıl

@helvegen
·
Hani şu şey
Paragraf sorusu çözerken bu soruyla karşılaştım. Le Ça da zaten "O" anlamına geliyormuş. "Ruhun en derin gerçekler dünyasıyla değil, doğrudan doğruya bedenle ve haz ilkesini öne alarak ilişki kuran kesimi" için zamir kullanmak, aslında neyden bahsettiği kesin olmasa da çok fazla anlam içeriyor sanki. Id'in basitçe, şeytani bir kavram olarak resmedilmesi alışılmadık bir şey değil. Bizim de "O" değil "hani şu şey" dememiz belki de bundandır. Cinlere üç harfli demek gibi, bahsetmekten kaçınılan, korkulan... Meçhul bir kötülük
Bilim ve fennin geçemediği alan varsayım ve kuram alanıdır ki buna felsefe denir. Şu halde her zaman dünün felsefesi bugünün bilim ve fenni, yarının bi­lim ve fenni bugünün felsefesidir. Eğer felsefeyi böyle kabul edersek şimdilik bizde ne halde bulunduğunu değil, ne zaman var olduğunu sormak bile saçma! Fakat böyle düşünmez de metafiziğe ve bununla ilişkisi olan konulara felsefe demekte ısrar edersek pek geride kalmış ol­makla beraber söyleyecek bir kaç söz bulunabilir zannederim. Arapçaya vakıf olan alimlerimize rica ettik, yalvararak, bü­tün yokluklarımızı karşılayacağı müjdelenen o büyük felsefe hazinelerini artık açıvermelerini rica ettik. Henüz böyle bir lütuftan değil o lütfün zerresinden bile eser göremedik. Artık çı­kışmak hakkımızdır: İşte ben açık söylüyorum: Ya Arapçada hiçbir şeyler yok, ya da arapça bilen alimlerimiz çok tenbel!..
Bizde memur demek, anımsanması daima yürek parçala­yan bir geçmiş, geleceği kuşkulu ve karanlığın korkunç hayali karşısında titrek bir hal, önceden tasavvur olunabilecek derecelerden çok ziyade feci bir gelecek mahkumu demektir.