"Güzel şehirler vardır... Şık cafeler, klas mekânlar, çarpıcı parfümler, nefis menüler, içeriği dolu dolu kitaplar, sağlam soundu olan müzikler... İyidir, hoştur, güzeldir, derindir, kalifiyedir, yok yoktur. Ama bir türlü yakın, benzer, benden, "hemdem", ruhdaş bulamazsınız ya ruhunuza. Ve bazı şeyler de öyle şahane, über, havalı vasıfları ve kudreti olmadan bile, küçücük şeylerle dahi cânınıza, ruhunuza, çok yakın gelir ve tesir eder ya. İşte insanlar da tıpkı böyle." 25.06.2026 - Van
Hemdem kelimesini kullandım ilk kez konuşurken hep merak etmişimdir ne zaman kullanırım acaba diye bugüne nasipmiş jajjajajja
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Altı saatten arta kalan zamanın, haftaların, ayların. Bugün, dünya yeniden yakalandı uzun zaman sonra kaçtığı güneşin ışınlarına. Bugün, güneş yeniden allarından öptü dünyanın bilmukabele yine uzunca bir aradan sonra. Ahsen göğün zevahiri, samanyolunun gözlerini kamaştırdı belki. Belki efsunkâr dolunay doğup günden güne yeniden batarken, cefâpîşe diye anıldı parlayan yıldızlar tarafından. Menfi olduğu muhakkak olan bir düşüncenin arka fonunda geriden geriye bedhah olan rüzgâr; çarparken kimsesiz çeşmelerden akan suların saçlarına, efgan ile yardım dilenir yine çoban çeşmesi hayatının altından bir damarla aktığı ve kendini hep yamaçlarında bulduğu dağlardan. Mûtenâ inerken yağmur maviliklerin içinden, ülfet eder gibi kendi güzelliği ile hemdem olan denizlerin damlalarına. Tecerrüt etti beyaz bulutlar, tarladan uçuşan pamuk gibi göğün tarlalarından. Vuslatı beklerken suya hasret ekinler gibi, firkatin hicranı sardı gökyüzünün göğsünü. Tecessüs ederken güzeşte olmuş zamana inci taneleri gibi dolu, tevekkeli hâmuş etmiş yeryüzünün buğday tenli toprağına. Bugün nazenin harfler. Güzelim kelimelerin başı şişti belki çaçaron cümlelerin kalabalığıyla. Oysa iptila olmuş, biyadını ilân ederken hece hece satırlara. Feraset etti mirzâ. Aysar oldu mübrem. Filhakika bişrev edip, inşirah etti zevahiri şûride olmuş gönül. "Bana her şey çok uzak. Kendiliğinden beri, kendimi bildiğimden. Emin değilim, bilmek istediğimden." Diyor: 366.günün birisinde. Bugün 366.gün...
Farsça çok güzel bir dil. Vakit bulsak da öğrensek.
Bugün bir kelime öğrendim: Hemdem olmak. Farsçada 'hem' kelimesi 'birlikte', 'dem' kelimesi de 'nefes' anlamına gelirmiş. Yani hemdem olmak birlikte nefes almak demektir, diyor bir kaynak.Soluktaş olmak, aynı anda aynı mesele için nefes tüketmektir, diyor. TDK ise aynı yerde, aynı anda, aynı zamanda beraber olmak şeklinde açıklıyor.
Akışkan modernite çağında her şey eridi, her şey sıvılaştı. Akışkan çağın temel karakteristiği, kalıcılıktan korkması. Bağ kurmak, bugünün insanı için özgürlüğü kısıtlayan bir pranga olarak algılanıyor. Bauman’ın deyimiyle, bugünün insanı "bağ kurmak" istemiyor, sadece "network (ağ) oluşturmak" istiyor. Peki, bağ ile ağ arasındaki fark nedir? Bağ, sorumluluk getirir; emek ister, fedakarlık ister, fırtınada gemiyi terk etmemeyi gerektirir. Ağ ise, tek bir tuşla bağlanabildiğiniz ve canınız sıkıldığında, işler zorlaştığında yine tek bir tuşla ‘bağlantıyı kes’ diyebileceğiniz yapay bir yapıdır. İşte ilişkisel israf, bağların yerini ağların almasıyla başlar. Sorumluluk içermeyen her ilişki, doğası gereği yüksek miktarda atık üretmeye mahkumdur. Kullan-at düşüncesi insan ilişkilerini de kuşatıyor. Bir dostumuz acı çektiğinde ona kalbimizi açmak yerine, WhatsApp'tan üzgün bir emoji gönderip hayatımıza devam ediyoruz. Emek verilmeyen, derinleşmesine izin verilmeyen her ilişki, sığ sularda karaya oturan bir gemi gibi erkenden çürür ve duygusal bir atığa dönüşür. İlişkisel israfın en vahşi boyutu, insanı bir "özne" olarak değil, bir "nesne" olarak görmektir. Hayatımıza giren, bize en zor günlerimizde elini uzatan, bizi büyüten, geliştiren insanları, ilk fikir ayrılığında, ilk çıkar çatışmasında ya da daha popüler, daha zengin, daha faydalı bir alternatifini bulduğumuzda hayatımızın dışına fırlatıyoruz. İnsanın vefası israf edildiğinde, toplumun güven dokusu tuzla buz olur. Sistem, ayakta kalabilmek için sürekli bir "tatminsizlik" üretmek zorunda. Tüketim kapitalizmi, nesneleri tüketmek için geliştirdiği bu "eskidi, at, yenisini al" refleksini, bizim bilişsel haritamıza öyle bir kazıdı ki, biz bu refleksi insanlara da uygulamaya başladık. Kapitalist pazar mantığı romantik
1000Kitap
Sema Yeşil Bir Sevda Gözlerinin yeşilinde kaybolmak var önce, Bir orman sessizliğinde, kendinden geçercesine. Konuşmadan, kelimeler dökülmeden dile, Sadece susmak ve anlamak var derinden derine... Ruhuma ince ince işleyen o ruhunla, Aynı göğün altında hemdem, hemhâl olmak. Ve ötesinde her şeyin, o sonsuz huzurla, Dostluğun sevdasında, Yaradan'da yok olmak.