#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌍 Onlara: “Sizi göklerden ve yerden kim rızıklandırıyor?” diye sor. Cevap veremezlerse: “Allah’tır” de ve ekle: “O halde ya biz veya siz, ikimizden biri doğru yolda, diğeri ise apaçık bir sapıklık içindedir.” 24 De ki: “Bizim işlediğimiz herhangi bir suçtan siz sorguya çekilecek değilsiniz; biz de sizin yaptıklarınızdan sorguya çekilmeyeceğiz.” 25 De ki: “Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda en doğru bir şekilde hükmünü verecektir. Çünkü O, hükmünü adâletle verip gerçeği ortaya çıkaran ve her şeyi hakkıyla bilendir.” 26 De ki: “Allah’ın yanına yakıştırdığınız ortakları bana gösterin bakalım! Hâşâ! O’nun hiçbir ortağı yoktur. Bilakis O, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır.” 27 #Tefsir: 📖 📖 Peygamberimiz (s.a.s.)’le müşrikler arasında vuku bulan bu konuşmada, muhatapların iddiaları en tesirli bir yolla reddedilir. Şöyle ki: Evvela rızık konusu gündeme getirilir. Müşrikler de kendilerini göklerden ve yerden rızıklandıran varlığın sadece Allah olduğunu, nihâi noktada putların bu konuda bir yetkilerinin olmadığını biliyorlardı. Şimdi karşılıklı münâkaşa eden iki gruptan biri gerçek rızık verici olan Allah’ın birliğine inanıp yalnız O’na kulluk ediyor, diğeri ise O’na ortak koşuyordu. Bu iki gruptan birinin doğru yolda olduğu, diğerinin de sapık yolda olduğu kesindir. Fakat Cenâb-ı Hak burada Peygamberimiz (s.a.s.) ve mü’minlere mühim ve semereli bir tartışma âdabı öğretmektedir: Eğer tartışan taraflardan biri kendisinin doğru, karşı tarafın ise hatalı olduğunu peşinen ifade ederek söze başlarsa bu tartışmadan verim alınamaz. Halbuki önce iki taraftan birinin hatalı olabileceğinin kabulü, taassubun atılmasına ve tarafların fikirlerini samimi olarak gözden geçirmelerine imkân sağlar. Bu sebeple
Bir üzüntünün, derdin, sıkıntının sonucunda insan sahip olduğu herhangi bir şeyi, özellikle temelde sağlığını, örneğin görebilmesini, işitebilmesini, konuşabilmesini, hareket edebilmesini, yiyip içebilmesini, nefes alabilmesini vb. kaybettiğinde bu mahrum olma hali önceki kederli halinin yerini alır, bu sefer odağını sahip olduğunda kıymetini hatta varlığını dahi fark edemediği en temel nimetlere çevirir. Başına her ne gelirse gelsin hemen herkes onu kaybettiğinde tüm sıkıntılarını, üzüntülerini, dertlerini bir kenara bırakıp onunla meşgul olacağı en az bir nimete daha sahiptir. Bu haliyle insan her daim kayıplarından daha fazlasıdır çünkü giden, kalandan büyük ve ehemmiyetli değildir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.” (Tirmizî, Zühd 34. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 9).
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ÇIĞLIK DENİNCE AKLA HEMEN ONUN ADİ GELİR "GAZEL GAZEL GAZEL "
Çok fazla şeye kırıldım bu hayatta ama buna rağmen herkesi hemen affederdim ama bugün o kadar fazla kırıldım ki affedilme olasılığı hiç yok...
Yine uzun bir yazı ve yine ben :)...
Bu yazıyı yazıp yazmama konusunu çok düşündüm. Ama sonra dedim ki kendi kendime yaz gitsin. Ve bu yüzden de şimdi yazıyorum :) Bildiğiniz üzere bugün sabah Türkiye - Paraguay maçımız vardı ve mağlubiyetle sahadan ayrıldık. Üzüldüm, üzüldük; üzülmedik değil. İnsan illa küçük de olsa bir hüzün hissediyor. Neyse şimdi buraya üzülmemizden bahsetmek için yazmıyorum. Bundan sonrasında konudan konuya atlarsam kusuruma bakmayın... Öncelikle nasibimizde gol atmak yokmuş diyerek başlamak istiyorum. Çünkü ben sadece son 20 dksını izleyebildim maçın. (Çünkü uykuda kalmışım. Biz kaybedince de tamamını izlemek istemedim.) Ve o son dakikalarda özellikle nasıl goller kaçırdıklarını gördüm. Hayır yani hiçbiri mi gol olmaz? Olmadı. Ve neredeyse hepsi de kaleyi milimiyle, santimiyle sıyırdı. Mesela Merih'in o son saniyedeki kafa vuruşu... O gol olabilirdi mesela ama olmadı. Buna resmen nasibimizde o gol yokmuş demek oluyor. Hayatta da böyle şeyler başımıza gelmiyor mu? Bir şeyin olmasını çok istiyoruz. Neredeyse her yolu, her şeyi deniyoruz olsun diye... Ama olmuyor. Allah nasip etmiyor. Demek ki bizim için hayırlı bir şey değilmiş deyip yolumuza bakmamız, devam etmemiz lazım. O gol de bize hayır getirmeyecekti demek ki. Bilmiyorum anlatabildim mi? Ve ben olsam oraya gelebildiğim için bile sevinirdim. Gönül isterdi ki daha da ielrleyelim ama işte nasip... Şimdi görüyorum ki herkes linç tufanına tutuyor takımı. Ben linçlemek için yazmıyorum kesinlikle bu yazıyı. Ya da mesela bir şey daha var bizim kazanmamımızı engelleyen kanaatimce... O da bir şey oldu mu bunu hemen yüceltmemiz, ortada hiçbir şey yokken kibirlenmemiz ya da daha başka şeyler... Size soruyorum karşı takım Paraguay diye ezip geçeriz ya demediniz mi? Tamam bakın belki demediniz ama hiç aklınızın ucundan bile mi geçmedi?
Robin Hood'un 12. yüzyıldan günümüze uzanan evrimi, aslında muktedirlerin ve dönemin sosyo-politik dinamiklerinin, kitlelerin dilindeki bir anlatıyı nasıl manipüle edip kendi çıkarlarına göre "evistleştirebileceğinin" kusursuz bir simülasyonu. Sınıfsal Kimliğin Değiştirilmesi (Özgür Çiftçilikten Soyluluğa) ​İlk Dönem: İlk yazılı kaynaklarda Robin Hood, bir aristokrat değil, köylünün bir tık üstünde yer alan özgür bir çiftçidir (yeoman). Radikaldir, doğrudan kurulu düzene ve yozlaşmış kurumlara (kilise ve toprak sahipleri) başkaldırır. ​Kırılma (16. Yüzyıl ve Sonrası): Üst sınıflar ve devlet aygıtı (örneğin VIII. Henry) figürü benimsedikçe, sistem için tehlikeli olan bu "haydut" kimliği törpülenir. Karakter, haksızlığa uğramış soylu bir figüre (Sir Robin of Locksley) dönüştürülür. Bu yapısal değişiklik, anlatının yıkıcı gücünü elinden alır; çünkü artık sorun sistemin kendisi değil, sistem içindeki bazı "kötü aktörler" (Prens John gibi) haline gelir. Ahlaki Griliğin İdealize Edilmesi (Katil Hayduttan Aile Dostu Kahramana) Özgün Efsane: Erken dönem baladlarında Robin, ahlaki açıdan gri, çıkarları için şiddete ve cinayete başvurmaktan çekinmeyen, manipülatif bir ortaçağ düzenbazıdır. Yoksullara yardımı birincil amaç değil, sistem karşıtlığının doğal bir yan ürünüdür. Modern Dönem: 19. yüzyıl Viktorya dönemi ahlakçılığı ve 20. yüzyıl Disney sineması, karakteri tamamen sterilize ederek "zenginden alıp fakire veren" fedakâr bir halk kahramanına, hatta çocuk kitaplarının sevimli bir figürüne indirger. Anlatıların Manipülasyonu ve Günümüz Sosyolojisi Robin Hood efsanesinin bu iki ucu arasındaki uçurum, günümüz dünyasındaki "anlatı inşası" (narrative building) ve sosyal medyanın yarattığı kabilecilikle doğrudan örtüşüyor. İnsanlık, karmaşık ve gri olan gerçekliği kabul
Felsefe