Modern dünyamızın en büyük sorunu: sonuç ! Bir amaç belirlemek gerekli olsa da bütün dikkatimizi amaca verdiğimizde yolculuğu unutuyoruz. Amaca ulaşma takıntımız başarısızlık korkumuzu doğuruyor. Belirsizlikten, o kaçınılmaz ana kadar acı çekiyoruz: Ya amacımıza ulaşıyor ve hemen yeni bir amaç daha belirleyip yeniden acı çekmeye başlıyoruz ya da amacımıza ulaşamıyor ve değersiz olduğumuzu düşünüp açı içinde kahroluyoruz. Sonuçta amaç bir travmaya dönüşüyor.
Sonuç bir durumdur, iki yolculuk arasındaki küçücük bir andır.
Mutluluğun bu kadar kısa bir ana bağlı bir şey olduğunu mu zannediyorsun?
Çok fazla iş değiştirmek, şehir değiştirmek, bir ilişki biter bitmez soluk bile almadan hemen yeni bir ilişkiye başlamak bu tür kaçışlara örnek olarak gösterilebilir. Hepsinin ortak noktası şu: Durduğunda düşünmek zorunda kalacağın bir şey var ve sen durmamak için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. Meşguliyet mükemmel bir koruyucu... Hem kendine hem de yakınlarındaki insanlara verebileceğin harika mazeretler üretmene yardımcı oluyor. Meşgulsen düşünmüyorsun, düşünmüyorsan yüzleşmiyorsun,
yuzleşmiyorsan her şey yolundaymış gibi görünüyor. Ama değil.
"Tüm bu yeni bilgiler ışığında, artık bana âşık olduğunu düşünmüyorsun, değil mi?"
Thorne onu görebilseydi cevabı hemen anlardı.
Cress şimdi onu her zamankinden de çok seviyordu.
...
Çölde ona yaşam gücü veren Carswell Thorne'du. Kaçırıldığında peşinden gelen. Bütün umutlar tükenmişken, bir nehrin değil ama ölümün kıyısında onu öpen Carswell Thorne.
“Gidecek olan... gider işte."
Derin bir nefes çekip bıkkınlıkla bıraktı.
"Ne demek gider işte? Öyle dingil gibi, gidiyorum şekerim deyip gidecek mi?"
"Yok, onu erkekler söyler. Biz genelde bu konularda söylediğimiz şeyleri hemen yapmayız. Söylemekten vazgeçtiğimizde
de bir bakmışız gitmişiz. Hani böyle ekmek almaya filan çıkıp geri dönmeyebiliriz mesela.”
Herkes mi mutsuz bilmiyorum. Hepsi bir şeylerle meşgul, fazla mesai yapıyor, çocukları, kocaları, kariyerleri, dereceleri, yarın yapmayı planladıkları, satın almak istedikleri, başkalarından aşağı kalmadan sahip olmak istedikleri ve buna benzer şeyler için endişeleniyorlar. Çok az kişi bana gerçekten ‘Mutsuzum’ dedi. Çoğu ‘İyiyim her istediğimi sahibim,’ der. Sonra ben ‘Seni ne mutlu eder?’ diye sorarım. Yanıt: ‘Bir insanın sahip olmak isteyebileceği her şeyi sahibim- bir aile, ev, iş, sağlıklı bir hayat.’ Yine sorarım: ‘Yaşam sadece bundan ibaret mi diye merak ettiniz mi hiç?’ Yanıt ‘Evet bu kadar.’ Israr ederim ‘Öyleyse yaşımın anlamı iş, aile, bir gün büyüyecek ve sizi terk edecek çocuklar, gerçek bir sevgiliden çok bir arkadaşa dönüşecek bir zevce ya da koca. Ve elbette bir gün gelecek iş bitecek bunlar olduğunda ne yapacaksınız?’ Yanıt: Yok. Hemen konuyu değiştiriverler.
Hayır aslında söyledikleri: ‘Çocuklar büyüdüğünde kocam -ya da karım tutku dolu bir aşktan daha çok arkadaşım olduğunda, emekli olduğumda her zaman yapmak istediğim şeyi yapmak için zamanım olacak: Seyahat edeceğim.’ Soru: ‘Ama şimdi mutlu olduğunuzu söylemediniz mi? Zaten hep yapmak istediğiniz şeyleri yapmıyor musunuz?’ Yine çok meşgul olduklarını söyleyecek ve konuyu değiştireceklerdir.
Israr edersem daima yokluğunu duydukları bir şeyi yanıt verirler.