Irmak Zileli - Şimdi Buradaydı
Roman, Psikiyatrist olan Birkan danışanı Yankı'nın bir cinayet işleyebileceğinden şüpheleniyor ve son seanslarında ona bunu nasıl söyleyeceğini düşünerek başlıyor. Sonrasında hem hikayenin hem karakterlerin geçmişlerine kesikli bir yolculuk yapıyoruz. İki karakterin geçmişlerine, çocukluk travmalarına, ilişkilerine, kayıplarına ve eksikliklerine tanıklık ediyoruz.
Kitaba başladığımda beni ilk etkileyen şey hikâyenin kendisinden çok anlatılma biçimi oldu. Roman daha ilk sayfalardan itibaren okuru güvenli bir zeminde yürütmüyor. Hikâye doğrusal ilerlemiyor; anılar, düşünceler, geçmiş ve şimdi sürekli iç içe. Konuşma tırnakları yok, noktalı virgül yok, paragraflar arasında boşluk yok. Yankı'nın bir cümlesinden hemen sonra Birkan'ın annesinin cümlesini okuyabiliyorsunuz mesela çünkü o ses Birkan'ın zihninde yankılanıyor. Diyalog ile anı, dış ses ile iç ses arasındaki sınır bu şekilde sürekli eriyor. İlk başlarda bu durum beni zaman zaman zorladı. Kimin konuştuğunu, hangi zaman diliminde olduğumu anlamak için bazı bölümleri tekrar okumam gerekti.
Ama sonradan anlıyoruz ki bu anlatım tarzı okuru metinde tutmak için çok gerekli. Dikkatinizi sürekli diri tutuyor, odaklanmanızı sağlıyor. Başka bir şeyle ilgilenme şansınız yok çünkü bir cümleyi kaçırırsanız konunun gidişatını kaybediyorsunuz. Okur olarak size hazır cevaplar sunulmuyor, boşluklar doldurulmuyor, ne düşüneceğiniz söylenmiyor. Bu nedenle romanın içine çok erken bir noktada giriyorsunuz.
Roman boyunca en baskın başlıklardan biri kayıp duygusu. Kitapta neredeyse herkes bir şeyini kaybetmiş gibiydi. Bir baba yok, bir kardeş yok, cevaplar yok, tamamlanmış hikâyeler yok. Karakterlerin hayatlarında olduğu gibi anlatının kendisinde de eksiklikler ve boşluklar var. Bunlar nerede diye
Bazı yazarlar vardır çıkan kitabın konusuna bakmaz hemen alırsınız. Alice benim için o yazarlardan biri ilk tanıştığımın kitabından beri sıkı bir takipçisiyim. Bu kitabı gördüm konusuna bakmadan aldım. Eden her perşembe olduğu gibi o günde yeni taşındıkları kasaba da koşuya çıkıyor ve yanına evinin anahtarından başka bişey almıyor. Eve vardığında kapıyı açmaya çalışıyor ama anahtarları kapıya uymuyor. Kapıyı çalınca da karşısına kendisine çok benzeyen bir kadın ve kendi kocası çıkıyor. Kadın gerçek Edenin kendisi olduğunu ve onu hiç tanımadıklarını söylüyor kocası da onay verip kapıyı kapatıyor. Olaylar böyle başlıyor ama bu gizemin en basit kısmı olaylar o kadar iç içe ve dolambaçlı ki sayfaları ışık hızıyla çevireceksiniz. Sonu ise beklemedikti. Yine bir şaheser.
#y:542223
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabın ilk yarısı olan Düğün’de Cezayir’in kavurucu güneşi, denizin tuzu ve yaşama sevincinin lirik coşkusuyla Akdeniz’in kalbine doğru aydınlık bir yolculuğa çıkarken; hemen ardından gelen Bir Alman Dosta Mektuplar ile İkinci Dünya Savaşı’nın karanlığına ve faşizme karşı insanın onurunu koruma mücadelesine, o ağır felsefi direnişe tanık oluyorsunuz. Camus’nün, doğanın sonsuzluğu karşısında bu kısacık ömrümüze nasıl sıkı sıkıya tutunmamız gerektiğini anlattığı gençlik yıllarından, dünyanın anlamsızlığına teslim olan bir ideolojiye karşı insanlığı ve adaleti savunduğu olgunluk dönemine geçişini tek solukta okumak zihni gerçekten çok besliyor. Hem bedensel varoluşu kutlayan aydınlık bir felsefeye hem de en karanlık zamanlarda bile dimdik duran ahlaki bir manifestoya aynı anda şahit olmak istiyorsanız, kalemin gücünü iliklerinize kadar hissettirecek bu eşsiz esere kesinlikle şans vermelisiniz!
Çizimleri harika, hikayeleri ise biraz yürek burkan cinsten.
Kesinlikle şans verilmesi gereken bir çizgi roman.
'Ölümden hemen sonrası, araf, nasıl bir yer olabilir ki?'nin tatlı sunumu.
Tüylerim diken diken okudum o kadar iyiki hemen diğerine başlayacağım o kadar iyilerki o kadar
Bu seri cidden iyi olay iyi kurgu da iyi sarıyor akıcı çok güzel ya ne oluyır o kadar merak ediyorsun ki meraktan ölücem hemnnn diğerine başlıyorummmm
İnan BanaTahereh Mafi · Dex Kitap · 2019746 okunma
(Spoiler içermez)
Sinan Sürücü'nün ilk romanı EyLüL. Sakın kitap'tan çıkmış. Sinan, İzmir'de avukatlık yapıyor. Aynı dönem staj yaptığımızdan bu yana tanırım kendisini. Severim de. Doğrusu bir kitap yazdığını söylediğinde benim için sürpriz olmadı. Ceza hukuku ile ilgili zaten bir kitabı vardı ve ikincisini yazmıştır diye düşündüm. Çıkarıp verdiğinde ise bir roman olduğunu gördüm ve oldukça şaşırdım. O gün güzel bir sohbetimiz oldu, konu konuyu açtı. ilk defa edebiyata olan ilgisini ve okuduklarını bu şekilde öğrenmiş oldum, doğrusu çok hoş bir süprizdi. Okumak için heyecanlandım. Hemen basladıysam da araya birşeyler girdi, okuyamadım, iki ay sonra ise kitaba ikinci bir başlangıç yaptim. Ve 300 sayfa iki günde bitti. Oldukça güçlü bir girişi var ve daha ilk sayfada okurum ilgisini yüksek bir seviyeye çeken bir hikaye ile karşılaşıyoruz. O ilgi son sayfaya kadar hiç eksilmiyor. Kitap akıp giden cinsten ve elinizden bırakmak istemeyeceğiniz kitaplardan oluyor. En azından benim için böyle oldu. Yüksek bir ilgiyle giriş yaptığım kitap kurgusu ile üç ayrı zamanda ilerleyen yapısıyla oldukça başarılı. İzmir İstanbul ve Ankara'ya ve o üç farklı zamana gidip geliyoruz. Roman kurgusal olarak bu gidiş gelişler nedeniyle okurla bağını hiç koparmiyor. Üstelik roman boyunca size bir de şarkılar eşlik ediyor. (Karakterlerin sevdiği bu sarkilardan liste de yapmayı düşündüm ben. )
Doğrusu tahmin edilmesi zor bir şekilde romandaki düğüm çözülürken okur olaylarin düşündügü gibi ilerlemedigini görüyor. Yazar ustalıkla bir yerde okuru uyutuyor okudukça olayların nasıl sonlanacagina dair guclu bir tahminiz oluşuyorsa da olaylar düşümug şekilde ilerlemiyor ve kitap farklı bir şekilde bağlanıyor.
En önemlisi fazla kelimesi olmayan, okuru yormayan, canlı karakterlerine kolayca bağ