Johann Wolfgang Von Goethe
Doğayı kavramak ve doğrudan kullanmak az insana nasiptir. Onlar idrak ile kullanım arasında kolayca bir hayal uydurur, bu hayal kolayca yerleşir ve asıl konu ve kullanım sebebi unutulur. 621 Aynı şekilde büyük doğada, en küçük çemberin içerisinde yaşananların aynısının gerçekleştiği, kolayca idrak edilemez. Tecrübeyle bunu öğrenmeye zorlandığımızda nihayetinde razı geliriz. Sürtünen kehribar tarafından çekime uğrayan saman en muhteşem gök gürültüsüyle akrabalık içerisindedir, hatta bire bir kendidir. Bu mikromegik durum birkaç başka durum için de geçerlidir. Ancak bu saf doğa aklı bizi hemen terk eder ve yapaylığın kötü ruhları bizi zapt ederek her yerde geçerliliğini sağlamaya çalışır. 622 Yaşadıkça, aslında doğaya hükmetmek için en yüksek haliyle var olan insanı gördükçe, aslında kendisini ve kendisinden olanları şiddetli ihtiyaçlardan kurtarması gereken insanı gördükçe, içim fenalaşıyor. Önceden hatalı olarak yerleştirmiş olduğu bir kavramdan yola çıkarak, bütün bunların tam aksini yapışını, kendi istediğini yapışını izledikçe ve nihayetinde temelin geneli talan olduğundan, bireyi de acınası biçimde berbat ettiğini görmek gitgide içimi acıtıyor. 623 Seyre açık olan hep aynı dünyadır, daima izlenen veya sessizleşen. Daima aynı insanlardır doğru veya yanlışta yaşayan, ilkinde ikincisinden daha rahat olarak. 624 Batılı komşularımızın en yeni felsefesi, insanın ve de ulusların ne kadar böbürlenirse böbürlensinler ve aynı şekilde, daima doğuştan gelene geri döneceklerini kanıtlamıştır. Doğası ve yaşam tarzının belirleyicisi o olduğuna göre, başka türlü olması mümkün müdür ki? 625 Fransızlar materyalizme yüz çevirdiler ve ezeli özün açıklamasında ruh ve cana daha fazla yer verdiler. Duyumculuktan koptular ve insanın doğasının derinliklerinde kendiliğinden bir gelişim
Felsefe
Ben, eden bulur karşılığı peşindeyim, bulamazsam kendi­ mi yok etmem lazım. Hem bu karşılık ileride, sonsuzlukta değil, hemen burada, yeryüzünde olmalı; bunu gözlerimle görmeliyim.
Alıntı
Reklam
Biz de masum değiliz. Hızlı olanı sevdik.Kısa olanı sevdik. Kolay sindirilen, çabuk tüketilen, hemen “beğenilen” şeyleri sevdik. Bir şarkıya sabretmeyi bıraktık. Bir insanı dinler gibi dinlemeyi bıraktık. Sonra da “neden eski tadı yok” diye soruyoruz. Var aslında da biz o tadı alacak kadar yavaş değiliz artık.Dilimiz hızlı, kulağımız sabırsız, kalbimiz meşgul. Böyle olunca da şarkı ne yapsın.
Sayfa 23 - CAN YILMAZ
Alıntı
Baba Timur
"Karım tek kalır, bizi görmezse korkar, dedi." Kelimeleri zorla topluyordu. "Anneyi hemen göremiyorsa babayı görmesi gerekiyormuş. Yanına girebiliyor muyuz?" "Biraz bekleteceğim," diyerek içeri yöneldi hemşire. "Oksijen değerleri normale döndüğünde yanına girebilirsiniz. Erken bir doğum olduğu için kontrol amaçlı kuvözde kalıyor. Maşallah, iri ve tatlı bir bebek. Gayet de sağlıklı, merak etmeyin." Hemşire uzaklaşırken Timur sessizce başını sallamak ve olduğu yerde kıpırdamadan durmaktan başka bir şey yapmadı. Bakışları yeniden cama dönmüş, minik cana odaklanmıştı. Zaafım, hayatım, benliğim ve ailem yok, derdi. Buğulu camın ötesinde kıpırdanan minik elleri her şeyi yerle bir etmeye yetti. "Neresi iri?" diye mırıldanırken sesi varla yok arasındaydı. "Küçücük bir şey bu, Murathan."
Kitaptaki en sevdiğim şey, bu muhteşem betimlemeler...
Topraktan bir sürü şey çıkıyor. Her yerde çiçek açıyor, her şeyin üstünde tomurcuklar var, yeşil duvak hemen hemen bütün griliği örttü, kuşlar geç kalmaktan korkarak telaşla yuva yapıyor, hatta bazıları gizli bahçede yer bulmak için kavga ediyor.
Sayfa 185·Kitabı okuyor
MUTLULUK 1983
Her gün ışığın doğmasıyla başlar mutluluk İnsanlar onu yaşatır. İstemeyenden hemen kaçar. Çok nazlıdır mutluluk Küçük bir sözden hemen kırılır. İncitmemeli, kırmamalı Onu hep yaşatmalı.
Sayfa 11 - Cinius Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam