Aklın amel defteri bir hayli kabarık. Sevabı mı yoksa günahı mı daha çok, söylemek zor. İnsanların hayatını kolaylaştıran icatları yapan da Elhamra Sarayı’nı ve Selimiye’yi inşa eden de akıl, milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaşları yöneten de kitlesel imha silahlarını yapan da akıl. Elbette farklı akıllar bunlar. Dolayısıyla temel soru şu: Bu fark nereden geliyor? Akıl, kendi özündeki iyiliği unutup neden kötülüğe râm oluyor? Kötüyü kutsayan ve meşrulaştıran akıl nasıl bir varlıktır? Kendi tabiatına ihanet eden bir akılla nasıl mücadele edilir?
İnanç ve erdemle beslenen akıl, varlığın hakikatine dair daha derin bir iç görü kazanır, zira böyle bir akıl kendi sınırlarını belirleyebilir ve “varlık dairesi” (dâiretü’l-vücûd) içinde kendi yerini bulabilir.
İbn Hazm (ö. 1064 ) “ Erdemlerin gerçekleştirilmesinde bilginin belirleyici bir rolü vardır. Her erdem de o bilginin ve her kusurda cehaletin bir payı vardır.”