Ezel ve ebed içre gönlümde yâr İstanbul
Gönül verip sevdiğim, gönlümü Yâristan bul
Düşersem yârden ayrı, yalnız sana düşeyim
Ağyâra meyledersem, gönlümü yar, İstanbul ...
Meşhur Şeyhülislam Dürrîzâde Abdullah Molla, Sultan II. Mahmud zamanında zenginliği ile birlikte ikramının bolluğu ve kibarlığı ile şöhret bulmuştu.
(Kısaca; Sultan II. Mahmud bu şöhretin mübalağa mı yoksa doğru mu olduğunu merak edip Dürrîzâde'nin konağına habersiz iftara gider.)
Padişah kendisine sunulan yemeklerin lezzetini takdir etmekle birlikte her yemek kabını çok kıymetli ve nefis kaplar olduğunu görmüş, yalnız pilavdan sonra gelen hoşafın bulunduğu kabın billur olduğu halde diğer kaplar gibi nefis bir işçiliğe sahip olmamasının sebebini Dürrîzâde'ye sorduğu zaman efendi: "Kulunuz hoşafın lezzetini bozmasın diye buz parçalarını hoşafın içine attırmıyorum da, gördüğünüz gibi buzdan kâse yaptırıp hoşafı onun içine koyduruyorum." demiş.
Padişah bu hadiseyi anlatırken bunu kendiliğinden anlayamadığından "Pek utandım" dermiş. Yemekten sonra "Efendi sizin aşçı pek iyi, isterseniz bizim aşçı ile değiştirelim" diyerek kendisini taltif etmiş. Sultan Mahmud, bu hadiseden sonra Dürrîzâde'nin ismi ne zaman huzurunda zikrolunsa "Adam kibardır!" dermiş.
Bu zengin kentimizde eskiden, hâli vakti yerinde olan her aile ramazanın otuz günü iftar verirmiş. Çağrılanlar veya kendiliklerinden gelenler, mevkilerine, kişiliklerine bakılmaksızın buyur edilir, "Fatiha ", "Yasin", "Bakara", "Maide" gibi, Kur'an-ı Kerim'den adlar verilen divan sofralarına oturmazdan önce her biri hizmetkârların tuttukları sepetlerden birer şimşir kaşık alıp bunun sapında yazılı sofraya otururlarmış.
İftarlık ikramından sonra sofralara, "düğün", "yoğurtlu toyga", ardından da "şehriye" olmak üzere üç çeşit çorba konulup kaldırılır, bu fasıl bitince sapları kırılan zarif kaşıklar, -üzerinde ayet-i kerime yazılı olduğu için- bilahare yakılıp külleri gül bahçelerine dökülürmüş.
İkinci kez yazısız kaşıklar dağıtılır ve asıl yemek faslı Bursa'nın ünlü kebapları, yahnileri, sebzeli etleriyle başlarmış. Ardından da "kol böreği", "burmalı börek", "yufka böreği"... yahut "kesme makarna" gelirmiş. Bunların yanında tahinle yapılan "buselik" şerbet veya kayısı ile nar karışımı "devran" şerbeti sunulurmuş.
Zengin, orta halli, fakir bütün Müslüman İstanbul halkı, ramazanı iyilik etme, sevap kazanma, günahlardan kurtulma sevinci ve şevki ile karşılarlardı. Erkeği olmayan dulların, evi barkı olmayan