(...) Bu arada, iki dindar kişi çıkar, Güney İtalya’daki Yunanlılar arasında… Biri, felsefeyi bâtıl bir din hâline getirmek isteyen Pisagor, diğeri, felsefeye sahici din idrakından haber getiren Zenofanes… Her ikisinin dindarlıkları haricinde belki tek müşterek noktası, her ikisinin de efsanenin “tanrılar”ına şiddetle düşman olmaları ve onlarla açıktan mücadele etmeleridir…
Pisagor’u okullardaki geometri derslerinden hatırlarız. Yine bir Yunanlı olan Öklid ile beraber, Pisagor’un teoremi, geometrinin (hendese) en esaslı iki hakikati sayılır. Matematiği (riyaziye) ilimlerin temeline koyar Pisagor. Sayılar ve onlar arasındaki ilişkiler, maddî olduğu gibi, manevî hakikatin de tamamını ele verir. Müzikte onun derin bir hassasiyet ve mühim buluşlar sahibi olduğu söylenir. Astronomi ve müzik alanına riyaziye yardımıyla girer. Riyazet, yâni nefs tezkiyesi ve ruhî arınma yolu da, riyaziyeden bir şubedir… Tenasuha inanır, et yemez, nefsi kötüler; felsefeyi tasavvufa götürüşü veya oradan getirişi ile Hind mistiklerini andırır… Çok geçmeden, onun felsefe mektebi, önce bir dinî tarikate, daha sonra ideolojik bir harekete dönüşür… Pisagor, maddî ve manevî hakikatleri kuşatma azmiyle kalmaz, siyasî hayata da müdahale eder, ihtilâl başlatır ve yaşadığı şehrin iktidarını ele geçirir… Fakat hayat çoğu zaman, Orfeus örneğinden de hatırlayacağımız gibi, felsefenin tasniflerine uymaz ve toplum, filozofların iktidarını kabullenmek istemez. Nitekim kanlı bir ayaklanma sonucunda, Pisagor ve taraftarları şehirden kovulur.