Vitrin Esareti ve Şahsiyet Buhranı
Yazılarım uzun ve sıkıcıdır, arka fonda çalsın youtu.be/U8oLGWSDVsE?si=... Ben meselelere hendese ilminin verdiği düşünme sistematiğiyle önce konuyu anlama, derinleştirme, tahlil etme, tetkik etme, fayda zarar analizi, hasar tespiti ve nihayetinde çözüm önerileri sunarak ilerleyeceğim. Modern insan, varoluşsal zeminini yitirdikçe siber mecraların yapay vitrinlerinde kendine sahte bir cennet inşa etme yarışına girişmiştir. görünüyorsam varım yanılgısıyla şekillenen bu yeni dünya düzeni, insanın fıtri istikametini kaybetmesinden doğan dehşetli bir performans kaygısını ve modern bir riyakarlık buhranını beraberinde getirmektedir. En mutlu anların, en şık kıyafetlerin ve derinliği hazmedilmemiş entelektüel alıntıların sergilendiği bu dijital panayırda, insanlık kendi gerçeğine yabancılaşmaktadır. Oysa hakiki samimiyet; insanın zayıflığıyla, acziyetiyle, kusuruyla ve yaralarıyla barışık olmasıyla var olur. Yaraların gizlenip sadece kurgulanmış başarıların yarıştırıldığı bu çağda, samimiyet erişilmez bir lüks haline gelmiş, kimse gerçek halini göstermeye cesaret edemediği için de kitleler derin bir anlaşılamama sızısıyla baş başa kalmıştır. Bu marazi tabloyu ve ruhsal yarılmayı tahlil ederken Furkan-ı Hakim’I esas kaynak olarak almak elzemdir. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir övünme yarışıdır. Ayet-i kerimenin açıkça ihtar ettiği bu mahiyet, insanın dijital ekranlarda sergilediği cafcaflı ama içi boş tasannu hayatının tam bir tasviridir. İnsanın dış dünyaya sunduğu mükemmeliyetçilik maskesi, Fahr-i Kainat Efendimiz’in (sav) Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. bu nebevi ihtarı, hakiki kıymetin dış görünüşte, takipçi sayılarında yahut vitrinlerdeki

Esra Nevi Şahıs Hanım

@Fani_biri
·
İnsanlar artık vitrinlerde yaşıyor. En mutlu anlar, en şık kıyafetler, en entelektüel alıntılar hep sergilenmek için. Bu kadar "görünür" olma çabası, insanı derin bir performans kaygısına sürüklüyor. Herkes birbirinin sadece "en iyi versiyonunu" görüyor. Oysa samimiyet, insanın zayıflığıyla, kusuruyla, yarasıyla var olur. Yaralarımızı gizleyip sadece başarılarımızı yarıştırdığımız bir dünyada, samimiyet bir lüks haline geldi. İnsanlar anlaşılmadıklarını hissediyor çünkü kimse gerçek halini göstermeye cesaret edemiyor
Duygu ve Düşünce
Sübhanallah..❤️ ​Varlığın Kalbindeki Gizli Hazine: Muhabbet-i Ezelî ​Kâinat, henüz varlık libasına bürünmemiş bir rüya iken; zaman, mekânın gurbetine düşmeden evvel, sadece O vardı. O Ebedî Sevgili (celle celâlühû), kendi cemâline hayran, sonsuz güzelliğine âşık ve bu eşsiz hazinenin bilinmesini murad eden yegâne Hakikat’tir. "Bilinmek istedim" buyuran o mukaddes nida, aslında aşkın ilk tecellisidir. Çünkü güzellik, kendi doğası gereği görünmek; aşk, kendi fıtratı gereği taşmak ister. ​Varlık ağacının her bir yaprağı, o sonsuz güzelliğin birer aynasıdır. Kaz Dağları'nın sisli zirvelerinden süzülen rüzgâr da, bir çiçeğin taç yaprağındaki ince hendese de hep aynı aşkın fısıltısıdır. O, her an bütün mahlûkata bu aşk ile tecelli ederken, aslında her zerrede kendi cemâlinin farklı bir nakşını seyreder. Güneşin vurduğu her su damlasında parlayan o ışıltı, asıl kaynağın bitmek bilmeyen cömertliğinden başka nedir ki? ​Bizler, bu muazzam inşaatın, yani "kalp inşaatının" işçileriyiz. Geçmişin tozlu yollarını tövbe ile süpürüp, geleceği imanın sarsılmaz temelinde yükseltirken aslında o Ebedî Sevgili’nin tecellilerine yer açıyoruz. Sadakatimiz harcımız, sabrımız ise tuğlamızdır. Eğer gönül aynasını masivadan, yani O’nun dışındaki her türlü geçici hevesten arındırabilirsek; o ayna, ezelî cemâlin parıltılarını daha berrak yansıtmaya başlar. ​İnsan, bu kâinat sergisinde sadece bir seyirci değil, o sonsuz sevginin en kıymetli muhatabıdır. Her nefes alışımızda içimize dolan hayattır O; her susuşumuzda kalbimizde yankılanan manadır. Ve gün gelir, bu dünya sürgünü biterken anlarız ki; sevilen de O’dur, seven de... Arayan da O’dur, aranan da... ​Bu yüzden ey gönül; dünü pişmanlıkla değil, bir daha dönmemek üzere edilen o büyük tövbeyle değiştir. Yarını ise, sadece O’nun rızası
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ahmet Cevdet Paşa Kimdir?
1823 yılında bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Lofça kasabasında doğdu. İlk tahsilini Lofça'da yapıp İslami ilimlerde hayli ilerleme gösterdikten sonra 1839 yılında İstanbul'a geldi. Devrin önde gelen âlimlerinden hesap, cebir, hendese gibi dersler aldı. Bu sırada Farsça öğrendi. 1844'te Premedi kazası kadılığı ile devlet hizmetine girdi. Çeşitli devlet memurluğu görevlerini üstlendi. 1851'de açılan Encümen-i Daniş'e âzâ seçildiği gibi Kavaid-i Osmaniye isimli eseri, Encümen 'ın ilk eseri olarak basıldı. 1855'te , on yıldan fazla sürdüreceği vakanüvislik (resmi devlet tarihçiliği) görevine getirildi. Yine birtakım üst düzey devlet görevlerinden sonra 1868'te Adliye Nazırı oldu. Aynı yıl Mecelle'nin yazılmasına başlandı. Mecelle'nin yazılmadı sekiz yıl sürdü. Son görevleri olarak çeşitli yerlere vali atanan Cevdet Paşa, 1895 yılında vefat etti. Fatih Camii haziresine defnedildi. Ahmet Cevdet Paşa ömrünü ilme ve kitaplara adamış, yazdığı eserlerle Osmanlı toplumuna yön vermiş değerli bir alim olduğu gibi kurduğu müesseseler ve birçok sahada getirdiği yeniliklerle, Tanzimat sonrası farklı şekilde devretmekte olan devlet çarkının rahatça dönmesini sağlamış olan büyük bir devlet adamıdır.
Havf Ve Recâ
Mümin bir şahsiyetin kemalat yolculuğunda, fıtri istidadını yerli yerinde kullanması ve bu latifelerini ilahi bir hendese ile teraziye vurması elzemdir. Bu manevi mimarinin en hayati iki sütunu, şüphesiz ki havf ve recadır. Havf, yani celal tecellisinden neşet eden o mukaddes korku; reca ise cemal sıfatının tecellisiyle kalbe dolan o baki ümittir. Havfla günahlardan uzaklaşan kul, reca ile istikametini düzelterek ibadetlere ve Allaha yönelir. Havf, tövbenin sebebi, tövbe ise recanın sebebidir. Bu iki kutup, bir mühendisin sistemindeki emniyet katsayısı ile itki gücü arasındaki muazzam dengeye benzer. Biri ruhu haddini bilmeye zorlayan bir dizgin, diğeri ise vuslata koşturan bir şevktir. İmam Gazalinin İhyasında münciyat bahsinde ifade buyurduğu üzere, korku insanı günahtan men eden bir kamçı, ümit ise amele sevk eden bir kılavuzdur. Gazali bu mizanı bir cerrah titizliğiyle teşrih ederken, kalbin ancak bu iki kanatla sema-i hakikate yükselebileceğini ihtar eder. Zira sadece havf ile hareket eden ruh, yeis bataklığına düşerek entropiye yenik düşer; sadece recaya sığınan ise ucub ve gaflet ile nizamını kaybeder. Akademik literatürde bu denge, psikolojik bir stabilizasyon unsuru olarak ele alınmaktadır. Özellikle tasavvuf psikolojisi üzerine yapılan çalışmalarda, havfın nevrotik bir kaygıdan ziyade, bir şuur dinamizmi ve mehafetullah olduğu vurgulanır. Ebu Talib el Mekki, Kutul Kulub eserinde bu kalbi makamları sistematik bir disiplinle izah ederken, marifetin özünün bu dengeyi muhafaza etmek olduğunu belirtir. Keza İbnül Kayyim el Cevziyye, Medaricus Salikin adlı eserinde ruhun seferini bir kuşun uçuşuna teşbih eder. Kuşun başı muhabbet, iki kanadı ise havf ve recadır. Kanatlardan biri noksan olduğunda uçuşun durması ve ruhun gurbette kalması kaçınılmazdır. Bu durum,
Din
Özdemir ASAF.
Biri gelse dese ,tarih, coğrafya ,hendese.Biri giderken sese.Seslere bir ses verse .Biride kalsa yerinde,kendisi olsa yer verinde.Bir başkası olsa yerinde,Kalksa dese kim kimin neresinde.Biri de yerinde dese.Son verelim bu derse.
Gökyüzünde Kitap Okumak
Bismillah her hayrın başıdır, biz dahi onunla başlarız zira besmele zikir, fikir ve şükür olmak üzere üç derin manayı ihtiva eder. Validem yanıbaşımda Açıklamalı Delâilü'l Hayrât okuyarak zikrin nuruyla kalbini cilalarken, ben de gecenin sessizliğinde semayı seyre dalarak zihni bir tefekküre kapı aralamıştım. Bir makine mühendisi nazarıyla, hendese ve fizik ilminin en temel sütunu olan termodinamiğin dört kanunundan, hususan ikinci kanun olan entropi hakikatine Yasin suresinin otuz sekiz ve kırkıncı ayetleri penceresinden bakmak, kainat kitabını bir müellif edasıyla okumaya koyuldum. Aslında bu iki ayeti gökyüzüne bakarken müşahede ettim ve entropi aklıma geldi. İmam Gazzali hazretlerinin ihtar ettiği üzere Yaratılıştaki Sırlar , gökyüzü sadece bakılıp geçilecek bir tavan değil, her bir yıldızı ve yörüngesiyle Allahın azametini haykıran devasa bir nişanedir. Gazzali, semadaki yıldızların kandiller gibi asılmasını ve gezegenlerin muayyen bir süratle, birbirine çarpmadan akıp gitmesini akıl sahipleri için en büyük marifet kapısı olarak görür. Fizik lisanıyla ifade edersek bu intizam, entropinin o yıkıcı ve düzensizliğe meylettiren doğasına karşı ilahi bir iradenin her an müdahalesidir. Termodinamik dersi, bir mühendisin zihnini kalibre eden en önemli disiplindir ve bu ilmin özünde yatan entropi, kainattaki düzensizliğe meyletme hali veya faydasız enerji demektir. Fizik kanunlarına göre kainattaki her zerre ve tüm atomlar, kendilerini minimum enerjiye ve maksimum düzensizliğe #298073636 çekmek isterler. Bu sarsılmaz kanun, her şeyin aslına rücu ederek dağılmaya ve kaosa meyil ettiğini haykırırken; basitten mükemmele doğru kendiliğinden bir gidiş olduğunu ileri süren evrimci iddiaların ne denli büyük bir bilimsel safsata olduğunu da ortaya koyar. Gazzalinin deyimiyle,
Duygu ve Düşünce