8/10
·96 syf.··
2026 100. kitabı
Henri Lefebvre’nin Var Olmayan’ı (veya o özgün adıyla L'Inexistant), felsefenin ve edebiyatın sınır hattında, adeta bir hayalet gibi dolaşan o muazzam boşluğun anatomisidir. Bu eser, sadece bir metin değil; varlığın kıyısında durup, hiçliğin o soğuk ama davetkar rüzgarını teninde hissetmek isteyenler için yazılmış bir manifestodur. Lefebvre, alışılagelmiş o katı sosyolojik kalıplarını bir kenara bırakıp, bu kez kalemini ruhun en tekinsiz dehlizlerine, "olmayanın" o görkemli varlığına daldırır. ​Kitap, okuru daha ilk sayfadan itibaren bir paradoksun içine çeker: Bir şeyin "var olmaması", onun hayatımızdaki etkisini azaltır mı, yoksa aksine onu daha mı devasa kılar? Lefebvre, modern insanın trajedisini, sahip olduklarında değil, hep bir adım ötesinde duran, bir türlü dokunamadığı o "var olmayan" ideallerinde, aşklarında ve devrimlerinde arar. Bizler, var olanın gürültüsüyle o kadar meşgulüzdür ki, hayatımızı asıl şekillendiren o sessiz eksikliğin, o muazzam boşluğun farkına varamayız. İşte yazar, o boşluğun dilsizliğini ortadan kaldırır; ona bir ses, bir ritim ve bir anlam kazandırır. ​Metin boyunca ilerlerken, Lefebvre’nin ustalığına hayran kalmamak elde değildir; çünkü o, yokluğu bir kayıp olarak değil, bir imkan olarak sunar. "Var olmayan", henüz gerçekleşmemiş olanın sancısıdır; zihnimizin kuytularında yaşayan ama gerçeğin sert zeminine henüz ayak basmamış o hayaldir. Yazar, bu kavramı işlerken bizi gündelik hayatın sıradanlığından çekip alır ve metafizik bir uçurumun kenarına bırakır. Orada, aşağıya baktığımızda gördüğümüz şey karanlık değil, kendi potansiyelimizin o baş döndürücü yansımasıdır. ​Bu eser, bir filozofun sadece aklıyla değil, tüm varlığıyla, tüm sancılarıyla kağıda döküldüğü bir iç döküştür. Kelimeler öyle bir akışkanlıkla birbirini izler ki, okuyan
Edebiyat
Var OlmayanLefevre Leumacen · İndie Yayınları · 2017332 okunma
Kent Nasıl Okunur?
9/10
·215 syf.·
2021 119. kitabı
KEVİN LYNCH’İN GÖSTERGEBİLİMSEL KURGUSUNDAN İSTANBUL’A VE ÖTESİNE MEKÂNSAL BİR OKUMA Kevin Lynch’in The Image of the City adlı eseri, şehirleri sadece planlama nesnesi olarak gören o katı, teknik bakışın ötesine geçip bambaşka bir şey yapıyor: Kentleri, insan zihninin aynasında yeniden tanımlıyor. Lynch’in en güçlü iddiası şu: Kentler ölçülebilir niceliklerden önce, hatırlanabilir nitelikler üretir. Yani şehir dediğimiz şey haritalarla değil, insanların zihninde bıraktığı izlerle var olur. Bir kentin “iyi” ya da “kötü” oluşunu estetikten ya da mühendislikten önce okunabilirlik belirler. Kent, karmaşık olsa bile insanı yönlendirmeli; kaosun içinde bile anlamlı bir bütünlük taşımalıdır. Lynch’in şehir deneyimini çözümlemek için kullandığı beş temel kategori de burada devreye giriyor; • Yollar (paths) — kenti deneyimlediğimiz hat: ana akslar, sokaklar, patikalar. (Mesela Paris'in Champs-Élysées’si.) • Sınırlar (edges) — ayıran ama aynı zamanda tanımlayan eşikler; şehri içsel ya da dışsal olarak bölen çizgiler. (Berlin Duvarı, bunun ekstrem örneği.) • Bölgeler (districts) — kentin karakterini veren tematik alanlar; içerisine girildiğinde belli bir kimliği hissettiren bölgeler. (Tokyo’nun Shibuya’sı gibi.) • Düğüm noktaları (nodes) — akışların kesiştiği, hareketin yoğunlaştığı odaklar. (New York’un Times Square’i.) • Nirengiler (landmarks) — bir bakışta tanıdığımız güçlü işaret taşları. (Ayasofya.) Bu beşli yapı, kentsel deneyimi adeta modüler bir dile dönüştüren, zihinsel bir navigasyon sistemi gibi çalışır. Lynch’in mekânı “zihinsel haritalar” üzerinden okuması ise tam anlamıyla bir paradigma değişikliğiydi. Ona göre şehir, fiziksel öğelerden ibaret olmayıp bireyin belleğinde canlandırdığı, anlam
1000Kitap
Kent İmgesiKevin Lynch · İş Bankası Kültür Yayınları · 2022321 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·220 syf.··
2016 13. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2016 00:00
Marx’ı ekonomi politika kişiliğinden çıkarıp yeni bir sosyoloji kurucusu olarak yorumlayan, sosyolojiyi dünyayı yorumlamaktan çıkarıp dünyayı değiştirmek için bir araç olarak gören, soyut kalan marksist kavramları gündelik ve açıklayıcı bir şekilde anlatan harika bir eser. Okurken Lefebvre’nin bu kadar yoğun bir tartışmayı bu kadar akıcı kurmasına hayran olabilirsiniz.
Marx'ın SosyolojisiHenri Lefebvre · Öncü Kitabevi · 197637 okunma
Marksist sosyololoji kitabı
10/10
·220 syf.··
2024 117. kitabı
Egalité Büyük Fransız düşünür ve sosyolog Henri Lefèbvre ilk olarak 1966'da, yazar henüz Fransız Komünist Partisi'nden ihraç edilmeden önce ders kitabı olarak kaleme alınıyor. Her zaman olduğu gibi, objektif bir yaklaşım sergiliyor. Marks'ın düşüncesini bütün yönleriyle ele alıyor ama ağırlığı, Marksist bir sosyoloji kurma imkânını araştırmak üzere, Marks'ın bu yöndeki görüşlerine veriyor. Özellikle son bölümde, devlet üzerine görüşlerine geniş yer ayırıyor. Sonuç kısmında ise, Marks'tan yararlanarak o günkü - yani 1960lardaki - toplumsal sorunları ve devrim olasılığını değerlendiriyor. O günkü atom savaşı tehlikesi bugün nükleer tehdit olarak varlığını sürdürüyor. Diğer bir güncel sorun da, üzerinde önemle durduğu, büyüme ile gelişme arasındaki - burjuva ideologların göremediği veya görülmemesini sağlamaya çalıştıkları - derin fark. Niceliğin (büyüme) niteliğe (gelişme) ağır basmasına karşı olarak, insanî gelişme ve gerçek özgürlük için nitelik üzerinde durmak gerektiğini söylüyor ki son derece haklı.
Düşünce
Marx'ın SosyolojisiHenri Lefebvre · Öncü Kitabevi · 197637 okunma
Puan vermedi·86 syf.·
2024 797. kitabı
Toplumsal adlı kördüğüm, her şeyi sünger gibi emen bir gönderene dönüşerek, ne olduğu hem bilinen hem de bilinmeyen kitlelerin etrafında durmadan dönmektedir. İstatistiklerin kristal bir küre gibi kullandıkları kitleler, madde ve doğal elementler gibi akımlar ve akıntılar tarafından etkilenirler. Kitleler mıknatıslanabilirler.. Çünkü toplumsal denen şey onları statik bir elektrik gücü gibi sarıp sarmalamaktadır. Oysa çoğu kez bu yığınlar yine de bir "kitle" olarak algılanırlar. Bir başka deyişle toplumsala ve politikaya ait olan bütün elektrik akımını emerek nötralize ederler. Politikaya ve toplumsala ait iyi bir iletici olmadıkları gibi, daha genelde iyi bir anlam ileticisi de değildirler.. Her şey onların üstünden kayar gider. Onları her şey mıknatıslayabilir. Oysa bütün bunlar kitlelerin üstünde hiçbir iz bırakmadan uçup gider. Sonuç olarak kitlelere yapılan çağrı her zaman yanıtsız kalmıştır denebilir. Kitleler kendilerine yapılan bu çağrıları birer ışık demetine dönüştürüp dalga dalga yaymaya kalkmazlar. Devlet, Tarih, Kültür ve Anlamın çevresinde oluşturulmuş ışık demetlerini emerek ortadan kaldırırlar. Onlar tepkisizliktir, tepkisizliğin, nötr olanın gücüdür.. İşte kitle bu anlamda yani geleneksel hiçbir pratiğe ve teoriye, belki de genel olarak hiçbir pratiğe ve teoriye indirgenemeyen bir olgu olarak, bizim modernliğimizin belirgin bir özelliğidir. Düşünce yoluyla gündeme getirildiklerinde kitleler edilginlikle, vahşi doğallık arası bir yerdedir. Oysa kitlelerde her zaman için gizli bir enerji vardır... İçlerine depolanmış bir parça toplumsallık, biraz toplumsal enerji vardır. Günümüzde sessiz bir gönderen, yarın bir tarih yapıcı ve sözü ele geçirdiklerinde de "sessiz bir çoğunluk" olmaktan kurtulacakları düşünülen kitleler! Halbuki kitlelerin ne geçmişte ne
Siyaset politika felsefe düşünce insan toplum
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın SonuJean Baudrillard · Doğu Batı Yayınları · 2019726 okunma
Şehir Hakkı
Puan vermedi·167 syf.··
2024 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2024 19:07
Henri Lefebvre'in "Şehir Hakkı" (Le Droit à la Ville) kitabı, kentleşme, kentsel alanların kullanımı ve şehirlerin toplumsal yaşam üzerindeki etkileri üzerine önemli bir eserdir. Kitabın en temel vurgusu, kentlerin yalnızca fiziksel yapılar değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın yoğunlaştığı, insanların ortak üretim ve deneyim alanı olduğudur. Lefebvre, şehirde yaşama hakkının ötesine geçerek, şehri yaratma ve dönüştürme hakkından bahseder. En önemli alıntılardan biri şudur: >"Şehir hakkı, bireylerin ve grupların kent alanını kolektif olarak dönüştürme ve yönetme hakkıdır." Bu cümle, Lefebvre'in temel fikrini özetler: Kentler, yalnızca ekonomik ve politik güç odaklarının yönetiminde şekillenen mekanlar değil, aynı zamanda orada yaşayanların ortak eylemleri ve katılımıyla sürekli olarak yeniden şekillenen alanlardır. Lefebvre, şehir hakkını kentin planlanmasına, düzenlenmesine ve dönüştürülmesine katılım olarak tanımlar ve bireylerin kentin ekonomik ve kültürel dinamikleri üzerinde söz sahibi olmasını savunur. Lefebvre’in vermek istediği mesaj, kentlerin kapitalist dinamiklerle yönetilmesine karşı, şehirde yaşayanların kendilerini ifade edebilme ve kenti birlikte yönetme hakkının savunulmasıdır. Bu hak, yalnızca bireylerin fiziksel barınma hakkını değil, kentin toplumsal ve kültürel olarak paylaşılmasını ve yeniden biçimlendirilmesini de kapsar.
Mimarlık
Şehir HakkıHenri Lefebvre · Sel Yayıncılık · 201696 okunma