ali ihsan sivrikaya

ali ihsan sivrikaya
@hepsibenim
amateur lifer
yılbaşı kaktüsü
cerme hanım merhabat. hanımımla videonuzu izleyip biz de kaktüs ağacı süslemeye karar vermiştik dün. apar topar malzemeleri toplayıp giriştik hemen ağaca. eşim fırfırlı bir etek giymişti altına. birçok işi yerde çömerek yaparken tekrar tekrar aşık oldum ona sayenizde. ağacı bitirdik ve şöyle uzaktan nasıl oldu diye bakarken, birden bu anı romatik bir anla hafızamıza kazımalıyız diye bir düşünce fışkırdı serebral korteksimden. ben de sarıldım hanımımın arkasından ve cinsel sevişme faaliyetimiz başlamış oldu o anda. aradan birkaç dakika geçtikten sonra kontrolümüzü kaybedip dünyada var olan tüm nesneleri unuturcasına halvet olmaya başladık. heyecanın ve adrenalin hormon köpüklerinin doruk noktasında karım amansızca çığlık atmaya başladı. o esnada telaşla noldu diye bakarken eşimin cinsel anüsünde kan görüntüleri fark ettim. aman allahım dedim, bu yaşa kadar bakire kalmana toplumsal norm ve ahlak bekçilerimiz çok sevinecek. ben bu gurunun tebessümünü suratımda barındırırken eşim çığlık atmaya devam etmekte ısrarcıydı. can havliyle ağzından attırdığı birkaç kelime topluluğunu kafamda bir araya getirince "salak herif kalk üstümden!" gibi bir serzeniş ortaya çıktı. hızlı bir refleksle kalkmamla olayın ciddiyetini kavraman arasında maksimum 3 salise vardı. meğer doğanın bize armağan etmiş olduğu bu tatlı faaliyetin rehaveti üzerimizdeyken biz de hazırladığımız kaktüs ağacının üzerindeymişiz. o an eşimden genital kılları hakkındaki olumsuz görüşlerimi zihnimin her köşesine saçtığım için özür dilemek geldi. ama attığı çığlıkların sebebinin kendim olduğunu sanarak yarattığım devasa özgüvenin yıkılmışlığı bu duruma pek izin vermedi. şimdi bir devlet hastanesinin yırtık suni derili koltuğundan yazıyorum size bunları. içeride yeni mezun olmuş yakışıklı ve haşin doktor, karımın
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mary
bu bir son veda mektubu mary. bu bir son palyaço çığlığı. burnumdan dökülen kan süzülürken dudaklarımdan, son kez öpmek isterdim seni. belki biraz koklamak boynunu, belki saçlarını koparırcasına avuçlamak. beni sevdiğini söylemeni istedim sadece senden. istersen tokatla yap bunu dedim. ya da istersen keskin bir bıçakla. yeter ki hissettir bana hayatı. yaşat seni bana. belki bu kadar savruk olmazdım o zaman. belki ellerim gül kokardı kan yerine. barut pisliklerini temizlerken küfretmezdim her gün. kulaklarına en sevdiğin şarkıyı fısıldardım sen uyurken, usulca. bağımlı olduğum şey beyaz toz tanecikleri olmazdı. konuşurken saçtığın tükürüklere kapatırdım gözlerimi. sen olmak ne kadar kolaydı be mary. senin yerinde olmak.. tanrının yanında uyuyan melek kadar ayrıcalıklı. gözlerinin değdiği yer yapışıyor kirpiklerine. belki bir daha bakarsın umuduyla ayrılmıyor ordan. bu umutla yaşamayı öğrendim tam yirmi yıl. uçurum kenarlarında hayalini kurdum. dans ettim seninle kaç defa haberin yokken. kaç defa öptüm dudaklarını sen duymadan, bir bilsen.. sen hiçbir şey bilmiyorsun ama mary. her parçanı defalarca hatmemden bihaber yaşıyorsun yıllardır. bense çok şey biliyorum senin hakkında. teninin kokusunu, kaşlarının tanesini, dilinin yumuşaklığını.. hepsini senden iyi biliyorum. üstelik sana dokunmadan. seni hiç görmeden. anlatsam sana seninle olan rüyalarımı, şahit olabilir misin onların hiç yaşanmadığına? engel olabilir mi gerçekliğin maddesel kaygısı buna? hiçbiri umrumda değil. hislerini söküp attığında bok yığınından farksız kalan insan, neyin maddi kanıtını isteyebilir ki benden.. dün gece bir dilek tuttum. ve buna epey de inandım. sonra da dileğim gerçek oldu. kendi dileğimi kendim gerçek yaptım. inanarak, hissederek, onun hayaline hapsolarak yaptım bunu. bazı dileklerin
Edebiyat
bedel
pantolonunun altından belli olan külot kenarı gömleğimin üstünde kan lekesi dudaklarının kenarında uçuk yarası sabıkama yazılan katil damgası üzerime yağan anne tükürüğü bana attığın nefret dolu bakış daha da acıtır bir yumruk darbesinden daha da ağlatır bir bebek cenazesinden parmaklıklar arasında bir hayat toprak altında yatan çıplak bir beden ardımda bıraktığım hisli bir intikamın acısı güneş bile erken batar ben uyanırken yağmur bile kurutur, meyvesini kopardığım ağacı kuru ekmeğin gönlü olmaz seni doyurmaya baban küfürle yırtar güldüğün fotoğrafı bir sigara yakar dumanı kalır içinde belki seni karartır, belki de kendini sen sadece titrersin olduğun yerde battaniye utanır üstüne serilmekten yastığın kaskatı kesilir başını taşırken toprak bile zehre karışır sen üstüne bastığında bir teselli ararsın zihninin boşluğunda kalbin içine çekilir, erinir sana hayat verirken kanın acı akar, istemez bileklerine varmayı çürümüş etini kazırsın elindeki bıçakla bir tek vicdanın tutar seni bir tek onun kucağında çırpınırsın tutar seni hayatta, bedeline teslim eder yaptıklarının ölüm bile tiksinir senden
Edebiyat
Hamam
klavyenin başındaki abla ayrı, vokalist ayrı hoş. bir yandan ruhum, bir yandan testest hormonlarım okşanıyor adeta. düşünüyorum en son ne zaman böyle karma bir zevk yaşadım. cevabını bulmam zor olmuyor. bir keresinde gittiğim erotik hamamda bir abla keseliyordu beni. sırtımın ve karnımın cırkını çıkartıyordu beni yatırdığı yerde. bir yandan kirlerimden arınıyor oluşun verdiği huzur, bir yandan cazibeli gürcistan hanımefendisinin attığı şehvetli bakış adeta için için boşaltıyordu beni. ateş saçan gözbebeklerini benden hiç ayırmıyordu. aynı anda da göğsüme kazıdığı kesesiyle ateşi tuzlu tenimden çıkartıyordu. olsun diyordum be. olsun. en azından insanın içine boşalması nasıl bir şeymiş onu öğreniyordum. temizlik bitti. iş geldi çattı hamamın asıl konseptine. abla elini cinsel penisimin üzerinden geçirerek havlumu çıkarmaya yeltendi. dur dedim be abla. dur. aramızda yarım saat boyunca yaşanan şeyler bu kadar basite indirgenebilir mi şu anda? beş saniye daha bakıştıktan sonra dışarıdan gelen ezan sesini duydum. kalkıp peştemal üzerinde namaza durdum. o gün regaip kandiliydi. ve abla şu an annemin yanında nevresim dikiyor. ben de geceleri 31 çekiyorum.
Edebiyat
Gece Lambası
bugün saçlarımı son yıkayışım bugün aynaya son bakışım bir tarak alıp elime son defa gıdıklamak istiyorum parmaklarımı belki de kanatmak istiyorum tırnaklarımı yere dökülmüş, geçmişimin kepekli saçakları toplaması bana kalmış bazıları bırakmıyor bile ellerimi dolanmış parmağıma bırakma beni dercesine pazardan aldığım kelebekli tokamı kırdım bıraktım her şeyi dercesine annem en sevdiğim yemeği yapmış içine de saçını düşürmüş bir tutam çıkardım içinden ince ince çıkardım içimdekileri iğrene iğrene bu ilaçlar bebek aspirini gibi değil bu hastanenin çocuk parkı yok herkes bana acıyarak bakıyor ama yemekte acı yemem yasak bugün bandanayı son takışım yaz mevsiminde çok yakıyor doktorun vurduğu iğne kolumu yaktı babam artık yanımda sigara yakmıyor annemin canını da annemin canı çok yanıyor gözyaşları belki de bunun için var eskisi kadar su içmem yasak serumun damlayışını saymayı dün gece bıraktım çizgi film izlemeyi de bazen şarkı söylüyorum
Edebiyat