bu bir son veda mektubu mary. bu bir son palyaço çığlığı. burnumdan dökülen kan süzülürken dudaklarımdan, son kez öpmek isterdim seni. belki biraz koklamak boynunu, belki saçlarını koparırcasına avuçlamak. beni sevdiğini söylemeni istedim sadece senden. istersen tokatla yap bunu dedim. ya da istersen keskin bir bıçakla. yeter ki hissettir bana hayatı. yaşat seni bana. belki bu kadar savruk olmazdım o zaman. belki ellerim gül kokardı kan yerine. barut pisliklerini temizlerken küfretmezdim her gün. kulaklarına en sevdiğin şarkıyı fısıldardım sen uyurken, usulca. bağımlı olduğum şey beyaz toz tanecikleri olmazdı. konuşurken saçtığın tükürüklere kapatırdım gözlerimi. sen olmak ne kadar kolaydı be mary. senin yerinde olmak.. tanrının yanında uyuyan melek kadar ayrıcalıklı. gözlerinin değdiği yer yapışıyor kirpiklerine. belki bir daha bakarsın umuduyla ayrılmıyor ordan. bu umutla yaşamayı öğrendim tam yirmi yıl. uçurum kenarlarında hayalini kurdum. dans ettim seninle kaç defa haberin yokken. kaç defa öptüm dudaklarını sen duymadan, bir bilsen.. sen hiçbir şey bilmiyorsun ama mary. her parçanı defalarca hatmemden bihaber yaşıyorsun yıllardır. bense çok şey biliyorum senin hakkında. teninin kokusunu, kaşlarının tanesini, dilinin yumuşaklığını.. hepsini senden iyi biliyorum. üstelik sana dokunmadan. seni hiç görmeden. anlatsam sana seninle olan rüyalarımı, şahit olabilir misin onların hiç yaşanmadığına? engel olabilir mi gerçekliğin maddesel kaygısı buna? hiçbiri umrumda değil. hislerini söküp attığında bok yığınından farksız kalan insan, neyin maddi kanıtını isteyebilir ki benden.. dün gece bir dilek tuttum. ve buna epey de inandım. sonra da dileğim gerçek oldu. kendi dileğimi kendim gerçek yaptım. inanarak, hissederek, onun hayaline hapsolarak yaptım bunu. bazı dileklerin