Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu zamana kadar okuduğum kitaplar içinde dilinin kendine özgü oluşu ile kendine farklı bir yer doğurmuş bulunan bu kitap; bağlaçlar silsilesi gibi! Bir başlığın altındaki son cümlelerden, diğer başlığa bağlanıyor ve yapboz gibi bu sürgü devam ediyor...
Başında, insanoğlunun en ilkel toplum hallerinden başlıyor, birey ve topluma ilişkin bir gözlem sunuyor bizlere. Sonrasında, yavaşça küçülüyor gözlem noktamız ve aileye iniyor, anne-baba-çocuk konusunda olan tahlillere geçiyor. Konu anne baba olunca işler derinleşiyor tabi ve mesele en nihayetinde ailemizden aldıklarımızın bize etkilerine geliyor. Hangi duygu ve davranışları neden gösteriyor olduğumuz, bir süreç gibi önümüze seriliyor ve sanki her şey bir anlam kazanıyor. Konu; insanlardan korkmamıza, kaygılarımıza, öfke duygumuza, sorumluluklarımızdan kaçış şekillerimize, o baskın yalnızlık duygusuna ve daha nicesine geliyor. Sanki, yukarıdan insanlara bakıp onları gözlemliyormuşsunuzcasına bir his geliyor içinize. Ama esasen, kendinizi ve çevrenizdekileri de anlıyorsunuz bu noktada. Sanki, bir aydınlanma yaşıyorsunuz. Neyse, devam edelim. Aile yaşamından sonra toplumda bir birey halinde nasıl yaşadığımız ve neyi neden yaptığımızı anlattıktan sonra; ailemizden ayrılıp da kendimiz de bir aile kurma yoluna gittiğimiz o noktada olan şeyler ile yüzleşiyoruz. İki farklı aileden gelen iki kişi, bir ortak yaşam kurma yoluna gittiğinde neler oluyor, bunu gözlemliyoruz biraz da. Ve en nihayetinde, yaşam ve ölüm konularına değiniyor kitap. Bu noktada ise, "Dünyada iki tür insan vardır, yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler." Dedikten sonra; kendini yaşamak olgusuna değinip kitabı noktalıyor...
Kendini ve dünyayı anlamak isteyen, psikolojiye