# Unutma ki zaman, gidecek yeri olmayanların evidir.
# Düşünce şeytandan, davranış Tanrıdandır.
# Sağlık sigortası yaptıranların aksine, kendini öldürecek birinin, başladığı işleri bitirmeme özgürlüğü vardı.
# Aynı zihindeki karşıt düşünceler birbirini yok eder ve ışığa dönüşür.
# Düşünceler mükemmel ama davranışlar kusurludur.
# Bir aptal gibi davranmam aptalca düşündüğümün bir kanıtı değildir.
# Geçmişe özlem duymak sadece zaman kaybıdır.
# Öpüşmekten değil küfretmekten parçalanmış dudaklar.
# İntihar etmek için girdiğim odadan dirilerek çıktım.
# Her ne kadar hiç kimse göründüğü gibi olmasa da herkes göründüğü gibi olmaya çalışıyordu.
# Otuz üç kilogramlık bir hayat ve dünya nefreti.
# Hayat yatılı bir misafirlik değil, günübirlik gidilen bir piknikti.
# Kalın duvarlı evin kapısını anahtarla son kez açtığında içeri, ailesini ve kendini öldürmek için girmişti. Halbuki birkaç on yıl daha sabretse herkes ölecekti.
# Sen ilk peygambersin ve bu da, sana gönderdiğim ilk kitap.
# Bir insan diğerine aşık olduğunda, başka insanlara aşık olması olanaksızdı.
# İntiharda gelecek olmadığını anladığı gün, ölümü siktir etmişti.
# Bütün bebekler gibi manikderpresifti.
# Aklından geçenleri rehin alan adam.
# İnkâr edilemeyen tek gerçek, acıydı.
# Düşünüyorum öyleyse varlığımı yok edebilirim.
İnsan taifesi gariptir;
yalnızlığını kendi ruhundaki kifayetsizlikte değil, devrin çürümüş nizamında arar. Herkes cemiyetin estetik anlayışına, insanların sahte yüzlerine, zamanın bozulmuş ahlâkına veryansın eder; lâkin dönüp de kendi mizacındaki kabalığa, ruhundaki çirkinliğe nazar etmez.
Halbuki bazı kimseler vardır ki, girdikleri mecliste havayı karartır; ne letafet bilirler, ne zarafet… Fakat buna rağmen kendilerini “anlaşılmamış ruh” addederler. Kendi sevimsizliğini hikmete, iticiliğini ise derinliğe tahvil etmeye çalışırlar.
Cemiyet elbet kusurludur; lâkin insanın en müşkül imtihanı, kendi nefsindeki çürümenin kokusunu fark edebilmesidir. Zira herkes dünyayı bozuk ilan eder de, pek azı aynaya bakacak cesareti bulur
"İnsan doğası gereği sosyaldir," demiş Diderot. Sosyalleşmek ister insan; içinde bulunduğu toplum tarafından kabul görmek, onaylanmak ve aidiyet görmek ister ve çoğunlukla ilk kabul gördüğü ve aidiyet duygusunu hissettiği çevreye kendini adamaya karar verebilir. Yemek yemek kadar sosyalleşmek de temel bir içgüdüdür ve ister istemez insan kendini diğer insanlarla konuşmak isterken bulur; konuşmak istemese bile bir sese maruz kalmak isterken bulur ama her hâlükârda kendini, kendi dışında bir canlı ile vakit geçirmek isterken bulur.
Ama işte kendi varoluşumun çıkmazı asıl bu noktada başlar: İnsan hem sosyalleşmek hem yalnız kalmak ister. Yalnızca sosyalleşemeyeceği gibi yalnızca yalnız da kalamaz insan, dengelemesi gerekir. Bazen denge kaçar, bazen merkeze döner ve günün sonunda insan kendini yalnızca kendi ile bulur. Bu varoluşsal çıkmazı Camus çok güzel açıklamış; Camus der ki: “İnsan genellikle kimseyi sevmeyerek yola koyuluyor. Daha sonra herkesi seviyor. Sonra onlardan birkaçını, daha sonra birini. En sonunda hiçbirini…”
İnsan eleştirmeye ve hor görmeye yatkın bir varlıktır; önce kendi varlığına uymayan davranışları seçer ve rahatsız olur, sonra fark eder ki tek varlığı kendisine aittir ama sosyal de olması gerekmektedir. Sonra tüm rahatsızlıkları kabul etmek zorunda kalırken bulur kendini ve sosyalleşmeye çalışır; belki de herkesi sevmeye çalışır. Sonra bakar ki herkes onun ruhuna uygun değildir, olamaz da çünkü ruhuna uygun insan bulmak zordur. Sonra o herkesten elemeye başlar; birileri kalır, sonra biri, sonra hiç kimse... Günün sonunda başladığı noktaya dönmüştür insan; herkes kusurludur çünkü, aynı kendisi gibi.
“İnsan hatalarını görüp ders almalıdır, diyecekti. Yoksa aynı hatayı yapar durur. Daha da fenası hiç hata yapmadığına inanır, hata yapamayacak kadar kusursuz olduğuna inanır, işte o zaman helyum balonu gibi şişer. Kendisi kusursuz olduğuna göre, diğer herkes kusurludur ve onun düşmanıdır, dört bir yanı onu yok etmeye çalışan, kuyusunu kazan düşmanlarla sarılmıştır. Kendini bu düşmanlara karsı korumak için ne gerekiyorsa yapacaktır. İşte bunların hepsi korkudan Niko Kaptan. Bu, hayatta bir bok olamadım, olamadan ölüp gideceğim korkusu. Daha da fenası, herkes benim bir bok olamadığımı anlayacak korkusu.“
Hangisi daha önemli? Mükemmel olmak mı, yoksa İyi olmak mı deseler tereddüt etmeden iyi olmak derim. İnsanın en mükemmeli bile kusurludur. Fakat iyileri herkes sever.