“sevincini uzaklıklara bölerek çoğalttığın beklemenin savruk tadını, kırık dostlukların yarım yapalak içtenliklerini de unut artık. önemli olan yaşadığının, yaşarken neler yaptığının, neler yapılacağının, büyük küçük iğreti şeylerin bilincinde olmaktır. bu bilinci taşımak için her zaman erken sayılır. bunu bil.
hiçbir şeyin sonu yoktur.
bunu da.
bir gün nasılsa bütün acılar eskiyecek.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun,' dedi baba. 'Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?"
“tabii ki ‘ben’ ile ‘sen’den oluşan — bizim oluşturduğumuz — ‘bir şey’ olan ilişki, biz birbirimize ilk yöneldiğimizde, ilişkiyi kurmak için ilk adımı attığımızda — diyelim, ilk el ele tutuştuğumuzda ya da ilk öpüştüğümüzde—; yani, karşılıklı olarak kendilerimizi ‘biz’e dönüştürdüğümüzde— bu kararımızı ortaya koyduğumuzda—, vardır, var olur; ama, yalnızca arsası belirlenmiş bir ev gibidir henüz: şimdi, planın çizilmesini, temelinin atılmasını, taşlarının taşınarak tek tek yerlerine yerleştirilmesini, çatısının çatılmasını, gerektirir ki, kurulabilsin — sonra da, içinde yaşanabilmesi için, daha neler neler...”
“‘kişi daha kendi varoluşundan kuşkuluysa, nasıl edebilir de gidip öteki kişiyi bilebilir; ‘gerçekten’ tanıyabilir?!’
sonra, şöyle: ‘ama başka yolumuz yok — olmamalı: hep, bunu denemek; kendinizi de ötekini de, ‘gerçek’ kılmak...”