Pişmanlık mı? Arkandan ağlayanların üzüntüsü için, sana olan sevgileri, senin de onlara karşı duyduğun sevgi için pişmandın. Karını yalnız bıraktığın için, yakınlarının içlerinde hissedecekleri boşluk için pişmandın. Ama bu pişmanlıkları yalnız önceden hissediyordun. Seninle birlikte yittiler onlar da: Ölümün acısına arkanda bıraktıkların tek başlarına katlanacaklar. İntiharın bu bencil yanından hoşlanmıyordun. Ama tartınca, ölümün dinginliği yaşamının acı dolu çalkantılarına üstün geldi.
Kışın yapraklarını döküp baharda yeniden büyütmekten başka derdi olmayan bu meşe, beş yüz senedir
aynı yerde sükünetle insanoğlunun acılarını seyrediyor.
"Eğer verilen söze sonsuz güven duyulmuyorsa, eğer bu söz dünyayı bir arada tutan bağ kirişleri kadar bozulmaz değilse
o zaman hayatta bir umut da kalmamıştır ve evren özünde böyle bir sahtelik barındırdığı için kaosa sürüklenir."
İnsanlar arasında, sırf insan olmalarından doğan ya da insan olmalarının
gerektirdiği öyle bir gönül bağı vardır ki, o bağ marifetiyle herkes kendini dünyada
işlenen tüm haksızlıklardan ve kötülüklerden yana sorumlu hisseder. Zulmün
bizim gözlerimizin önünde ve bizim bilgimiz dahilinde işlenmesi bu sorumluluk
duygusunu daha da şiddetlendiren bir şeydir. Başka insanlara karşı işlenen zulmü
durdurınak için eğer kılımı kıpırdatmamış, hayatımı tehlikeye sokmaktan kaçınmış
ve sessiz kalmışsam, kendimi hiçbir adalet kurumunun, hiçbir politika ve ahlak
disiplininin tam olarak çözümleyemeyeceği koskoyu bir suçluluk duygusuna
mahkum etmişim demektir ... Bütün bunlardan sonra hala yaşıyorsam, yaşamak,
kefareti mümkün olmayan ağır bir suçluluk duygusu altında ezilmekten başka
bir şey değildir benim için. "İnsan ilişkilerinin kaynağında, insan vicdanının
derinlerinde sesi hiç bastırılamayan evrensel bir yürek çarpıyor, kulağı sağır
olmayanlar için: Mücrimin saldırısı, küstahlığı karşısında ya da fiziksel varoluşu sesi kulaklarımda çınlıyor sanki
Beyazlık, beni yakan beyazlık ... Ateşin yanında oturuyor ve derimi inceliyorum, postumu. Daha önce hiç dikkatimi çekmemiş sanki, ne kadar da çirkinmiş meğer. Ama bir an duraksıyorum: Kim söyleyebilir bana güzelin ne olduğunu? Bu doğrudanlık, bu kaynayan öfke rahatsız eder bizi, çünkü medeni
toplum rahatsız edici hakikatlerden ve çıplak dürüstlükten hoşlanmaz.