Çokça merak ettiğim, okumuş olan herkesin övgüler yağdırdığı Oblomov'u bitirmiş bulunmaktayım. Uzun zamandır sürekli karşılaştığım ve hakkında tek bir kötü yorum bile görmediğim klasiklerden biriydi Oblomov. Kitap bitince üzerimden bir yük kalkmış gibi hissettim açıkçası. Diğer klasiklere kıyasla okurken hiç yorulmadım, bana kalırsa çok yoğun bir dili yoktu ve gayet akıcı ilerledi kitap. Oblomov'a kızıp kendi kendimi yediğim kısımlar hariç tabii
Nedir bu Oblomovluk dediğinizi duyar gibiyim. Oblomovluk, diğer bir deyişle bilinçli tembellik, sürekli düşünüp, plan yapıp bir türlü harekete geçmemek ve devamlı bir uyuşukluk hâlidir. Mesela ana karakterimiz İlya İlyiç (Oblomov) sürekli düşünür, her şeyi en ince detayına kadar hesaplar, hayaller kurar keyiflenir ama uygulama kısmına gelince hiçbir atak göremezsiniz Kendisi soylu bir ailenin tek çocuğudur ve el üstünde büyütülmüştür. Küçükken hiçbir sorumluluk almasına izin verilmemiş, her şey yardımcıları tarafından yapılmış, İlya İlyiç'imiz de Oblomovka'sında kötülüklerden uzak, kin nefret nedir bilmeksizin büyümüştür. Aslında üzerindeki bu uyuşukluğu ona çok görmememiz gerekir çünkü ondaki bu hâl yetiştirilme tarzından, çocukluğundan gelmektedir. Kitap boyunca karakterimizin oblomovluğu yüzünden başına gelenleri okuyup hayatının bazı ilklerine şahit olacağız. Kimi zaman hareketsizliği yüzünden ona kızsak da o saflığı, merhameti, temiz kalbiyle hep içimizi ısıtıyor olacak.
Benim için bir kitaptan fazlasıydı Oblomov. Gerek karakteri gerek hayatı ile aklımın bir köşesinde daima kalacak. Tembellik yapmaya başlarsam, sorumluluklarımı aksatırsam, kendimi yetersiz hissedersem; hatırımda kalan onun o yarı uykulu yarı pişman yüzü silkelenmeme sebep olacak ve kendini topla, oblomovluk yok diye seslenecek bana. Pandemi döneminde