4/10
·216 syf.··
2026 42. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 18:09
Amin Maalouf ile ilk kez bu kitabı vesilesiyle tanıştım. Yazarın ne kadar güçlü bir kalemi olduğunu daha önceden bilmeseydim, bu okuma deneyimi onunla ilk ve son karşılaşmamız olabilirdi; ancak kendisini sadece bu eseriyle yargılamayacağım. Kitap genel olarak bende aceleye getirilmiş izlenimi yarattı. Hikayenin başında ve sonunda hep doldurulamamış boşluklar hissettim. Muhtemelen yazar farklı bir kurgu veya anlatım tarzı denemek istemiş. Kesinlikle "kötü bir kitaptı" diyemem; Maalouf'un anlatımı ve dili oldukça güzeldi fakat kurgu çok tekdüze ilerliyordu. Tempoyu artıran iniş çıkışlar, "Acaba şimdi ne olacak?" dedirten o merak duygusu ve heyecan kitapta maalesef hiç yoktu. Hikaye, bir adamın koltuğunda oturup sıradan bir olayı abartısız ve düz bir şekilde anlatması gibi fazlasıyla basite indirgenmişti. Kitabın sonunun ucu açık biteceğini tahmin ediyordum ama bu kadar belirsiz bırakılmasını da beklemiyordum. En azından "5 yıl sonrası" gibi bir zaman atlamasıyla toparlanarak bitirilseydi çok daha tatmin edici bir final olabilirdi. Özetle; kötü bir kitap diyerek haksızlık etmek istemem ama muhtemelen birkaç sene içinde hafızamdan tamamen silinecek bir eser.
Empedokles'in DostlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20216,5bin okunma
Puan vermedi·423 syf.··
2026 103. kitabı
Kitabı okuyalı çok oldu ama güzel bir macera romanı olduğunu hatırlıyorum. Normalde kitaplari okurum ve bir süre sonra konusunu unuturum. Bu kitabi ilginç bir şekilde hatırlıyorum. Kurgusu güzel, sürükleyici ve heyecan uyandıran bir hikaye. İnsanı içine çeken, yaşanılan ortamları gözünüzde canlandıran tasvirleriyle oldukça ilgi çekiciydi.
VasiyetnameJohn Grisham · Remzi Kitabevi · 1999106 okunma
Reklam
Taş Kağıt Makas – Hayal Kırıklığı Olan Bir Okuma Deneyimi
1/10
·312 syf.··
2026 12. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 15:09
Büyük beklentilerle başladığım Taş Kağıt Makas ne yazık ki benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitabın konusu ilk bakışta merak uyandırıcı görünse de olayların ilerleyişi beklentilerimi karşılamadı. Karakterlerle bağ kurmakta zorlandım; çoğu zaman davranışları yapay ve inandırıcılıktan uzak geldi. Kitabın en çok övülen yönlerinden biri olan gizem unsuru da bende beklenen etkiyi oluşturmadı. Hikâye boyunca verilen ipuçları heyecan oluşturmaktan çok kafa karışıklığı oluşturdu. Final kısmı ise şaşırtıcı olmaktan ziyade zorlama ve aceleye getirilmiş hissi verdi. Yazarın anlatımı akıcı olsa da olayların gelişimi bana göre yeterince güçlü değildi. Bazı bölümler gereğinden fazla uzatılmışken, önemli noktalar yüzeysel geçilmişti. Bu nedenle kitabı okurken sık sık ilgimi kaybettiğimi fark ettim. Sonuç olarak, Taş Kağıt Makas benim için beklentilerin oldukça altında kalan bir kitap oldu. Gizem ve psikolojik gerilim seven birçok okur bu kitaptan keyif alabilir; ancak ben karakter derinliği, güçlü kurgu ve etkileyici bir final arayan bir okur olarak aradığımı bulamadım. Bu yüzden kitabı maalesef tavsiye edemiyorum.
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,4bin okunma
Gökçen
7/10
·528 syf.··
2026 1. kitabı
Loresima’nın dört kitaplık devasa "Gökçen" evrenini bitirdiğimde hissettiğim şey tam bir duygu karmaşasıydı diyebilirim. Bir yanda kahkahalarla güldüğüm, gözyaşlarımı tutamadığım sahneler varken; diğer yanda "Yeter artık, aynı konuyu kaçıncı kez okuyoruz!" diyerek kitabı duvara fırlatma isteğim birbirine karıştı. Hikaye, çocuklukları aynı askeri lojmanda geçen, sürekli didişen maviş doktorumuz Gökçen ve Barut Timi'nin sert komutanı Murathan Karakurt etrafında şekilleniyor. Yıllar sonra Gökçen'in tayiniyle yolları tekrar kesişince o tatlı atışmaları, Murathan’ın Gökçen'i aslında yıllardır unutamadığını fark etmesi ve ikilinin bir araya gelme çabası ilk başta gerçekten çok keyifliydi. Özellikle operasyonlar, Barut Timi'nin ölümle burun buruna gelmesi ve hastane koridorlarındaki gerilim hissi insanı inanılmaz içine çekiyor. Zaten serinin açık ara en iyi yanı ana karakterlerin aşkından ziyade Barut Timi'nin ta kendisiydi! O askerlerin birbirine bağlılığı, vatan uğruna fedakarlıkları o kadar iyi yazılmış ki onlarla gülüp ağlamamak elde değil. Hatta yan karakterlerden Aybüke ve Süleyman'ın derinliği ve aşkı, yer yer ana karakterleri bile gölgede bıraktı. Ancak olaylar ilerledikçe, özellikle üçüncü ve dördüncü kitapta o saf heyecan yerini maalesef sakız gibi uzatılmış bir dramaya bıraktı. Hikaye taş çatlasa iki kitapta efsanevi bir şekilde bitebilecekken dört kitaba yayılınca aynı ayrılıp barışmalar ve tekrarlanan tripler okuma hevesimi fena halde baltaladı. Bununla da kalmadı, başlarda Murathan’ın o tatlı korumacı tavrı sonradan "Onu giyme, oraya gitme" tarzı toksik ve maço bir diktatörlüğe dönüştü. Gökçen gibi güçlü, ayakları yere basan bir doktorun bu egoist tavırlara boyun eğmesi ve ilişkinin vıcık vıcık bir hale gelmesi beni epey yordu. Üstelik yazarın o amatör Wattpad
GökçenLoresima · Ephesus Yayınları · 20237,6bin okunma
"Toz pembe hayaller vardı. Pembesi gitti, tozu kaldı. "
8/10
·144 syf.··
2026 20. kitabı
SPOILER İÇERİR. Irène Némirovsky’nin henüz 23 yaşında yazdığı ilk romanı Yanılgı, adının hakkını sonuna kadar veren, aşkı ve insan ilişkilerini romantik bir pırıltıdan arındırarak "iletişimsizliğin" ve "yanlış beklentilerin" trajedisine dönüştüren muazzam bir psikolojik tahlil eseri. Demet Akalın'ın şarkısında dediği gibi toz pembe hayallerin, pembesinin gidişini ve tozunun ortada savrulmasını okuyoruz. Yanılgı, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından güney Fransa'da bir sahil kasabasında yolları kesişen aristokrat Denise ile savaşın gölgesinde her şeyini kaybetmiş gururlu Yves'in trajik aşkını (Denise evlidir,aslında bu bir aldatma) konu alır. Birbirlerini çok farklı ideallerle kafalarında büyüten bu iki insan, Paris’in gri ve boğucu atmosferine döndüklerinde aralarındaki sınıfsal uçurumla ve aşılmaz karakter zıtlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aslinda bambaşka hayatlar yaşayan iki insanın arasında yaşanan, belirli kısa zamanlarda buluşarak tamamen cinselliğe dönen ve gerçek hayatlarına ve kimliklerine dair hicbir sey paylaşamadıkları bir iletişim biçimi haline gelir. Hatta öyleki ilerledikçe Yves bu ilişkiyi bir zorunluluk olarak görmeye ve bunalmaya başlar. Denise, Yves’e karşı yıkıcı ve körü körüne bir tutku besleyerek ailesini bile ihmal ederken; Yves içine düştüğü depresyonun, kibrin ve maddi yetersizliklerin faturasını sessiz duvarlar örerek Denise'e keser. Némirovsky, her iki karakterin de aslında birbirini hiç anlamadığını ve tamamen kendi zihinlerindeki illüzyonlara aşık olduğunu göstererek, bu iletişimsizliği kaçınılmaz ve sarsıcı bir duygusal kopuşla noktalar. Karakterlerin birbirini asla gerçekten "görememez" . Bir yanda savaşın getirdiği yıkımla sadece maddi refahını değil, ruhsal dengesini de kaybetmiş, gururu ve kibri yaralı Yves var; diğer
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024704 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 10:28
Edebiyat tarihi, zengin ve konforlu hayatından sıkılıp heyecan arayan burjuva kadınları ile hayatın sillesini yemiş, cebi delik melankolik adamların hikayeleriyle dolu galiba. Yanılgı romanında yine bu bayat klişeyi anlatmış yazar. Bir yanda Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde gençliğini, ruhunu ve  ailesinin tüm servetini bırakıp dönmüş, Paris’te sefil bir ofis işine mahkum olmuş Yves Harteloup. Karşısında ise paranın, servetin ve zengin kocası Jean’ın sağladığı o korunaklı, steril dünyada sıkıntıdan patlamak üzere olan Denise Jessaint. Güney sahillerinin o rüya gibi atmosferinde bu yasak aşk filizlenirken iki karaktere de yer yer hak verdim. Denise’e hak verdim çünkü etrafı tamamen hissiz, tek derdi para ve statü olan robotlarla çevrili, hayatında ilk defa nefes aldığını hissediyor. Yves’e de hak verdim, savaşın o cehenneminden sonra sığınacak bir şefkat limanı, yaralarını saracak zarif bir eldi istedigi.. Ama haksız oldukları yerler daha fazlaydı elbette, en başta yasak bir aşkı yaşamak bütün haklılıklarını haksız kıldı benim gözümde. Denise’in durumu bir varoluşsal sancıdan ziyade, lüksün getirdiği bir şımarıklık ve tatminsizlikti aslında. Yaşadığı hayatın sterilliğinden şikayet ederken, o hayatın sunduğu hiçbir maddi konfordan da vazgeçmeye niyeti yoktu. Yves’i gerçekten sevdiğinden mi, yoksa monoton hayatına bir heyecan katmak, kendini bir roman kahramanı gibi hissetmek için mi seçtiği şüpheli çünkü. Yves kendi monotonluğunu kıracak bir oyuncak, hissiz dünyasından kaçış sağlayacak geçici bir macera mıydı onun için?Gerçek sorumluluklar kapıyı çaldığında o steril dünyasına geri döneceğini bilmenin rahatlığıyla hareket etmesi, onun bu aşkta haksız ve samiyetsiz oldugunun kanıtıydı aslında. Yves ise savaşın faturasını ve kendi hayal kırıklıklarını Denise’e kesti bi
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024704 okunma
Reklam
Reklam