8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
Artık yeter dediniz, bu kadar yaşam yeter, ne kazanacak ne de kaybedecek bir şeyiniz kaldı. Hayata dair tüm arzu, istek, heyecan ve inanç tükendi. İntihara hazırsınız, sadece birkaç saniye sonra her şey sonlanacak. Buna ramak kala bir adam geliyor yanınıza... Öyle bir adam ki... Kimdi gelen, neden geldi, nasıl geldi... İntihardan vazgeçiriyor, kurtarıyor hayatınızı. Ama gerçekten kurtarıyor muydu, karşılığında çetin bir anlaşma yapıyor, öyle bir anlaşma ki sizi hayata bağlayan ama özgürlüğünüze ket vuran bir sözleşme... Anlaşmaya göre artık o ne derse sorgusuz sualsiz yapacaksınız, hayatınızın tüm kontrolü onda. Çaresizce bu anlaşmayla yaşamaya başlıyorsunuz. Hayatınız daha güzel olmaya başlıyor ama yine de şüpheler var, soru işaretleri var. Kimdi bu adam, büyük sır ne, bizden gerçekte ne istiyor... Bu adamın kim olduğunu öğrenince kitabı bir daha okuyasım geldi. Kendi idaremize hakim olmayı, insanın kendini arayışı, özgürlük, önyargıları kırmak ve bunlarla nasıl baş edeceğimizin farkındalığını veriyor yazar. İntihar döşeğinden büyük bir şirketin patronu olmaya uzanan ilginç bir yol...
Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet GezerLaurent Gounelle · Pegasus Yayınları · 20137,5bin okunma
Tek Düze
Puan vermedi·280 syf.··
2026 6. kitabı
Çok karmaşık ve biraz sıkıcı. Her sayfayı çevirdiğiniz de yeni bir heyecan var mı diye bekliyorsunuz. Ne yazık ki tek düze. Aubreyden hiç bir olay olmadan vazgeçilmesi can sıkıcı.
Ukala PiçVi Keeland · Yabancı Yayınevi · 2018535 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu finalden sonra nasıl bekleyeceğiz?
10/10
·792 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 20:04
Demir Alev'i okurken zaman zaman zorlandığımı itiraf etmeliyim. İlk kitabın yarattığı etkiyi tam olarak hissedemediğim için onun hakkında bir inceleme bile yazmadım. Bu yüzden Oniks Fırtına'ya başlarken beklentimi biraz düşürmüştüm. Ama iyi ki öyle yapmışım. Oniks Fırtına'yı bitirdim ve ilk hissettiğim şey şu oldu: "O son neydi öyle?" Serinin ilk kitabında hissettiğim o akıcılığı ikinci de tekrar bulamamıştım ancak bu... Sayfalar ilerledikçe kendimi yeniden Basgiath'ın, ejderhaların ve bitmek bilmeyen tehlikelerin içinde buldum. Olaylar durulmuyor, karakterler sürekli sınanıyor ve her yeni bilgi daha büyük sorular doğuruyor. Bu kitapta en sevdiğim şeylerden biri Andarna oldu. Onunla ilgili her sahne ayrı bir heyecan kattı. Xaden ise yine favorilerimden biri olmayı başardı; güçlü, karmaşık ve her zamanki gibi hikâyenin en merak uyandıran karakterlerinden biri.Rebecca Yarros bu kez yalnızca savaşları ve aksiyonu değil, karakterlerin yüklerini, fedakârlıklarını ve seçimlerinin sonuçlarını da çok iyi işlemiş. Tam bazı taşlar yerine oturuyor derken yeni sırlar ortaya çıkıyor. Ve final... Son sayfalarda yaşananlar beni gerçekten şoke etti. Kitabı kapattım ama zihnim hâlâ o son sahnede takılı kaldı. Şimdi önümde tek bir sorun var: Devam kitabını beklemek heyecan ile son iki kitabını bekliyorum ne zaman çıkacak diye.. Eğer Dördüncü Kanat'ı sevdiyseniz ve serinin büyüsünü yeniden hissetmek istiyorsanız, Oniks Fırtına sizi hayal kırıklığına uğratmayacak. Oniks Fırtına Rebecca Yarros
Fantastik Kurgu
Oniks FırtınaRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20251,605 okunma
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:58
Tam anlamıyla nefis bir kitap , tam bir başyapıt .Dan Brown ile ilk defa tanışıyorum .Sürükleyici heyecan dolu anlatımı övülmeye değer . Ve bu kalemin muptelası olabılırım bundan sonra .
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20253,993 okunma
9/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2018 00:00
Hayatın o sarsıcı, dönüştürücü belki bazen öğütücü yanını nazara veren bir hikâye ile karşı karşıyayız bu dünyada. Uğruna ölümü göze alacağımız değerlerin, düşüncelerin bir gençlik hevesi olduğuna bizi ikna edecek bir kurgunun içerisinde yaşıyoruz. Dava şuurunu iliklerimize kadar hissettiğimiz gençlik yıllarından bugüne dünyanın pörsüterek aşındırdığı o devasa değerler manzumesinin birer fantezi olduğuna iman etmeye icbar edildiğimiz bir “sanal gerçeklik” ile karşı karşıyayız. Pek az kimse çağın tüm cazibesiyle yolundan döndürmek üzere büyük mücadelelere giriştiği bu büyük savaşa direnebiliyor. İnsanların ekserisini caydıracak haklı(!) bir mazeret(!) bulunuyor. Her yeni nesil bu hikâyeyi yeni baştan yaşamaya mahkûm sanki. Birileri gelip birileri gidiyor. Neticede koca koca sözler edip sonra da o parlak sözlerin altında kalmış, o aydınlık düşüncülere yabancılaşmış insanlar boy gösterir olmuş her yanda. Zaaflara kapılmak, “hayatın gerçeklerinin görülmesi” olarak yutturulur olmuş.  Horatius’un dediği gibi 'quid rides, de te fabula narratur/ ne gülüyorsun anlattığım senin hikâyen.‘ İşte Mustafa Kutlu’nun 1983 yılında kaleme aldığı ‘Ya Tahammül Ya Sefer’ bizim hikâyemizi anlatıyor. Herkes kendine bir rol biçebilir bu hikâyeden. Makam uğruna kırk takla atıp, inançlarından, mukaddesatından, kimliğinden ödün verenlerimiz; kendini avukat Yunus Beyin yerine koyabilir. Gençliğinde medreseden bozma öğrenci yurdundaki hızlı mücahitlerden olan Yunus Bey bakan olur ve eşine başörtüsünü açtırtır. Kimimiz Yunus Beyin zaaflarını barındırıyoruz. Ve örtüyü çıkarmanın ağırlığı altında inleyip her akşam gözyaşı döken eşi Neslihan Hanımın rolünü eşinin yönlendirmeleriyle maneviyatından taviz verenlerimiz üstlenebilir. Kariyer ve kadın cazibesinin davayı terk ettirdiklerinin hayatı
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
Günlük mü? Yoksa insan ruhunun aynası mı?
Puan vermedi·254 syf.··
2026 578. kitabı
Bu kitabı okurken en çok düşündüğüm şey, insanların iç dünyalarının ne kadar karmaşık olduğu oldu. Bir genç kızın günlükleri gibi görünse de aslında büyümenin, kimlik arayışının, merakın, korkuların ve çelişkilerin anlatıldığı bir metin. Günlük formatında olduğu için okurla arasında garip bir samimiyet kuruyor. Bazen bir yabancının en mahrem düşüncelerini okuyormuş gibi hissediyorsunuz, bazen de kendi gençliğinizden parçalar buluyorsunuz. Özellikle duyguların sansürsüz aktarılması kitabın en dikkat çekici taraflarından biri. Kitap yayımlandığı dönemde büyük tartışmalar yaratmış. Bugün okunduğunda bazı bölümler eskimiş ya da farklı yorumlanabilir. Ancak genç bir insanın kendini anlamaya çalışırken yaşadığı gelgitler hâlâ oldukça tanıdık geliyor. Kitabı okurken zaman zaman Freud’u da düşündüm. Freud’un fikirleri birçok insan için rahatsız edici bulunuyor. Psikoloji bilimine yaptığı katkılar ise yadsınamaz. Ben de onun bütün görüşlerini yüzde yüz doğru kabul edenlerden değilim. Hatta bazı yerlerde insanı fazla hayvanileştirdiğini düşündüğüm, bu yüzden rahatsız olduğum noktalar da oluyor. Ancak sırf rahatsız ediyor diye söylediklerini tamamen göz ardı etmek de bana doğru gelmiyor. Çünkü Freud’un ortaya attığı bazı fikirler, aradan geçen bunca zamana rağmen insan davranışlarında hâlâ bir karşılık buluyor. Belki her şeyi açıklamıyor, belki bazı yorumları abartılı ya da eksik kalıyor ama insanın bilinçaltına, bastırılmış duygularına ve çocukluk yaşantılarının etkisine dikkat çekmesi çok önemli. Bu kitabı okurken de zaman zaman bunun izlerini görmek mümkün. Benim için kitabın en güçlü yanı, gençliği romantikleştirmemesi oldu. Çünkü gençlik çoğu zaman sadece heyecan ve umutla anlatılır. Oysa bu günlükte kafa karışıklığı, yalnızlık, merak, utanç ve sorgulama da var. Belki
Bir Genç Kızın GünlüğüSigmund Freud · Oda Yayınları · 2017553 okunma