Kendimi uzun zamandır kaybetmiş gibiyim... Ne heyecan, Ne heves, Ne uyku düzeni, Ne de eski benden eser kalmadı , kendi sessizliğimin içindeyim. Akıp giden bir hayat var, ve ben sadece izliyorum...
Alıntı
İkinci kitap için silkelenme zamanı… 📚✨ Kaldığımız yerden devam. :) Aslında büyük bir heyecan ve azimle başlamıştım. Hatta nisan gelmeden epey yol almıştım. Sonra hayat araya girdi… Olaylar, koşturmalar derken her şey yarım kaldı. Ama bugün, bahaneleri bir kenara bırakıyorum. Zihnimi toparlıyor, kaldığım yerden yeniden başlıyorum. Detaylar şimdilik sürpriz… 🤍
Reklam
'Parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. Biraz heyecan, biraz da salıncağı 'başkası kapacak' korkusu işte.'
Son zamanlarda bir şeyi çok düşünmeye başladım. "Birini sevebilme yetisi." Sanki öyle ki Allah bana kimseyi sevdirmiyormuş gibi, sevmeme izin vermiyormuş gibi. Öyle bir boşluk hissi yani. Bu durumdan öğrenmem gereken bir şey mi var yoksa gerçekten hazır mı değilim, anlayamıyorum. Belki de mesele karşıma doğru insanın çıkmaması değildir. Belki mesele, sevgiyi hep birine yöneltilecek bir duygu sanmamdır. Çünkü insan bazen başkasını sevemediğini düşünürken aslında kendi içinde ulaşamadığı bir yere takılı kalıyor olabilir. Kimileri birini görünce kalbinin hızlandığını anlatıyor. Ben ise daha çok sessizliği hissediyorum. Ne büyük bir özlem ne de büyük bir heyecan. Sadece bekleyen bir boşluk. Ve insan bir süre sonra şu soruyu sormaya başlıyor: Bir gün gerçekten sever miyim, yoksa bazı duygular bazı insanlara hiç uğramaz mı? Belki de cevabı aramaktan çok, zamanı geldiğinde anlayacağım bir şeydir bu. Ama yine de bazen içimden, "Birini bütün kalbimle sevebildiğim gün nasıl biri olacağım?" diye geçiyor. Bazen bunun bir eksiklik mi yoksa bir korunma biçimi mi olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanın kalbi de beden gibi; her şeye hazır olmuyor. Belki de henüz taşıyamayacağı bir duyguyla karşılaşmaması için bekletiliyordur. Ama beklemek de yoruyor. Özellikle etrafında insanların birbirlerine bağlandığını gördükçe. Onların yaşadığı şeyi izliyorum ama hissedemiyorum. Sanki herkes aynı dili konuşuyor da ben sadece kelimelerini ezberlemişim gibi. Sevgiye inanmıyor değilim. Hatta belki tam tersine, ona fazla inanıyorum. Bu yüzden yarım hislerle yola çıkamıyorum. İçimde bir yer, gerçekten gelmesini bekliyor. Bu bekleyişin adı seçicilik mi, korku mu, hazır olmayış mı bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bir gün gerçekten seversem bunun eksik ya da zoraki olmayacağı. Çünkü bu kadar uzun süren
1000Kitap
Mükemmel Bir Neşe ve Umut Kaynağı
IMDB'den 8.6 puan alan 1946 yapımı olan It's a Wonderful Life (Şahane Hayat) filmi, benim için IMDB puanı her ne kadar pek bir şey ifade etmiyor olsa da, aldığı puanla IMDB'ye göre dünyanın en iyi 21. filmi oluyor. Yönetmen Frank Capra'nın sinema tarihine armağan ettiği bu başyapıtı izlerken içimde çok büyük bir beklenti yoktu. Her gün en az bir film izlemeye çalışan biri olarak bu filmi, o zaman izlediğim dizi olan Friends'te isminin geçtiğini işitmiştim; isim de bir yerden kulağıma tanıdık gelince seyretmeye koyuldum. Film, çevresi tarafından hatırı sayılan, saygıdeğer ve çok sevilen birisi olan George Bailey Tanrı'nın en büyük mucizesinden vazgeçmek üzereyken açılış yapıyor. Bu sırada kendisinin akıbetini kimse bilmediğinden küçük kasabasındaki neredeyse herkes onun için Tanrı'ya dua etmeye başlıyor. Tanrı bu kadar duaya yanıtsız kalamıyor ve en büyük mucizesinden vazgeçmesini önlemek için bir meleği görevlendiriyor. Daha sonra bu meleğe George Bailey'yi tanıması için onun hayatından önemli kesitleri izletiyor. Buradan sonrasını anlatmayacağım. Ben kendime "duygusal" birisi demem; sanırım çevrem de bunu tasdik eder. Fakat bu filmi izlerken tam iki kez ağladım ben. Duygusal birisi olmadığımdan film izlerken pek ender ağlarım. Dahası bu ağlayışlarımdan birisi mutluluktan olmuştu. Bunun bir daha herhangi bir filmi izlerken tekrar edecek bir durum olmadığına eminim. Ben bu incelemeyi Frank Capra'nın bu naçiz başyapıtı ülkemizde pek bilinmediğinden herkese önermek adına kaleme alıyorum. Ama en çok da hayatını önemsiz, değersiz, yaşamaya o kadar da değer bulmayan insanlara öneririm. Bu değerlendirmemi filmi izledikten önce de sonra da bir mübalağa olarak görebilirsiniz ama; bu film hayatın kutsiyetini, paha biçilemezliğini size hayatınızda karşınıza çıkacak birçok şeyden
Film
Diyorki biri; Ona Kır papatyasi topladım, yol kenarında görünce duyarsız kalamadim, Önce güzelce temizledim yabani onlarından Sonra karton renkli bir kağıda sardım oturdum heyecan la bekledim gelişini mutlu olur bende keyiflenirim diye. Ama kır papatyasi ile gittiğim gönülde kolumun kanadimin kirilacagini, sopa yiyerek cikacağimi bilmiyordum. Papatyalardan da utandım yerlerinden yurtlarından ettim diye.
Reklam
Reklam