Notlar:
On altıncı yüzyıla gelindiğinde, değerlerden bağımsız zaman (saatler) ve mekân (yatay-dikey çizgilerle hazırlanan haritalar) ile ilgili icatlar ve Amerika kıtasının keşfi, hümanistleri gök kubbeye yönelik alternatif modeller getirmeye sevk ediyordu. Kopernik ve Kepler güneşi evrenin merkezine yerleştirmişti.
Geometrici ve sistemci Descartes, doğa ile yapıt arasındaki Aristotelesçi bölünmeye ve duyularımızın algılayışının yeterli olduğu varsayımına karşı çıkıyordu. Zihinsel (rex cogitans) ve maddi (res extenxa)' nesneler arasında kendi yaptığı ayrını, matematikte incelenen nesneler ile doğa felsefesinde incelenen nesnelerin özdeş olduğu yönündeki görüşlerine ters düşmüyordu (Larmore 1980: 123).
Descartes'm felsefesinin kökünü oluşturan ikiciliğin dayandığı kilit kavram
İkilisi re s cogitans (düşünen şey )/res extenso (uzamlı şey) İkilisidir. Düşünen şey "zihin"i nitelendirirken, "uzam lı şey" (yer kaplayan şey) "cisim " ya da "beden"e karşılık gelm ektedir, (ç.n).
Güçlü parlamenter yapıya sahip ülkelerde (Büyük Britanya, Britanya'ya bağlı Kuzey Amerika kolonileri, Hollanda Birleşik Eyaletleri) doğa felsefesi cemiyetler tarafından yürütülmekte iken. Kıta Avrupası’ndaki mutlakiyelçi monarşilerde seçkinci akademiler daha hâkim konumdaydı (McClellan 1985).
On sekizinci yüzyılın sonlarında bilim açık bir şekilde, determinist ve ampirik olarak anlaşılabilecek bir dünyada, dolayısıyla -uygun yasalar veyahut başlangıç koşullan bilindiği takdirde-geçmişi ve geleceği de kesin olarak tanımlanabilecek bir dünyada evrensel yasalar arayışı olarak tanımlanmaya başlamıştı. Doğa bilimlerinde buna "Newtoncu dünya görüşü" adı verilmişti. Auguste Comte bu dünya görüşünü doğa bilimlerinin de ötesine taşıyarak genelleştirmek istemiş ve "pozitivizm" olarak adlandırmıştı. Bilim