sıradan bir adam

sıradan bir adam
@heygidikuheylan
·alıntı ve inceleme /sosyal ve siyasal bilimler
Türk Saplantısı - Giovanni Ricci
8/10
·232 syf.··
2021 6. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2021 00:31
Bu kitapta, İtalyan tarihçi ve türkolog Giovanna Ricci, Avrupalıların gözündeki Türk çağrışımını anlatıyor. Diyor ki yazar: "...İtalyanca'da Turchi, "Türkler"; Turcho (modern yazımla turco) ise "Türk"anlamına gelmektedir. Eskiden "Türkler" sözünün bugünkünden daha geniş bir anlamı vardı. Bu söz sadece dar anlamıyla sultanın tebaasını değil, neredeyse bütün Müslümanları kapsıyordu. O kadar ki, çeşitli Avrupa dillerinde "Türkleşmek" deyimi aslında Müslüman olmak, İslam dinine geçmek anlamına geliyordu..." Yazarın son sözüne dikkat edin, yazar burada diyor ki; Avrupalı için Türk eşittir Müslimdir... Bunu, tarih bilimi alanında otorite olmuş tarihçilerimiz de diyor. Gelin görün ki, Türk halkı her şeye ideolojik açıdan baktığı için bu tanımı kabul etmiyor. Bilimsel realiteyi ya reddediyor ya da çarpıtıyor. Geçmişte Türkiye'de şahsına münhasır bir şair, "Kafirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk denir." deyince, şairi ipine takan olmamıştı. Hatta istihza mevzusu edenler olmuştu. Şair bir şeyin farkındaydı; Türk olmak demek, dünyada "etkisiz olmayan Müslüman olmak" demektir. Gelin görün ki, bu tarihsel realiteyi, rasyonellik aracılığıyla yorumlamaya çalışan zihinler var. Onlara yalnızca acıdığımı belirtmek isterim. Giovanni Ricci, Türkler ile Avrupalıların Akdeniz ve Balkanlardaki güç mücadelelerini anlatıyor; Avrupadaki Türk korkusunun zamanla nasıl saplantı haline geldiğini anlatıyor. Avrupalıların bu saplantısı, tipik sayabileceğimiz bir dizi olay aracılığıyla irdeleniyor ve incelenen belgeler sayesinde şaşırtıcı yaşam öyküleri ortaya çıkartıyor yazar. Türklere yönelik nefret, sevgi ve korkunun, (ki bu nefret ve korku genel iken; sevgi ise, biraz daha kölelik gibi tikel durumlara özgü durumlarda geçerli) Yeniçağ Avrupa'sında ne raddeye geldiğini anlatıyor. Giovanni
Siyaset
Türk SaplantısıGiovanni Ricci · Kitap Yayınevi, · 200537 okunma
Irmak isimli okura yanıt verildi
sıradan bir adam
Hayır, bildiğim kadarıyla öyle değil. Osmanlı'da Türk" kelimesini hor görüldüğü şeklindeki ifadeye şunu eklemek isterim. Bunun tam olarak böyle olmadığını gösteren karşı-tezler yazıldı. Osmanlı bürokrasisinde Türk kelimesini hor gören yüksek-memurlar vardı. Fakat yine aynı Osmanlı bürokrasisinde Türk kelimesinin övüldüğü sayısız kaynak da var. Bunlar niye atlanıyor? Bu da bize şunu gösteriyor: Aslında Türk'ün hor görülmesi, merkezi-otoritenin nimetlerinden faydalanmak için, çevre'yi merkezden uzak tutmak için yaratılan devşirme bürokratların bir "söylemi"dir. Yani, kaynaklarını dağılımında (statü, imaj, para ve servetin dağılımında vs) söz sahibi olmak için, avamı bunlardan uzak tutacak söylemlerin icat edilmesi doğaldır. Çünkü imparatorluğun yönetimini kolaylaştırmak için bu tür söylemler pratik ihtiyaçtan doğmuştu. Tarihçileri yanıltan şey şudur: Türk ifadesini kötüleyen Osmanlı bürokratlarının yazdıkları eserlerden yola çıkarak, Osmanlı'nın genel politikasının Türk'ü aşağılamak olduğunu zannettiler. Fakat, yanıldılar. Türk ifadesini kötüleyen eserlerin yazıldığı dönemde, Türk ifadesini öven eserler de vardır. Mesela Fatih dönemi böyledir. Bunların yanında, sadrazamların modernleşme dönemine yaklaştıkça, tekrar Türk kökenli ailelerden geldiğini göreceksiniz. Bu da bize gösterirki, imparatorluk modernleşmeye yakın bir dönemde, milliyetçi kodlara geri dönmeye çalışmıştır. Beşir Ayvazoğlu'nun "Tanrı Dağından Hira Dağı"na adlı eserini okursanız, Osmanlı'nın genel zihniyetinin Türklüğün olumlanması üzerine olduğunu göreceksiniz. Beşir Ayvazoğlu'nun eseri dışında, Türk ifadesini aşağılamak amaçlı kullanan Osmanlı bürokratlarının, Osmanlı'nın genel zihniyetini yansıtmadığını gösteren sayısız akademik eser vardır. Bunları Google'dan ulaşmak mümkün. Bunların bir kısmını okumuştum, ama arşivlemedim. Dolayısıyla, kaynak gösteremeyeceğim. Ama siz araştırın, çünkü zannedildiğinin aksine, Osmanlı'nın kültür yaklaşımı, Türklüğün aşağılanması söz konusu değildi. Hele ki Türklük, alevilikle ilişkilendirilen bir şey değildi. Sünni olan Osmanlı devleti, her uluslararası anlaşmada, padişahlar kendilerini "Türkistan hakanı" olarak tanıtırdı. Padişahlar, alevilikle ilişkilendirilen bir terimi neden kendi unvanı olarak kullansınlar? Türk'ü aşağılayan kaynaklar incelendiğinde, ekseriyetle, siyasal ve ekonomik kaynakları ele geçirmek için çalışan Osmanlı'nın devşirme bürokratları olduğunu görürsünüz. Osmanlı uleması ve Osmanlı'nın askeri yöneticileri, -istisnalar olmakla birlikte- Türklüğünden gurur duyan insanlardı. Vesselam.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalnızlığın Felsefesi - Land Svendsen
9/10
·216 syf.··
2022 12. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2022 10:23
Yazar yalnızlığı; felsefe tarihinden gelen tanımlarla, siyaset-felsefesinin kavramlarıyla, ve son olarak, sosyoloji ve psikoloji alanındaki istatistiksel araştırmalarla irdelemiştir. Yalnızlık hakkında derin ve kapsamlı bir çalışmadır. Buraya beğendiğim tespitleri yazdım, epey uzun oldu ama okunmaya değerdir: "...Hiç kuşkusuz başkalarıyla yakın bağlar kurmaktan kaçınarak kendinizi daima yaralanmaktan uzak tutmaya çalışabilirsiniz ama bunun bedeli daha temel bir yalnızlıktır...Fakat yalnız olmak, özünde ne pozitiftir ne de negatif. Her şey sizin nasıl yalnız olduğunuza bağlıdır...Dönemsel yalnızlık ise kuşkusuz rahatsızlık ya da acı verici olsa da idare edilebilir, üstesinden gelinebilir bir şeydir. Bununla birlikte, müzmin yalnızlık bir kişinin tüm varoluşunun altını oyma tehdidi taşıyan bir koşuldur....Nitekim bazı insanlarda "sosyallikten zevk almama" (socially anhedonic) teşhis edilebilir. Genel olarak konuşursak, bu insanlar sosyal ilişki kurmayı arzu etmezler, dolayısıyla sosyal anksiyetesi olanlardan ayrıdırlar, bu ikinci gruptakiler toplumsal alanda ciddi duygusal ikilem içindedirler, sosyal teması hem arzular hem de bundan korkarlar...Halbuki yalnız olmak ile tek başına olmak iki ayrı olgudur. Hem mantık hem de deneyim açısından birbirinden bağımsızdırlar. Yalnızlığı sosyal geri çekilme olarak tarif edebiliriz. Burada, ilişki ihtiyacımızın karşılanmadığını bize bildiren bir rahatsızlık hissi söz konusudur. Bunu sosyal acı olarak da tanımlayabiliriz. Nitekim bu sosyal acı hissi, fiziksel acı ile bağlantılıdır; her ikisi de aynı nörolojik yolu izler. Fiziksel acıda vuku bulduğu gibi, sosyal acı da acının kaynağından, yani sosyal dünyadan el etek çekmeye sevk eder...Bağlantılı bir türü epistemik (bilgiye ilişkin) yalnızlıktır; bu, başka bir kişiyle iletişim
Edebiyat
Yalnızlığın FelsefesiLars Svendsen · Redingot Kitap · 2021481 okunma
Sefer taşı isimli okura yanıt verildi
sıradan bir adam
Teşekkür ederim. (Valla 37 dk ayıramam şimdi, ama boş bir vaktim olursa izliycem, söz.)
Türk Saplantısı - Giovanni Ricci
8/10
·232 syf.··
2021 6. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2021 00:31
Bu kitapta, İtalyan tarihçi ve türkolog Giovanna Ricci, Avrupalıların gözündeki Türk çağrışımını anlatıyor. Diyor ki yazar: "...İtalyanca'da Turchi, "Türkler"; Turcho (modern yazımla turco) ise "Türk"anlamına gelmektedir. Eskiden "Türkler" sözünün bugünkünden daha geniş bir anlamı vardı. Bu söz sadece dar anlamıyla sultanın tebaasını değil, neredeyse bütün Müslümanları kapsıyordu. O kadar ki, çeşitli Avrupa dillerinde "Türkleşmek" deyimi aslında Müslüman olmak, İslam dinine geçmek anlamına geliyordu..." Yazarın son sözüne dikkat edin, yazar burada diyor ki; Avrupalı için Türk eşittir Müslimdir... Bunu, tarih bilimi alanında otorite olmuş tarihçilerimiz de diyor. Gelin görün ki, Türk halkı her şeye ideolojik açıdan baktığı için bu tanımı kabul etmiyor. Bilimsel realiteyi ya reddediyor ya da çarpıtıyor. Geçmişte Türkiye'de şahsına münhasır bir şair, "Kafirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk denir." deyince, şairi ipine takan olmamıştı. Hatta istihza mevzusu edenler olmuştu. Şair bir şeyin farkındaydı; Türk olmak demek, dünyada "etkisiz olmayan Müslüman olmak" demektir. Gelin görün ki, bu tarihsel realiteyi, rasyonellik aracılığıyla yorumlamaya çalışan zihinler var. Onlara yalnızca acıdığımı belirtmek isterim. Giovanni Ricci, Türkler ile Avrupalıların Akdeniz ve Balkanlardaki güç mücadelelerini anlatıyor; Avrupadaki Türk korkusunun zamanla nasıl saplantı haline geldiğini anlatıyor. Avrupalıların bu saplantısı, tipik sayabileceğimiz bir dizi olay aracılığıyla irdeleniyor ve incelenen belgeler sayesinde şaşırtıcı yaşam öyküleri ortaya çıkartıyor yazar. Türklere yönelik nefret, sevgi ve korkunun, (ki bu nefret ve korku genel iken; sevgi ise, biraz daha kölelik gibi tikel durumlara özgü durumlarda geçerli) Yeniçağ Avrupa'sında ne raddeye geldiğini anlatıyor. Giovanni
Siyaset
Türk SaplantısıGiovanni Ricci · Kitap Yayınevi, · 200537 okunma
Irmak isimli okura yanıt verildi
sıradan bir adam
Şimdi, şöyle diyim baştaki cümle hariç, yazdığın şeylerin geri kalanı doğru. Fakat baştaki cümle yanlış. Türk eşittir Müslüman algısı, bir yanılgı değildi: 11. yy ile 21. yüzyılın başına kadar Anadolu Türkleri'nin kendine bakışı buydu. Bu bakış, küreselleşme ve sekülerleşme ile değişecek. Yani, 2000'li yıllardan itibaren yeni-nesiller; İslamcı politikaların rezilliğini gördüler (i), modernitenin etkisinde kaldılar (ii), kentleşme sürecinden geçtikleri için daha bireyci oldular, bireycilik yaygınlaşınca din gibi kolektivist kurumlar gözden düştü (iii), Cumhuriyet rejimi din-merkezli "millet" kavramı yerine modernite anlamında olan "ulus" kavramını yeni nesillere benimsetmeyi başardı (iv). Dolayısıyla, 1990-2005 arasında doğan nesil, Türkler deyince sadece Müslüman olanları kastetmiyorlar. Fakat sekülerleşen Türk neslinin de şöyle bir sıkıntısı var: Herkesin onaylacağı ortak bir "Türk" tanımında uzlaşmayı başaramadılar. Milliyetçi tanımlar yapanlar, biyolojik tanımlar yapanlar var, anayasal tanımlad yapanlar var. Türk=Müslüman tanımını sevmeyen yeni-nesil, ortak bir tanımda uzlaşmadı. Bundan dolayı, eski tanım olan "Türk=Müslüman" tanımı (algısı), statüsünü korumaya devam ediyor. Korunan bu statü, 21. yüzyılın ilk yarısına kadar süreceğini düşünüyorum.
Siyaset Felsefesi - Derda Küçükalp
10/10
·230 syf.··
2021 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2021 20:49
Yani gerçekten güzel bir kitap. Siyaset felsefesi alanında özet bir kitap ararken, Prof. Derda Küçükalp'in kitabından başlayayım dedim. Nitekim, iyi ki de başlamışım. Ağırlıklı olarak, Batı felsefesinin siyasetteki yansımalarını özetleyen bu kitap, Aristo'dan Foucault'ya kadar Batılı siyaset düşüncesinin anlaşılır bir panaromasını veriyor. Bu kitaptan alıntı paylaşmayı denedim ama ol(a)madı çünkü metinleri hazırlayan kişi o kadar öğretici hazırlamış ki, ya metinlerin tamamını yayınlamak gerekiyordu ya da hiç paylaşmamak gerekiyordu. Metinlerin tamamını yayınlamak hem yorucu hem de etik ihlali olduğu için bu yoldan vazgeçtim. Sadece şunu diyeyim, bu alanda okuma yapmak isteyenlerin kesinlikle tekrar tekrar okuması gereken bir kitaptır. Vaktim olursa ileride tekrar okumayı düşünüyorum. Bu kitabı daha güzel yapan bir başka husus, kaynakça kısmıdır. Kaynakça kısmındaki kitaplara ve bu kitaplardan yapılan alıntılara hayran kaldım. Her neyse, uzun lafın kısası, sosyal ve siyasal bilimlerle ilgilenen herkesin bu kitaba göz atması gerektiğini düşünüyorum. 10/10 veriyorum. Okumanızı tavsiye ederim.
Siyaset
Siyaset FelsefesiDerda Küçükalp · Dora yayıncılık · 201652 okunma
Yaïr isimli okura yanıt verildi
sıradan bir adam
Bu konu hakkında bir bilgim yok maalesef.
İslam hukukuna fıkıh, bu meslekle uğraşanlara fakih (ç. fukaha) denegelmiştir. Fıkıh sadece dini kural ve ibadeti değil, kişi ve toplum yaşayışının kurallarını da tümüyle içermek durumundadır. Fıkhın, a. ibadet, b. Aile, miras, borçlar, ayni haklar gibi özel hukuk alanını ilgilendiren kısmına 'muamelat'denir (sonra evlenme ve boşanma - münakahat ve murafakat, miras da fera'iz adını aldı) c. Ceza alanını ilgilendiren kısmı 'ukubat' adını alır. İslam hukuku başlıca dört kaynağa dayanır. Bunlar: a. Kur'an, b. Sünnet, c. İcma-ı ümmet, d. Kıyastır. Üçüncü Halife Osman devrinde Kur'an onun tarafından toplatılıp çoğaltılmış ve bütün İslam dünyasına dağıttırılmıştır. Böylece Kur'an'ın bir tek metni vardır. Bu iki kaynağa başvuran fukahanın bir yargıya varıp kural ve hüküm yaratması işlemine kıyas ve ictihad denir. Kıyas bir mesele hakkında Kur' an ve hadisiere başvurarak karşılaştırma yapmak ve bir ictihad ortaya koymak demektir. Bazı konuda tek fakihin değil, fukahanın rey'i ile bir mesele çözülür. Buna icma denir. İcma'ın temeli "Ümmetim yanlışlık üzerinde birleşemeyecektir" hadisidir. Ancak icma ile konan kural bir sonraki kuşak müslümanları bağlar. Sünni mezhep taraftarları da müttefikan kabul etmemişler ve bu yüzden ortaya Hanefi, Maliki, Şafi ve Hanbeli mezhepleri çıkmıştır. Bunlar sırası ile İmam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Hanbel'in içtihatları ile amel eden gruplardır. Nihayet hicri 3. ve miladi 10. yüzyıldan itibaren içtihat kapısı kapanmış ve bu konuda belirli kurallar dondurulmuştur deniyor, bu indi bir hükümdür. İçtihat hep devam eder ve Cevdet Paşa'nın "İctihad, ictihadı nakzetmez" deyişindeki gibi aynı konudaki farklı içtihatların birini seçip (ihtiyar) amel etmek de mümkündür 19. asırda da modern dünyada İslam mütefekkirleri bu yolu çok
Siyaset
zülfikar isimli okura yanıt verildi
sıradan bir adam
Konunun uzmanı değilim ama dediğiniz doğru. Sizin de dediğiniz gibi, bir mezhep imamının bir konuyu sistemleştirmesi ile (usul) bir konu hakkında doğrudan görüş bildirmesi (yorum) aynı şey değil. Bu ikisi arasındaki farkı, siz yazınca fark ettim.