İlk olarak söylenebilir ki; okunması gereken bir iç savaş kitabı olmasına rağmen tek başına yeterli bir iç savaş kitabı değildir. Abartıldığı kadar derin bulmama rağmen bazı bölümlerinde şaşırtıcı felsefik nokta atışları bulunuyor. İç savaş dinamikleri ayrıntılı anlatılmaması özellikle kitabın sadece belli bir zamanın kitabı değil uzun vadede okunmaya devam devam edecek bir eser haline getiriyor. Zaten Türkiye'nin dinamikleri bir yüzyıl sonra da değişmeyecek. bu bakımdan bence başarılı. Kitabın hikaye olan kısmına gelirsek ana karakterlerin ( Ada-Aras-Tuna-Meriç) sosyal yaşamlarının uzun vadede ön çocukluk,ilkokul, ortaokul, lise , üniversite,yetişkinlik dönemlerinde sürekli olarak birbirleriyle yoğun bir etkileşim halinde olmaları ve birbirlerinin hayatlarında çok önemli rol oynamaları benim açımdan pek de kabul edilebilir gelmiyor. sosyal çevrenin her an değişebilir akışkan bir olgu olması insan kendini dışarıya kapatsa da dışarıyı kendine kilitleyemeyeceği gerçi bu kitapta biraz gözardı edilmiş.Tabii bunlar dışında hayatlarını değiştiren karakterler eklenmiş ama olayın bu yönü biraz havada kalmış gibi. Ben bu karakterlerden en çok Meriç'i beğendim.Duyguları ,düşünceleri yaptıkları bana daha gerçekçi, geldi. Şişirilmiş mükemmellikte bir Aras karakteri toplumun belli kesiminin hayranlığını kazansa da (ki kitapta bütün mahalleli ona hayrandır) biraz daha entellektüel keismin figürü Şair Dayı'yı etkileyememiştir. Kitabın sonlarına doğru içsel konuşmaları için Aras için söyledikleri, tespitlerine yürekten katıldım.Ada içinde aynı duyguları paylaşmakla birlikte kendi için ben o kadar da abartılacak bir karakter değilim demesi bu karaktere ısınmamı sağladı. Gelelim baş karakter Tuna'ya ben bu adamı sevemedim. İç savaş gibi bir zaman diliminde bunu sürekli reddedip