Tuğba

Tuğba
@heytugba
Yaşamak umrumdadır.
Öğretmen
Yüksek Lisans
743 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
*ben joe'nun kırık kalbiyim.
10/10
·224 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 21:29
IKEA kataloglarından fırlamış kusursuz mobilyalarla döşeli, her köşesi taksitle satın alınmış konfor kokan geniş evler.. Sahibi olduğumuzu sandığımız kaliteli eşyalar, ruhumuzu sığdıramadığımız estetik vücutlar. Ve en nihayetinde kendi kurduğumuz modern hapishanelerin mutsuz gardiyanları haline gelen biz. Üstelik bu esaret yeni de değil; on yıllardır aynı çarkın dişlileri arasında ezilmekteyiz. Dövüş Kulübü, adını sinema tarihinin efsaneleri arasına yazdırmış olsa da; her şey yazarın sarsıcı ve cesur kaleminden dökülen bir hikayeyle başlıyor aslında. Yönetmenin sinemadaki karanlık atmosferle zihnimize kazıdığı bu hikaye, modern insanın uyuşmuş ruhuyla girdiği savaşı anlatıyor. Bunları söylemek haddim değil ama; kitabı okurken fark ettim ki filmdeki karakter seçimleri muazzammış. Brad Pitt’in güvenilmez karizmasıyla devleşen Tyler Durden ve Edward Norton’ın bitkin, uykusuz, savruk Joe halleri hepimizin zihninde iz bıraktı. Koca Bob, Marla Singer.. Kitabı okurken yazarın sert, net ve mizahi üslubu, betimlemeleri bu karakterlere hayat veren zaten başka birileri olamazmış dedirtti. Hani okuduğumuz kitapların filmini izlemek bizi hayal kırıklığına uğratır ya. Bu defa öyle değil, ikisi birbirinden güzel. Filmin kitabı mı demeli kitabın filmi mi bilemedim. Kitapla ilgili beni en çok şaşırtan şey; dijital dünyanın, instagram filtrelerinin, beğenilerin, algoritmaların henüz hayatımızı ele geçirmediği o yıllarda bile insanın aynı zaaflarla boğuşuyor olması. Bitmek bilmeyen tüketim çılgınlığı, ideal beden algısı, estetik merakı ve "kendini arama" adı altında pazarlanan huzur arayışı. O yıllarda mobilya kataloglarına ve reklamlara bakıp eksik hissederken, şimdi yirmi dört saat başkalarının kusursuz ve filtrelenmiş hayatlarını izleyerek kendi varlığımızı hırpalıyoruz. Kapitalizm
Dövüş KulübüChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 202011,4bin okunma
Reklam
*ve buradan bakınca, mazi yabancı bir ülke gibi görünüyor.
9/10
·376 syf.··
2026 2. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 09:44
Muratım Menteşim döktürmüş yine. Valla Murat abi keşke senle arkadaş olabilsek be! Bize gelsen, bizim oğlumuz olsan. Bu satırları okuyorsan eğer bilmeni isterim ki senin o her şeyi tersyüz eden zekanın, bakış açının, tarzının, tavrının hastası ve de hayranıyım. Olağanüstü olayları; kopuzu elinde destan anlatıcıları gibi rahat, sazlı sözlü, ahenkli, motifli anlatan muhteşem kafanı çok seviyorum. Acayip kurguların, rafine cümlelerin, bilimkurgu, absürd komedi, biraz aşk, bolca hicivle karışık eserlerini okurken çok eğleniyorum. Menteş’in bu romanı, adından anlaşılacağı üzere edebi ve ebedi kahramanımız Ahmet Hamdi Tanpınar etrafında gelişiyor. Fakat bilmeniz gerekir ki “Her Ahmet Hamdi, Tanpınar değil.” Tanpınar’ı, dilini ve dünyasını ayrıca seven biri olarak; çok sevdiğim bu iki yazarın aynı potada erimesi beni mutlu etti. Tanpınar’ın diriltilip popüler edebiyatın içine yerleştirilmesi orjinal bi fikir. Onun vakur ve derin ruhuyla Menteş’in enerjik mizahı el ele tutuşmuş sanki. Tabii ki kitapta yine her şey var. Metinlerarasılık, mizah, popüler kültür göndermeleri, özgün betimlemeler, kelime oyunları ve tüm bunlara ilaveten Tanpınar klasiklerinden unutulmaya yüz tutmuş zarif kelimeler. Karakter isimleri ise her zamanki gibi tam Menteşvari: Bahtiyar Kont, Fatin Fantom, Nermin Mermi ilaveten edebiyat camiasının tanınmış yüzleri. Yine okudukça güldüm, gülerken düşündüm, düşündükçe Menteş'in (ya da Tanpınar'ın) isabetli tespitlerine hayran kaldım. Daha önceki bazı işlerinde; heybesindekileri tüketti, kendini tekrara düştü diyenler bence bu kitabı için aynı şeyi düşünmeyecek. Şahsen ben eski tadı aldım. Zaten Murat Menteş okuruysanız bir yerden yakalayıp seviyorsunuz kitaplarını. Okurken düşünmek, bilgilenmek, eğlenmek istiyorsanız, Murat Menteş kafası neymiş merak
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026699 okunma
*ölmediğimi anlayınca nerdeyse kederden ağlayacaktım.
9/10
·195 syf.··
2024 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2024 20:23
Yeryüzünde açlık olmasaydı, edebi sanatlar bu kadar gelişir miydi sizce? Jack London parasız kalıp Martin Eden’i, Dostoyevski Raskolnikov’u yaratabilir miydi? Açlıktan korkmasaydık eğer nasıl olurdu hayatla mücadelemiz? Daha mı acımasız, açgözlü, kibirli, yalancı olurduk? Ya da açlıkla ölümüne bir mücadele verseydik neleri göze alabilirdik? Pek çok kitabın, filmin ilham kaynağı olmuş; gerçekliğini hayattan alan bir tema açlık. Kimisi karnını doyuracak kadar kazanmak için yazmış, kimiyse sefil hayatının karanlığını rengarenk boyamış. Trajik tarafı şu ki açlıkla mücadele eden çoğu sanatçı ancak ölümünden sonra kendisini sefaletten kurtaracak şöhrete kavuşmuş. Açlık yalnızca fizyolojik bir olay değil esasında; insan bedeninde ruhsal, zihinsel ve hatta ahlaki çöküntüye yol açabilecek durum. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğan Knut Hamsun da sınanmış bu sıkıntıyla. Altı kişilik bir aileyi zar zor geçindirmek zorunda kalmış. Terzilikten istediğini elde edemeyince tüccarlık yaptığı da olmuş kaldırım döşediği de. Bu zamanlarda kaldığı otel odasında önceki yazılarını yakmış. Bu sancılı süreçlerin ardından ismini Açlık romanıyla duyurmaya başlamış. Yaşam savaşında asla yılmamanın, ona karşı ayakta durmanın onurlu mücadelesini anlattığı bu eserle 1920’de Nobel Edebiyat ödülü almış. Otobiyografisi sayılabilecek bu romanda; kalemiyle geçinen bir yazarın, karşılaştığı zorluklar karşısında onurundan ve ahlaki değerlerinden taviz vermemesini eşsiz bir şekilde anlatmış Humsun. Tıpkı Knut Humsun gibi fakir ama gururlu başkahramanımız Andreas, parası olduğu zaman kiralık odalarda, olmadığı zaman da parklarda yatan, asıl işi gazetecelik olan işsiz bir genç. Zaman zaman gazetelere yazdığı yazılardan para kazansa da aç ve parasız kalması kaçınılmazdır. Bu durum içindeyken gururundan
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma
Puan vermedi·79 syf.··
2020 51. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2020 17:25
Kitabı 2014’te alıp okumuşum. Bugün ne okusam diye bakınırken elime geldi yine. Yazarın “İçime Sarkıttığım İpler” diye tanımladığı, her biri en fazla beş sayfa olan on dokuz hikaye var içerisinde. Öykü okumayı çok da sevmiyor olmama rağmen bu kitabı ilkinde olduğu gibi yine elimden bırakamadım. Hatta okurken anlatılan hayatlarla önceden tanıştığımı, onları zihnimde bi yerlerde hep sakladığımı fark ettim. Hikayelere konu olan hayatların hepsi bi taraflarıyla eksik, kusurlu, hayata tutunamamış, görmezden gelinmiş, cinnetin eşiğindeki insanlara ait. Bir siyam ikizinin bastırılanı örneğin, takma bacağını arkadaşlarından gizleyen üniversite öğrencisi, stresten kaşınma hastası olmuş bir işsiz, ailesinin oğlan çocuğu özlemiyle erkek gibi yetiştirdiği; var olma çabasıyla kendini öyle de göstermek isteyen kız çocuğu, şişman olduğu için inandırıcı bulunmayıp ölüme terk edilen bir dilenci, davası uğruna sevdiklerinden, hatta kendinden vazgeçmiş delikanlının biri, denize olan aşkı sırtındaki kamburu gösterme utancıyla yarışan kadın, yaşlı eşininin ölümüyle hayatla bağını koparan bir başkası. Yazarın başarısı tam da burada; bu travmatik yaşantıları dramatize etmeden, zorlamadan, uzatmadan, bir çırpıda olduğu gibi anlatmasında aslında. Her birini okuduktan sonra içinde bir şeyler kırılıyor insanın. Tanıyor sanki bu insanları, aynı şehri, hatta aynı mahalleyi paylaştığını, hergün bi şekilde yanlarından geçtiğini fark ediyor onların. Görmezden gelişlerine üzülüyor. Sonra tam bu noktada birden bitiveriyor hikaye. Siz daha bir hayatı hazmedemeden diğeri başlıyor. Ve bu his bir an olsun azalmadan tamamlanıyor kitap. Atatürk Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı alanında akademisyen olarak görev yapan yazarın başka kitapları da var. Ancak uygulamada tanınırlığı ve okunma sayısı oldukça
Merhamet Dilercesine Gökyüzüne BakmakAhmet Sarı · Hece Yayınları · 201325 okunma
*ızdırap çekiyorum, sen de beni seviyor musun?
9/10
·308 syf.··
2020 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2020 22:54
*Eser miktarda spoiler içerir!* “Cebrail söze başladı: -Selim Pusat büyük günahlar işledi. Ben görevi bitmiş bir melek olduğum, kıyamete kadar dinlenmek hakkını kazandığım halde bu hakkıma ilişti. Onun gönlünden geçen fırtınalarla rahatsız edildim. Halbuki bu fırtınalar yalnız ben peygamberlere götürürken duyulurdu. Kendisinden yirmi beş yaş küçük bir kızı sevdi ve hepsinden daha kötü olarak bu sevgiyi açığa vurdu. Bir subay için en büyük günah budur. Derin sessizliğin arasında heybetli ses sordu: -Ne diyorsun Selim Pusat? Selim, gözlerini kamaştıran ışığa bakmaya çalışarak subaylık zamanındaki sertliği ile cevap verdi: -Doğrudur!” Selim Pusat. Askerliği elinden alınmış, rütbesiz, elbisesiz asker bir asker. Kendi nefsiyle mücadele eden; keskin askeri fikirlerin, istisnai ve gizli hislerin yol açtığı gerilimle ruh adama dönmüş bir karakter. Belki “suçludur fakat yiğitliğin unutulduğu bir zamanda yaşadığı için suçlu olmuştur.” Aşık, kafası karışık, hisli ve biraz da asabi. Haline üzülsem de sıklıkla kollarından tutup sarsarak “Eee yeter ama, bi kendine gel artık!” demek istemedim değil. :)) Dünyada hemen hepimiz, bir şekilde birçok farklı acıyla sınanıyoruz. Çoğunlukla yaralarımızı kendi ellerimizle sarıp yolumuza devam ediyoruz. Kimi kayıplar ve sarsıntılarsa, ruhumuzda tedavisi mümkün olmayan yaralar açıyor, tutunamıyoruz. Selim Pusat’ınki işte böylesi bir yara. Biraz başına gelenleri hazmedemeyişi, biraz kara sevda. “Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu, ölsen bile açamazsın.” diye tanımlıyor şiddetli aşk acısını Pusat. Hikaye boyunca da sık sık muhteşem şiirleriyle aşkını ve ızdırabını anlatmaya devam ediyor. Kendisine yapılan haksızlık mı daha çok canını
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201933,9bin okunma
Reklam