Psikiyatrist Engin Geçtan’ın kıymeti eseri İnsan Olmak… yazar avama hitap edecek öyle bir eser yazıyor ki sadece 200 sayfa olan bu kitapta kendiniz hakkında çok şey öğreniyorsunuz. Kitap boyunca “aaa bende buna sahibim” “bunun sebebi bu muymuş?” “demek … bana bu yüzden böyle yaptı.” gibi sözlerle okudum kitabı önceki sayfalara döne döne, güzelce hazmederek. Ancak insanın ruhuna hitap eden bu kitap öyle ki 40 yıl önce ilk baskısı çıkmış olmasına rağmen insan hala aynı insan ve yaşamının temelinde hep aynı şeyler var.
İnsanların hisleri, zihinleri, fikirleri hep aynı çalışıyor, değişen tek şey olaylar ve insanlar… Çıkan sonuç hep aynı ama akıştaki insanlar ve buna sirayet eden olaylar her zaman farklı. Kısaca, insan insandır yani.
Kitap ilk olarak ibn Haldun’un “coğrafya, kaderdir” sözünü referans alarak zannımca, birey ve toplum ilişkisini anlatıyor. İlk insanların doğayla mücadele etmek için toplumu oluşturması ancak bunun kendisine faydadan çok zararına değiniyor yazar. Doğadan özgürleşmek isterken insan, aslında kendini topluma bağımlı hale getirerek kendisine yabancı kılıyor. Bireyselleşmesine müsaade etmeyerek onu pasif bir konuma sokuyor, yaratıcılığına ve üretkenliğe adeta set çekiyor. Ta ki toplumlar imparatorluklara, imparatorluklar da refah devletlerine ulaştığında Maslow’un hiyerarşisindeki gibi ihtiyaçları bitiyor ve bu noktada insanın anlam arayışı, bunalımları ve yüzleşmekten korktuğu gerçekleri kalıyor.
Toplumdan sonra insan, kaderini belirleyen en önemli zincirle baş başa kalıyor: anne ve baba. Toplumdan topluma ataerkillik ve anaerkillik yapısı değişse de bir bebeğin ilk yuvası ve hayatını temelde şekillendirecek olan şey annesi oluyor. Annenin en ufacık bir tavrı çocuğun ileride sevgi açlığına ve suçluluk psikolojisine sürüklenmesine sebep