Yine sessiz kimsesiz bir gece... Her şey yolunda gidiyor gibi görünürken nasıl da gelip tam kalbimin üstüne oturuyor bu his. Aptal aptal şeylere kırılmayı bırak İrem. Gerçekten bırak. İnsanlar fark etmiyor bile bazen, sen içinde yüz kere kurup yüz kere dağıtıyorsun.
Hevesimin kırılma süresi üç salise falan. Bir şeyi çok iste çok heyecanlan hayalini kur... Sonra küçücük bir şey olsun ve bütün ışığın sönsün. Böyle yaşanır mı ya? Bipolar mısın kızım, nesin? Bir an dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsun, bir an sonra tavana bakıp neden yine böyle oldum? diye düşünüyorsun.
Sonra konuş. Durmadan konuş. Aklına gelen her şeyi söyle. Dilinin kemiği yok zaten. O an içinden ne geçiyorsa dökülüyor ağzından. Sonra gece olunca dönüp tek tek hatırla söylediklerini. "Keşke bunu demeseydim. Keşke şunu anlatmasaydım. Keşke biraz susabilseydim." diye kendini yiyip bitir. İnsanları sıkıyormuşsun gibi hisset. Yük oluyormuşsun gibi hisset.
Sen anca ağla. Güçlü olmaya çalış, sonra gece olunca sessiz sessiz ağla. Kimse görmesin diye yastığa dön yüzünü. Gözyaşını silecek biri var mı? Telefonu eline alıyorsun, yazacak kimse bulamıyorsun. Yazsan ne diyeceksin zaten? "Canım acıyor." mu? Sebebini bile bilmediğin bir acıyı nasıl anlatacaksın?
Aptal kelebek işte. Yarın güzel bir gün olacak demişler, inanmış. Bu sefer farklı olacak demişler, inanmış. İnsanlar kalacak demişler, inanmış. Kendi kendine umut vermiş durmuş. Sonra da her kırıldığında şaşırmış. Sanki ilk kez oluyormuş gibi.
Baya iyisin var ya. Hı hı, kesin. Psikolojin falan da taş gibi. Gece üçte kendi kendine hesaplaşmalar yapman, durduk yere gözlerinin dolması, en küçük şeyleri günlerce düşünmen tamamen sağlıklı davranışlar zaten. Böyle devam et sen.
Git sabahla şimdi. Zaten uyusan ne olacak? Düşünmekten yorulmuş beynini biraz daha