Pro f. Dr. Akil Muhtar Özden, Pro f. Dr. Neşet Ömer lrdelp, Pro f. Dr. Nihat Reşat Belger, Pro f. Dr. Abravaya Marmaralı, Pro f. Dr. Musta f a Hayrullah Diker, Pro f. Dr. Süreyya Hi-dayet Serter, Pro f. Dr. Mehmed Kamil Berk, Pro f. Dr. Mim Kemal Öke, Dr. Asım lsmail Arar, Dr. Hulusi Alataş." •iV
Bugünün insanı, her türlü çılgınlığı denemeye çalışıyor, denedikçe de susuzluğu daha çok artıyor. Tıpkı deniz suyu gibi... Türkiye'deki insanlar evi, mo-derniteyle tanıştıktan sonra unuttular. Şimdi evlere dönmek istiyorlar, fakat dönemiyorlar. Evi tekrar ihya etmeliyiz. Ben matbuattan, günümüz deyişiyle medyadan birtakım haberleri takip ediyorum. Çocuklar neden böyle, ebeveynler neden böyle diye bazı haberler okuyorum. Tüm bu çatışmamız, evi unutma-mızdan kaynaklanıyor. Hâlâ birtakım torunlar, torunların ço-cukları postmodernist akımın maskarası olmuş durumdalar; ama buna rağmen kendi köklerine ve evlerine bağlılıklarını gösteren birtakım simgeleri de üzerlerinde taşıyorlar. Evin ne olduğunu tekrar hatırlayıp evlere dönmemiz lazım; çünkü dışarıda kurguladığımız hayat bize ait değil. Biz dışarıda Ame-rikan hayatı kurguluyoruz ve dahası da bunu fark etmiyoruz.Halbuki biz, evde bir hayat kurgularsak o hayat kesinlikle dışa-rı yansıyacaktır. Böylece biz de kendimize ait bir hayat biçimini toplumsal manada yaşamaya başlarız. Bunun nüvesi, temeli, kökü, tohumu evde atılır.Modern dünyada aile biraz kuşatılmış durumda ve modern kapitalist toplumun dinamiklerinden çok etkileniyor. Ben bu duruma bir tür "taşeron ebeveynlik" diyorum. Anne babanın bizatihi kendisinin yapması gereken işler bile ya bakıcılara ya da öğretmenlere devrediliyor. Her iş için birisi tutuluyor. Hat-ta çocuklara bisiklet binmeyi öğreten kurslar ve hocalar var. Geçtiğimiz yıllarda bununla ilgili bir sunum yapmıştım. Bir ço-cuk bisiklete binmeyi babasından ya da annesinden öğrenerek zenginleşir aslında. Mesele sadece o beceriyi kazanmak değil-dir; o beceriyi ona aktarırken çocukla birlikte zaman geçirmek, aynı anı paylaşmak, o anda derinleşmek, bir yakınlık kurabil-mek ve o birlikte geçirilen demleri çocuğun
Yardımcım Emin Astsubay ile Apo’nun koluna girdik ve onu hücumbottan indirip komando birliğimizin sıraya dizilerek kurduğu patika yoldan geçirip kalacağı hücreye doğru yürümeye başladık.
Uzun zamandır kafamda olan bir şey yaptım o sırada. Öcalan’ın kulağına eğilerek “Apo” dedim. “Hı” diye bir ses çıkardı. “Bir varmış bir yokmuş“ dedim. Tekrar aynı sesi çıkardı “Hı”