Puan vermedi·675 syf.··
2026 104. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:16
Bu kitap Fernando Pessoa’nın ölümünden sonra ortaya çıkan notları ve günlüklerden toplanan ‘olaysız bir öz yaşam’ öyküsüdür. Kendisini de kitapta ‘bu kitap hiç hayatı olmamış bir adamın biyografisidir’ diye not düşmüştür. Bu kitap yaşanan olayları değil, kendisinin dünyadaki varlığını okurla birlikte sorgulamıştır. Savaştan sonra kaleme alındığı bilinen metinler savaşın buhranını ve kasvetini yansıtır. ‘Ben hep şimdiki zamanda yaşarım’ dese de , geçmişten kurtalamayacak kadar geçmişe ve geleceği karamsar görecek kadar geleceğe saplantılı bir adamdır bay Pessoa çünkü, iki sonraki cümlesinde şu yer alır: ‘Geçmişim, olmayı başaramadığım her ne varsa onlarla dolu’ Yazar, okuyucuyu 675 sayfa boyunca Lizbon’da muhasebe yardımcısı olan Pessoa’nın hayatın sıradanlığı, insanlığın basitliği, yalnızlığı ve benliği hakkında sorgulamalara iter ve okuyucu-kendisinin de kitapta belirttiği gibi- ‘şehvetli’ bir kabus görmüş gibi olur. Sayfalar arasında gezinirken ‘öyleyse beni kim kurtaracak var olmaktan’ diye çırpınan Pessoa, okura var olmaktan hem mutlu hem de mutsuz olduğunu anlatırken, kurtarılmak için yardım çığlıkları atıp bir yandan da yalnızlığıyla övünen anlar yaşattırır. Yıllarca insanların içinde ‘ayrık otu’ gibi yaşamayı kendine görev edinmiş bir isimdir çünkü, kendisini tarif ederken ‘ben bir hiçim, kendimi hiçbir şey olarak hayal ediyorum’ diye tanımlamıştır. Kendini ve insanlığı sorgulayan okurlar kitabı beğeneceklerdir; Satır aralarında gezen tutarsızlıkların nedeni ise Pessoa’nın ‘Ben aslında iki kişiyim’ demesidir. Dili, çevirmen Saadet Özen’in başarısıdır ve kitap okumayı kendine mesken tutmuş okuyucular için çok kolaydır. Okunması ise, olaysız oluşu kitabın akıcılığını etkilese de cümlenin derinliklerini anlamak için okuyucuyu çok defa aynı sayfa üzerinde kalıp
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
Hiçlik ya da Her Şey ve Derinlik incelemesi
9/10
·88 syf.··
2026 228. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 07:57
"Tüm hayal kırıklıklarını kalbinin en derin yerine doldurdu." Tuğba Saydam'ın okuduğum ilk kitabı ve yazarım da yazdığı ilk kitabı... Bir yazarın ilk kitabını okuyarak onun iç dünyası ve kaleminin gücü ile tanışmak benim için harikulade bir şey... Hiçlik ya da Her Şey dışarıdan bakıldığında "bir kedinin kaybolma" hikayesi gibi görünsede aslında ana karakterin iç dünyasını, zihin bulanıklığını, bazı kayıpların, travmaların ve ayrılıkların insanlar üzerinde "aslında atlattıklarını düşünseler de" hiç farkında olmadıkları bir anda, bilinçaltı tetiklenmesi ile nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Anlatırken de şöyle bir sarsıyor insanı... Hepimiz kendimize karşı fazlasıyla acımasızız, en çok da "kendi kendimizi yargılarken." Başka insanlara yakıştıramadığımız "hayır o bunu yapmaz dediğimiz, o akıllı, zeki" dediğimiz şeylerin tam zıddını kendimize yakıştırıyoruz, yetmiyor bir de cezalandırıyoruz kendimizi. Çünkü o zihnimiz hiç susmuyor, hiç uyumuyor... Tuğba Saydam öyle bir karakter portresi çizmiş ki, okurken insanın kendinden bir şeyler bulmaması imkansız. Lirik, akıcı ve insanı içine çeken bir dille yazdığı eserinde aslında bizlere insanın "acı, travma ve ayrılıklar" karşında yaşadığı süreci tüm gerçekliğiyle gösteriyor. Oluşturduğu karakterin yaşadığı sarsıntıyı içinizde hissediyorsunuz... Sevgili Tuğba Saydam'ın ilk kitabı olan Hiçlik ya da Her Şey kitabını okumak isteyen herkese öneririm zira bazı kitapların sayfa sayısı az olsa da bıraktığı etki o kadar büyük oluyor ki "iyi ki" okumuşum dedirtiyor. ... Yazarın ikinci kitabı ve ilk kitabının devamı olan Derinlik' te ise karakterimizin travmalarının, yaşadığı acıların ve neden kendine karşı bu kadar acımasız olduğunun derinine iniyoruz. Bu kitabı okurken "her ne kadar hayali kurgu gibi olsa da okuduğumuz kitaplar, gerçek hayattan
Hiçlik ya da Her ŞeyTuğba Saydam · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2024349 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu~ #spoiler
Puan vermedi·72 syf.··
2026 18. kitabı
Gerçek ne kadar çıplak ve acımasız olursa olsun, onunla yüzleşmek insanı özgürleştirir. Yalanın estetiğindense gerçeğin soğukluğunu tercih edenlere bu kitap, hayal dünyasına sığınmanın bireysel ve sosyal bedellerini sorgulatıyor. Kurgusal bir dünyada yaşamanın bireyi illüzyonların tutsağı haline getirdiğini ve gerçek anlamda iyileşmesini engellediğini gösteren trajik bir vaka analizi. Öncelikle yazarın rafine ve minimalist üslubunu, kitabın kısacık anlatıya sığdırdığı felsefi derinliğini, lüzumsuz detaylardan arınmış kurgusunu çok sevdim. Her yaşa hitap ediyor. Vurucu ve etkileyici. Ancak kitabın sunduğu bu tatlı ve masalsı anlatımın arka planında derin bir felsefi çelişki ve sarsıcı bir trajedi var. Kitap boyunca Bayan Ming’in kurguladığı çocuk hikayeleri üzerinden Konfüçyüs'ün öğretilerine sıkça atıfta bulunuluyor ama kitabın finali ile bu öğretiler arasında ciddi bir tezatlık mevcut: ​ Konfüçyüsçülük rasyonel, dünyevi ve gerçeğin dürüstçe kabul edilmesine dayanan bir felsefedir. ​Yazar ise felsefedeki "toplumsal uyum" kavramını esneterek, Bayan Ming'in yalanlarını bir bilgelik aracı gibi sunuyor. Üstelik bu "iyi niyetli" görünen yalanlar fabrikadaki diğer kadınların Bayan Ming'i kıskanmasına ve onu dışlamasına neden olarak yalnızlığını derinleştiriyor ve başkarakterin gerçeklik algısını eğip bükerek onu bir şüphe ve manipülasyon sarmalına sürüklüyor. Batılı ve romantik bir "hayal dünyasına sığınma" güzellemesi yapmak adına, ayakları yere basan Doğu felsefesini kendi kurgusuna araç ediyor. Kitabın sonunda Bayan Ming’in aslında hiç çocuğunun olmadığı, tüm bu dünyayı Çin'in katı tek çocuk politikasının ve toplumsal baskıların yarattığı yalnızlıkla baş edebilmek için zihninde kurduğu gerçeği açığa çıkıyor. Aslında derin bir travmanın doğurduğu trajik bir kaçış
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,5bin okunma
Özgürlük iki kere iki dört diyebilmektir
Puan vermedi·352 syf.··
2026 5. kitabı
Bir insanın nefes alması ne kadar normalse düşüncelerini ifade etmesi de o kadar normaldir. Üstelik bu herkes tarafından bilinen bir gerçekse bunu paylaşmakta asla tereddüt etmemelidir. Bizi diğer varlıklardan ayıran en temel fark aklımız ve düşünme kabiliyetimiz diye bir algı var ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Belki de çiçekler, böcekler, evcil hayvanlarımız, kapıda duran anahtarlık bunların hepsinin aklı var ve düşünebiliyorlar. Bunu bilemeyiz çünkü bunu ifade edecek herhangibir girişimde bulunmadılar. Biz insan olarak düşündüğümüz ve bildiğimiz şeyleri paylaşmadığımızda ya da paylaşmamıza izin verilmediğinde bu varlıklarla aramızda pek bir fark kalmıyor. Toplumda var olabilmek için nefes almak yeterli değil. Baskı ve şiddet altında konuşamadığımız, ifade edemediğimiz her şey aslında içten içe bizden bir şeyler alıp götürüyor ve sonunda hiç olup gidiyoruz.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,4bin okunma
Azıcık spoiler içerebilir
9/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 19:33
Unutma Dersleri Nermin Yıldırım Hani unutamayacağınızı bilirsiniz de bir umut (aslında tüm umutları) denersiniz ya, sonra da hayat, sen misin unutmak isteyen deyip başına unutulmaz olaylar açar ya işte öyle bir kitaptı. Ne garip, Feribe olmamış bir şeyi unutmak için MİM'e gidiyor halbuki beyni zaten olan bir şeyi unutmuş. Beyin de çok enteresan bir yapı gerçekten. Nermin Yıldırım'ın daha önce üç kitabını daha okudum ama bunda ironi, mizah hatta kara mizah fazlaca vardı. Bu da acıları bastırmanın bir yanı olarak yazarın aslında ne kadar donanımlı olduğunu gösteriyor. Açıkçası ben sonlara yaklaştıkça aslında Feribe hiç kocasını aldatmamış da tüm bunları beyni uydurmuş şeklinde olacak sanmıştım ki öyle olsaydı baya şaşırırdım ama yine de etkileyiciydi kabul edeyim. Okumak keyif verdi, tavsiye ederim.
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20255,5bin okunma
Agota Kristof – Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan Hakkında
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Agota Kristof – Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan Dikkat, spoiler içerir! Savaşın ne kadar dehşet verici olduğunu ve herkese, özellikle de çocuklara, neler yaptığını çok sade, net ve çocukların kendi ağzından dinlediğimiz bir kitap. Bir çırpıda okunup bitiriliyor; tarzı oldukça farklı ve etkileyici. Başta ikizlerin hemşireyi öldürüp öldürmediğini anlayamadım, nedenini de kavrayamadım. Annelerinin ölümüne tepkisiz kalmaları ve babalarını ölüme göndermeleri çok tuhaf geldi. Açıkçası iki çocuk olmadığını düşünmeye başlamıştım ve sonunda haklı çıktım. Tahmin etmesi zordu aslında; baştan okuyacak olsam birçok ayrıntıyı yeniden keşfedeceğimi hissediyorum. Yazar kalemini hiç sakınmamış. Çocukların içinde kaldıkları dehşet verici kötülükler, onların masum diliyle anlatılmış. Bu iğrençliğin gerçekliği ise insanı derin bir üzüntüye sürüklüyor. Çocukların tavırlarındaki aşırılık, savaşın vahşileştirdiği ruhlarında duyguya dair pek bir şey bırakmadığını gösteriyordu. Buna rağmen birçok yerde etik davranmaları da ayrı bir değer taşıyor. Zaten yaşananların büyük kısmının Lucas’ın kurgusu olduğunu öğrenince biraz olsun rahatlıyoruz. Ancak hikâyenin yazarın kendi yaşamından izler taşıması, anlatılanların büyük bölümünün gerçek olabileceği hissini güçlendiriyor. Kitapçının hikâyesi, kütüphanecinin hikâyesi, Yasmine’nin hikâyesi ve Mathias’ın hikâyesi… Belki de hepsi Lucas’ın bir parçasıydı. İşin en kötü yanı ise Lucas’ın geçirdiği kazayı trajik yönleriyle hatırlamıyor olmasıydı. Annesi ve babası ona gelmeyince onlara karşı kin beslemiş, yalnızca kardeşini beklemişti. Kader onları yeniden buluşturduğunda ise her şey için çok geçti. Üstelik tüm gerçekleri öğrenemeden göçüp gittiler. Klaus da en az Lucas kadar zor bir hayat yaşamıştı; annesinin onu bekleyişini ve babasının ölümünü
1000Kitap
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma