45. Bâb—Muharrem (Ayı) Orucu Hakkında
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla 1810. Bize Muhammed b. Saîd rivâyet edip (dedi ki), bize Muhamed b. Fudayl, Abdurrahman b. İshak'tan, (O da) en-Nu'man b. Sa'd'dan (naklen) rivâyet etti ki, O şöyle dedi: Bir adam Hazret-i Ali'ye geldi ve O'na, Ramazan ayından sonra kendisinde oruç tutacağı bir ay sordu. Hazret-i Ali de ona şöyle cevap verdi: Bana bunu, bir adamın Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem), Ramazan ayından sonra yılın hangi ayında oruç tutacağını soruşunu işitmemden sonra hiç kimse sormadı, (Hazret-i Peygamber ona) Muharrem (ayında) oruç tutmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştu: "Muhakak ki bu (Muharrem ayında), Allah'ın, bir topluluğun tevbesini kabul ettiği ve (yine) onda bir topluluğun tevbesini kabul edeceği bir gün vardır." 1811. Bize Zeyd b. Avf haber verip (dedi ki), bize Ebu Avâne, Abdulmelik b. Umeyr'den, (O) Muhammed İbnu'l-Munteşir'den, (O) Humeyd b. Abdirrahman'dan, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivâyet etti ki, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Ramazan ayından sonra en fazilteli oruç, Allah'ın "Muharrem" adını verdiğiniz ayında (tutulan oruçtur)." 1812. Bize Ebu Nuaym rivâyet edip, Yahya b. Hassan da haber verip (dediler ki), bize Ebu Avâne, Ebu Bişr'den, (O) Humeyd b. Abdirrahman el-Hımyeri'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) haber verdi ki, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Muharrem (orucudur). " ٤٥- باب فِى صِيَامِ الْمُحَرَّمِ ١٨١٠ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَعِيدٍ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ سَعْدٍ قَالَ : جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عَلِىٍّ يَسْأَلُهُ عَنْ شَهْرٍ يَصُومُهُ ، فَقَالَ لَهُ عَلِىٌّ : مَا سَأَلَنِى
Bir de diyorsun ki ne var sözlerimde. Var başka senden sözlerine kendini katan? Kendin diyecek de sensin olmaz diye(cek) ne kendinde ne sözlerinde. Ne sanırsın bu sözleri? Âlâ-tur-ca, ala-ca, al al. Bu tur, burnumun bi deliğinden giren diğerinden çıkıyor. Çıkıyor da yollar hep ötekine sanki. Kendi yuttuğunu tüküren. Demek midesi kaldırıyor. O filmi bilmiyorum, seyretmedim \ Yine o filmdim, seyredilmedim. Faruk'un sonu. Kuraf bir tadı var yok. Gökler sahneleniyor, gözler perdeleniyor ama. 7 kat gök 7 kat renk hiç görülmemiş bilinmemiş, gök gök gibi bilinmemiş. Bilenmiş gururuna gurultural gürültülü buralar. Ah, ah kere ah. Hiçbir söz yok. Hiçbir söz yok. Hiçbir göz, gözlerden bahsetmek bir kıyak, hiçbir göz, yok ki hiçbir söz. Söylenmeyecek. Sözler değil mi söylenmeyecek.!.!.! ?.? Komik bir komiklik yaplıyor işte var yok. Var yok var yok diyorum, yuvarlak :) Çok eğlenceli değil mi ağlamak? Sözlerin diyordum, hani kendin diyorum kendime var yoklanmadan, desem şimdi ne, ne desem söylesene. dayılanmasını bilmeyen bir ayı var. Ayı desem Ay mı, nesini görsem söylesene? Gözlerine bakmadan nesini görsem? Sözlerin mi gözlerin mi? Yine bir heyecan, sonradan çok utanan ama heyecan işte canım, o zaten bende çokça yüzsüz duran. Hay gidi gidi avuçlar. Avuç avuç dualar, üzerine gökten inen topkrak içinde. NE YA NE? ne oluyor canım? Ne neyin derdi, ne ne zaman neyin derdi? Geldin mi şimdi? Bir yırtım içim. Kaynasın dursun, bana ne? Gel ne. Gel. Gelin. Ne. Neler neler. Susuz bir gök. Ha ama kurumuş mavisi, o ne üzerimde mi içimde mi , , ,. , Ya bu ne palavra , , hayat par(a)v(a)nı, vanalar kapalı, yahu ne komik, ku ku ku. ama hayır, günlerden bugün ki! Günlerden bugünlere bugünlerde, neler neler - sadece sessiz. So kaak lar mı:D sokaklar , ayvaz aymaz ayyyaş avanak sokaklar. Üzerine
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -III-
"Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.), Umeyr İbnu Sa'd'ı Humus valiliğinden azledince, yerine Hz. Muaviye'yi (r.a.) tayin etti. Halk: Umeyr'i azledip Muaviye'yi mi tayin etti, diye mırıldandı. Umeyr (r.a.) ise: Muaviye'yi hayırla yâdedin. Zira ben Resulullah aleyhissalatuvesselamın "Allahım onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!" dediğini duydum, dedi." Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4478 Evvelki yazılarıma yapılan bazı yorumlardan ötürü, daha başlarken bir noktayı açıklığa kavuşturmak istiyorum: Hz. Muaviye'nin "radyallahu anh" denileceklerden olduğu "şu âhirzamana kadar" Ehl-i Sünnet mabeyninde "netameli" bulunmuş bir konu değildir. Mevzuun gerek İmâm-ı Gazalî'nin İhyâ'sında, gerek İmâm-ı Rabbanî'nin Mektubat'ında ve gerekse diğer makbul/muteber kaynaklarımızda nasıl ele alındığını incelerseniz "netameli" hiçbir noktaya rastlayamazsınız. Hz. Muaviye'nin bir Sahabî olarak "hürmete layık olduğu" gayet açıktır. İttifakla da beyânlıdır. Ulemamızın bu meseleyi medar-ı bahs etmeleri, kendi aralarında tartışma konusu olduğundan değil, Şia vb. bid'a fırkaların Mü'minlerin kafalarını/kalplerini karıştırmalarına engel olmak içindir. Elhamdülillah. İşte biz de bugün o salih seleflerimizin izlerini takip ediyoruz. Rabbim, ne bu dünyada ne ötekisinde, dudaklarımızı ayak izlerinden kaldırmasın. Âmin. Bediüzzaman'ın da bu müceddidler kervanının bir halkası olduğunu hatırlarsak, elbette, ondan da bu hak yoldan başkası sâdır olmaz. Başka muradı olamaz. Zâten, Hz. Ali radyallahu anhın duruşunu "azimet" Hz. Muaviye radyallahu anhın duruşunu ise "ruhsat" noktasında ele alması, "her ikisini de" İslâm dairesi içinde gördüğünün delillerinden birisidir. Mezkûr kavramlar hakkında küçük bir özet geçersem: **Azimet "asıl hüküm"dür. Ruhsatsa şartlarına bağlı olarak uygulanabilecek "geçici
Hazreti Muaviye
Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım; Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı, Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı. Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl... Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl Muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım; Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım! Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd, Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd, 0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu. Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi; Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi! -Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin; Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ? 0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun; Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun, Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen, Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen. Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın, Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın. Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda; Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda, Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır? Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır? Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım: Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
LGS de sözel zor sayısal kolay diyorlardı doğru mu la :d sorular yayınlandıktan bakacağım kardeşim hiç bir şey söylemedi inş benimki o sınava girmiştir :ddd
A'râf / 143. Ayet Mûsâ as Rabbim! Kendini bana göster dedi. Allah ona Sen beni asla göremezsin Fakat şu dağa eğer yerinde durabilirse sen de beni görürsün” buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu paramparça eddi. Kuraanda dağlar Rabbimizin güç ve kuvvetinin tecelli ettiği yerlerdir hiç bir insanın aşmaya gücünün yetmeyeceği o dağlar Cenabı Hakkın tek bir emri ile un ufak olur parçalanır Hz ibrahimde Hak Teala hazretlerinin dirilme sıfatını görmek isteyince ona 4 kuşu eğitmesi sonra öldürüp bir dağa bırakması emredilmiştir  iyi bil ki, Allah, kudreti üstün gelen, hikmetli olandır.Bu hikmete uygun hareket edip ilahi emre uyanlar A'râf / 74. Ayette buyurulduğu gibi Allah Tealanın bahşettiği imkânlar sayesinde dağları yontarak evler yerin düzlüklerinde ise saraylar kurup inşa etmişlerdir işte yeryüzündeki dağlardan biriside Hawaideki kilauea dağıdır bir volkanik dağdır gezegenimizdeki bu en aktif yanardağ Ra'd / 31. Ayeti bizlere hatırlatır dağlar yürütülecek,ilâhî bir kitapla  yeryüzü parça parça edilecek Gerçek şu ki, her şeyi murad edip yapmak yalnızca Allah’ın elindedir evet püsküren dağlar patlayan volkanlar hepsi insanların sakınıp Hakka sığınması içindir Kilauea dağı mart 2008 de püskürerek bir lav gölü oluşmuştur bu gün bile bölgeye gelen ziyaretçiler lavların ışığını izleyip dağın kızgınlığını hissedebiliyor ve dağlar Allahın ayetlerini okumaya devam ediyor dağlar Cenabı Hakkın azabının habercisi
Din