"Allah’ım! Kur’ân’ı bize, bu risalenin kâtibine ve onun emsali olan zatlara her türlü dert için şifa kıl. Bize ve onlara, hayatımızda ve ölümümüzden sonra Kur’ân ile ünsiyet ettir. Kur’ân’ı bu dünyada bir dost, kabirde bir mûnis, kıyamette bir şefaatçi, sırat üzerinde bir nur, ateşe karşı bir siper ve hicap, Cennette bir refik ve bütün hayırlar için bir yol gösterici ve imam kıl. Bütün bunları bize fazlınla, cûdunla, kereminle ve rahmetinle ihsan et, ey kerem sahiplerinin en kerîmi ve merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz. Âmin. Allahım! Furkan-ı Hakîmin kendisine indirildiği zâta ve bütün âl ve ashâbına salât ve selâm et. Âmin, âmin." — Sözler, On Dokuzuncu Söz, On Dördüncü Reşha, Arabi dua metni tercümesi
Toplumsal bir dayatmanın giysi hali : Peçe
​Öncelikle hür iradesi ile bunları giyen kadınlara asla ve asla laf etmiyorum; anlatmak istediğim tek şey, peçenin sanki kapanmanın en doğru hali gibi gösterilip diğer kapalı olan kadınların peçe giymediği için doğru kapanmış sayılmaması. ​Öncelikle peçe tesettür için değil, coğrafi ve kültürel olarak bir ihtiyaç için giyilen bir giysi olarak tasarlanmıştır. Bunun tesettüre uyarlanması ise toplumun sığ bakış açısından kaynaklıdır. Bir kadını giysisi ve dış görünüşüne, makyajına, taktığı takısına göre yargılayan toplum, peçeyi sanki tesettürün en doğru hali gibi gösteriyor. ​(Peçe takmak yanlıştır demiyorum, demek istediğim peçe takmayan kadınların tesettürü doğru giymemiş olarak varsayılması.) ​Bunu "kapanmanın tek doğru formülü" gibi pazarlamak, diğer başörtülü kadınların ibadetini ve tercihini değersizleştiren bir algı yaratıyor. Saçmalık olan kısım tam olarak bu dayatma. ​Dini kaynaklara gelirsek; öncelikle İslam alimlerinin çok büyük bir kısmı kadının el ve yüzünün avret olmadığını, dolayısıyla kapatılmasının farz (zorunlu) olmadığı konusundaki netler. Anlayacağınız, kadınların peçe giymesinin sebebi din meselesinden çıkıp topluma varıyor. ​Ayrıca ve ayrıca bunu vurguluyorum çünkü tesettür sadece kadına özgü değildir. Evet, doğru okudunuz. Madem kadınların peçe takması tesettürün en doğru hali; kadınların peçe takmamasından rahatsız olan, gözlerine sahip çıkamayarak kendi tesettürünü koruyamayan erkek bireylerin tesettür hakkında söz hakkı olduğunu düşünüyor musunuz?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Sükutun Sesi" ve cehaletin küstahlığı...
Argoda kullanılan "ağzı olan konuşuyor" tabirinden pek hoşlanmam, amma öyle bir çağı idrak ediyoruz ki, kitabının kapağını bir ömür açmamış, mürekkep okkasını dahi eline almamış, bakkaldan satın aldığı icazet ile makam-mevki işgal etmiş, isminin sol tarafında yer alan kısaltılmış harflerden ibaret ünvan ve rütbelerle şahsiyet bulduğunu zanneden güruh amip gibi çoğalıp duruyor her mahfilde her mecrada...üstüne üstlük bir de, ömrünü ilim tahsiline hasretmiş, talebeliğini bir ömür sürdüren ilim, hikmet ve irfan ehline akıl vermeye, yol yordam göstermeye, nerden (ç)aldığı belli aforizmalarla felsefe öğretmeye kalkmazlar mı ? Hasbünallahü velnimel vekil... Bahse konu bu güruh, cehaletin en tehlikeli türevi olan "cehl-i mürekkep" (bilmediğini bilmeyen ve bilmediğini de din gibi savunan) hastalığının günümüzdeki canlı örneğidir, şimdi mevzubahis kelâmın arkasını getirmeye çalışalım: Cehaletin küstahlığı var ki....İsminin önüne dizdiği iki üç harflik ünvanı, ruhunun cüceliğini gizleyen bir zırh zannedenlerin en büyük trajedisi, "derinliği olmayan sığ sularda devasa gemiler yüzdürmeye çalışmalarıdır". Geçmişte ilim bir "haysiyet" ve "çile" işiyken, şimdilerde ne yazık ki bir "kartvizit" fetişizmine dönüştü. Ömrünü kütüphanelerin tozlu raflarında dirsek çürüterek geçirmiş, bir kelimenin iştikakı (kökeni) için uykusunu feda etmiş gerçek irfan ehli, edep ve mahviyetinden ötürü sesini yükseltmeye hicap ederken; bu "diplomalı amipler" meydanı boş bulmanın pervasızlığıyla en gür sesle bağırıyorlar. "Yarım Tabip Candan, Yarım Hoca Dinden Eder" Eskiler bu sözü boşa söylememiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike tam olarak budur: "(Ç)alıntı aforizmalarla" felsefe kurduğunu sananlar, Sosyal medya mecralarında üç beş beğeni uğruna 'kadim hakikatleri meze edenler", İki kitap
Vitrinlerin Arkasındaki Tenakuz
İnsan deryasını tanımak, çetin ve muazzam bir sırlar dehlizidir. Zira zahir ile batın, dille ikrar edilen ile kalpte gizlenen arasındaki o uçurum, modern çağın aldatıcı aynalarında hiç olmadığı kadar derinleşmiştir. Dışarıda, asil ve fıtri tesettürün şiarıyla gördüğümüzde ne kadar vakur, ne hanımefendi bir şahsiyet diyerek gıpta ettiğimiz nice insanların; dijital mecraların laubali iklimine adım atınca nasıl bir kimlik erozyonuna uğradıklarını hayretle ve esefle müşahede ediyorum. Raflarında İhyau Ulumi’d-Din gibi kalbi terbiye eden tefekkür hazinelerini barındıran, satırlarda ihlas ve takva dersi veren kimselerin, mesaj ve yorumlarda namahrem erkeklerle gayriciddi ve vıcık vıcık yorumlaşmaların, hafifliklerin girdabına kapılması ne hazin bir tenakuzdur! Ne yazık ki bu dijital panayırda, şahsiyetinin ve dininin ayarını bozmadan, dosdoğru bir istikamet üzere yürüyen muhlis bir ruha rastlamak adeta imkansız hale gelmiş... Daha da garibi ve ibretlik olanı ise, mevsimlerin fıtri inkılabıyla birlikte kâinata gelen yaz canlılığının, insan fıtratındaki nefsani tortuları da açığa çıkarmasıdır. Kışın veya fikri zeminlerde gayet ciddi, mesafeli ve vakur görünen profillerin, yaz sıcaklığıyla birlikte hicap perdesini yırtarak fütursuzca bir görünme ve hafiflik yarışına girişmeleri, ruhun maruz kaldığı gizli şehvet imtihanının en acı tescilidir. İşte bu savrulmaları, bu maskeli arafta kalışları gördükçe, nebevi irşadın hakikati zihnimde bir kez daha yankılandı Kadının şerrinden ve fitnesinden Allah’a sığınırım. Bu ikaz, asla boşuna söylenmiş bir kelam değildir; bilakis en dindar, en birikimli görünen sinelerin bile şer’i hudutları unuttuklarında, beğenilme ve suni alternatifler esaretinde nasıl birer fitne unsuruna dönüşebileceğinin en çıplak ifşasıdır. Cemil Meriç’in
Duygu ve Düşünce
Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Gerçek tıpkı ışık gibi,insanın gözünü kör eder.” Serdar ZAMAN Sıla Zaman Gerçek bir nurdur kimi insana Gönül köprüleri kurar Tunadan Viyanaya Bazen bir tebliğ bazen hakikattir anlayana Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Düşman Tuna'yı atladı Karakolları yokladı Osman paşanın kolunda toplar patladı İyiler güzel amel sahibleri alır mükâfatı Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Osman paşa binler yaşa askerinle Ben kurbanım gerçeği söyleyen dillere Bir destan yazdık plevnede malazgirtte Cenabı Hakkı zikrettik koşuyoruz zafere Osman paşa Ya Hak diyip vurdu kılıcını Kendi öldü Osman paşa namı kaldı Batıl olana Tuna Nehri açarmı kollarını Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Kul Nefsani derki fatihalar okuyalım Şanı büyük o zaferlerimizi bizlerde analım Hak yoldan gerçekten ayrılmayalım
Şiir
Hicap duyuyorum.
Bulunmakta olduğum bir ortamda erkeklerin kadınların ( Hanım efendiler) yanında küfürlü yada argo konuştukların da duyduğum içsel utancı anlatamam. Sanki o kadın benmisim gibi ciddi rahatsızlık hissediyorum.
İnsan ve Duygular