arap toplumunda müziğin ortaya çıkışına dair..
Arap toplumunda müziğin ilk olarak, ilkel bir şekilde deve sürücülerinin, develerini sistemli ve düzenli bir şekilde hareket ettirebilmek maksadıyla söyledikleri, basit şiirsel bir tarz olan hidâ الحداء ile ortaya çıktığı söylenmektedir. Hidâ’yı ise ilk olarak Hz. Peygamber’in büyük dedelerinden Mudar’ın tesadüfen bulduğu rivayet olunmaktadır. Devesinden düşüp ellerini kırdığı zaman: “Ellerim Ellerim!” diye acı içerisinde inlemesi üzerine, develerin bu sese kayıtsız kalmadığını anlamış ve bu olaydan sonra insanlar develeri rahat sürebilmek için bu terennümleri kullanmaya başlamışlardır.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Bazı karakterler yazılmaz, kendini oldurur.
“Çok affedersiniz ancak araya girmek zorundayım. Aksi takdirde yazmaya devam edemeyeceğim. Bu roman tam bir kargaşa oldu. Kendi başımı döndürüyorum resmen. Yozo'nun kontrolünü kaybettim, Kosuge'nin kontrolünü kaybettim, Hida'nın kontrolünü kaybettim. Benim beceriksiz kalemim onları hayal kırıklığına uğratıyor ve kafalarına göre uçup gidiyorlar. Ben de onların çamurlu ayakkabılarına yapışıp durun, bekleyin, diye haykırıyorum. Buralardaki düzeni sağlayamazsam hiç tahammülüm kalmayacak. Zaten bu romanın başarısız olacağı en başından beri belli. Sadece bir duruş sergiliyor. Söz konusu böyle bir roman olduğunda bir sayfa yazmakla yüz sayfa yazmak aslında aynı şeydir. Gerçi ben en başından beri buna hazırdım.
Sayfa 48·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hida, yalnızlık duygusuna kapılmıştı. Bu iki dostundan gitgide uzaklaşırken kanının çekildiğini iliklerinde hissediyordu. Geçim derdinden mi acaba, diye düşündü. Hida'nın yaşantısı hali mütevazıydı.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Hida, yalnızlık duygusuna kapılmıştı. Bu iki dostundan gitgide uzaklaşırken kanının çekildiğini iliklerinde hissediyordu.
Ahdi bozanlar…
Acaba bozdukları ahid, Allah'a verdikleri sözlerin hangisidir? Ne idi o șey ki, Allahü Taâlâ devamını istemişti de, onlar kesip atmışlardı? Ve yeryüzünde çıkardıkları fesâdın şekil ve rengi nasıldı acaba?.. Açıklanmıyor… İzah gayet kısa ve muhtasar. Zira mevzû, bir vâkanın tafsili, bir hådisenin tescili mevzuu olmayıp, örnek bir tipin tasviri ve bir insan tabiatının teşhisi mevzudur. Buradaki tasvir, mevzuun umumunu ifâde eden bir şekildedir. Böylece bu zümrelerin Allahü Taâlâ ile aralarındaki her türlü ahid bozul-muştur. Hakk Talâ'nın, Zât-ı İlâhisiyle bunlar arasında devamını emrettiği bütün alâkalar kesilmiştir. Yeryüzündeki her türlü fesâdı bunlar çıkarırlar... Allah ile beşer arasındaki bu türlü bağlar kop-muştur. Sapık seciyyelerinin icabı, AHDE VEFA göstermezler.. Sağlam yere tutunmazlar ve herhangi bir fesadı yaymaktan da çekin-mezler... Bunlar, olgunlaşmadan hayat ağacından kopan ham meyva gibidirler... Hamlıkları ve hayat ağacıyla irtibatlarının kesilmesi sebebiyle çürümüş, kokmuş ve hayatın bükülmez eliyle saf dışına atılmışlardır... Bundan ötürüdür ki mü'minlerin hidâ-yete ermesine vesile olan darb-ı meseller, onların dalâlete düşmesine sebeb olmuş ve müttakilerin hidâyete ermesi onların azgınlıklarını bir kat daha artırmıştır... Bu ilâhi davet (TEVHİD) karşısında beşeriyetten koparak vaktinde Me-dine-i münevverede yahüdi, münâfık ve müşrik suretinde yıkıcı faaliyette bulunanların bu faaliyetlerinin şeklini inceleyecek olursak, günümüzde de, devam etmekte olan ilâhi emrin karşısında, bir takım zümrelerin gayet sathi isim(DEMOKRASİ,LAİKLİK,KOMÜNİZM) ve ünvan değişikliğiyle aynı faaliyeti yaptıklarını görürüz : «Allah'ın ahdini te'kid ettikten sonra bozanlar.»
Sayfa 104 - Çelik yayın evi… 1. Cilt
Alıntı
Hidayet üzeredirler…
İşte, Asr-ı saâdette Medîne'deki İslâm topluluğunun arzettiği manzara bu idi. Ensar ve muhâcirlerden meydana gelen o müslü-manların bu vasıflara sahip olması büyük bir mana ifade etmekte idi... Evet onlar bu sıfatlar sayesinde gerçekten pek büyüktüler... Îman hakikatları onlarda bütün kemâliyle tecelli etmişti... Ve bu meziyetleri ile Allahü Taâlâ yeryüzünde ve bütün beşer hayatında onları hidâyet vasıtası kılmış ve türlü nîmetler bahşetmiştir. Aşağıdaki âyet de bu yüzden inmişti : «İşte onlar Rablarından gelen bir hidâyet üzerdirler. Kurtu- lanlar da onlardır." Böylece hidâyete erdiler ve böylece kurtuluşu buldular. Hidâ- yet ve kurtuluş yalnız bu yoldadır... Bir de ikinci zümre vardır. Bu, Kur'an'da da tasvir olunduğu gibi, kåfirler zümresinden meydana gelen gruptur. Bunlar her zaman ve her yerde küfür cephesini temsil ederler. Şüphesiz ki küfredenleri korkutsan da, korkutmasan da birdir. Onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir perde vardır. Ve büyük bir azab vardır onlar Burada müttakiler tablosuyla kâfirler tablosu arasındaki büyük tezatla karşılaşıyoruz... Müttakiler için kurtuluş rehberi olan kitabın ve ondaki korkutucu beyanların kâfirlerce hiç bir değeri yoktur. Mü'minlerin ruhlarına açılan bütün pencereler kâfirlere kapalıdır. Allah ile mevcûdât zâhir ile bâtın ve gayb ile günlük hayat arasındaki bütün râbıtalar... Bunlara açık olduğu gibi onlara tamamen kapalıdır...
Sayfa 83 - Çelik yayın evi… 1. Cilt