Puan vermedi·283 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 23:47
İşte her yıl böyle olur. Beş mayısı altı mayısa bağlayan gece Hizırla İlyas dünyanın bir yerinde buhaşurlar. Onlar buluştuke lar an dünyadaki bütün yaşam durur, tekmil canlılar dürter. Hemen sonra da daha gür, daha camlı, daha doğurgan dinlir-ler. Ve biri mağrptan, birisi de maşnktan kopup gelen ikå yldz gücyüzünün ortasında tokuşur, birleşirler. Birleşip ışi yeryuzüntin üstüne top top soğannlar.
Binboğalar EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20206,7bin okunma
Dersim vahşetine karşı yazarın tavrı
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Hep söylüyorum, öykücüler roman yazmaya başlayınca, eserleri tam bir roman olmuyor, bunlara "romanımsı" diyorum. Sema Kaygusuz da yazarlık kariyerine öykücü olarak başlayıp sonra roman yazmaya çalışanlardan. Roman yazan demiyorum, bilerek "roman yazmaya çalışanlar" diyorum. Bu romanımsı kitaptaki anlatıcı, Dersim Katliamı'ndan tesadüfen kurtulup Samsun'a göç eden kırk kişilik Alevi topluluğunda küçük bir kızın, bir babaanne olarak torununa seslenmesini aktarıyor ve aynı zamanda anlatıcı olarak kendisi bu toruna söz söylüyor. Elinde hep fotoğraf makinesiyle gezen, yaşamdaki ruhsal derinliklerin farkında olmayan torunun, Hıdrellez şenliğini ve orada Hızır'ı temsil eden dansçıyı bile fotoğrafın dar, sınırlı, donuk anına hapsetmesini eleştiriyor. Sema Kaygusuz, cinsiyet, etnisite, hayvan-insan ve hatta organik-inorganik ayrımlara karşı çıkan bir yazar. Bu romanında bu aşkınlığı Hızır temsil ediyor. Romandaki anlatıcı, torunun eksikliğini tamamlayıp, Hızır'la olmuyorsa kendisiyle bütünleşmeye çağırıyor onu, "yüzünde bir yer" bulmayı diliyor. Dersim gibi bir felaketten geriye hınç deği, utanç kalmış. Bu romandaki yaklaşıma göre, bu dehşet anlatılamaz, fotoğrafı çekilemez. Bunlar yapılsa bile hep eksik kalır. Babaanne de torununa "aşağılanmanın ezikliğini değil de, mahvoluştan hemen sonra büyüyen insan olma mahcubiyetini bırak"mış torununa (s. 152). Anlatıcı, sadece incir ağacından medet ummamasını, kendisini muhatap almasını istiyor. Yazara göre, Dersim gibi bir vahşet karşısında en güçlü edebi tavır yaşanan dehşeti hatırlatmak ve acı çektirmek yerine, insanın özüne dönmesi, yani din, dil, vb her türlü kültürden önceki saf halimize dönmemize dair mitolojik öyküler yardımıyla içe bakış ve kadim zamanlardaki gibi her varlıkla hemhal olmak.
Yüzünde Bir YerSema Kaygusuz · Metis Yayıncılık · 2021892 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 19:53
Kitapta Hızır ve İlyas Kültünün kökenlerini dinî ve kültürel temellerini inceliyor. Hızır'ın Türk insanının tarihinde ve günlük hayatındaki yerini, edebiyata ve sanata yansımalarını irdeliyor.
Hızır Yahut Hızır İlyas KültüAhmet Yaşar Ocak · Timaş Yayınları · 201853 okunma
8/10
·496 syf.··
2026 4. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 00:00
Yazar, öncesi ve sonrasıyla Milli Mücadele dönemi egesine bir pencere açmış. Bize dönemi ve insanlarını izletmiş. Bu konuda pek çok araştırma yaptığı da belli oluyor. Fakat "tefrika" ile "roman" arasında çok büyük farklar var. Yazar, ne yazık ki bunun pek farkında değil sanırım. "Roman" dediğimiz, daha sistemli yazılır. Tekniğine uygun yazılır. Okuduğunuz zaman ağızda bir tadı kalır. "Tefrika" gibi lüzumsuz ayrıntılara boğulmaz. Ayrıca yazar, romanın ilk sayfalarında bilinçli bir şekilde dilini eskitmeye çalışmış. Eski sözcükleri metine boca etmiş. Bu da okuyucunun romana girmesini zorlaştırıyor. Halbuki romanın geçtiği devirde yaşamış olan hikâyecimiz Ömer Seyfettin bile, bu kadar yorucu bir dil kullanmıyor. Başkarakter de ne yazık ki iyi çizilememiş. (Spoiler Uyarısı) Başkarakterin Değişimi, bir zaman çizgisi içinde anlatılmıyor da, romanın sonunda aniden, ağzından söyletilmek istenenleri söyletmek için gerçekleşiyor adeta. Romanın ortalarında başına gelenlerden sorumlu gördüğü kişileri tek tek doğrayan adam, sonraki sayfalarda, çatışmada öldürdüğü kişileri aklından çıkaramayıp, günlerce hasta yatıyor. Sonra durduk yere adamları kurşunlayacak kadar tutarsızlaşıyor. Sevdiği kadın, elini öpecek kadar ona yakınlaşmasına rağmen, sonraki sayfalarda utangaçlığını zar zor atıyor. "Gani dayı" karakteri de "Deux ex machina" gibi metine olur olmaz girip başkaraktere müdahalede bulunuyor. Zorlu koşullar altında yaşadığı söylenen köylüler, Hıdrellez günü en güzel giysilerini giyip baharı karşılıyorlar. Başkarakter, bacısının alnından değil de dönem itibariyle toz toprak içinden pek çıkmayan ayağından(!) öpüyor. Dikkatli bakılırsa bunun gibi türlü çeşitli tutarsızlıklar var. "Tarihi roman" yazmak kolay değil. Umarım ki yazar, önümüzdeki çalışmalarına daha titizlikle eğilir.
Kırmızı BuğdayAhmet Büke · Can Yayınları · 2025695 okunma
7/10
·148 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 23:13
Halikarnas Balıkçısı'nın bir tür Mitoloji 101 gibi okunabilecek bu eserini oldukça keyifli buldum. Temel olarak Olimposlu tanrılar ve onların Anadolu'daki kökenleri üzerine olan bu kitabın her satırında "Mavi Anadolu"cu akımın yoğun etkisini hissediyorsunuz. Hele ki Kybele başlı başına bir deryadır. Keşke kendisi sadece onun üstüne derli toplu bir çalışma yapmış olsaydı. Balıkçı çok özet olarak ama net bir şekilde onun için Anadolu'daki Pessinus kentinde ve Roma'da düzenlenen festivalleri aktarır. Bu iki festival de doğanın önce ölümü ve ardından ilkbaharda doğumu ile ilgilidir. Burada ölen ve doğan Kybele'nin sevgilis Attis'tir. Yazar bu bayramların bugünkü nevruz, hıdrellez ve hatta İsa'nın yeniden dirilişine denk düşen Paskalya'nın kökeni olduğunu iddia eder ki, Asya'da da görülen bu adetlerin ille de Kybele miti kaynaklı olduğunu kanıtlamak zordur. Anadolu versiyonunda hiyerogamos adlı tanrıların kutsal evlenmesinin yeryüzündeki temsili önemli bir yer tutarken, daha geç dönemde Roma'da yapılan festivalde bunun ortadan kalktığını görürürüz. İki festivalde de başrolde Kybele'nin sevgilisi Attis vardır ki, bu Attis penisini kesmiştir. Pessinus festivalinde Kybele'nin rahibi olmak isteyenler Attis gibi penislerini keserek toprağa gömerler. Bu hem bir fedakarlık, hem de toprağı o penis ile dölleyerek baharın gelişine katkı amacıyla yapılan bir kurban etme işlemidir. İşte tam bu noktada Balıkçı bizim sünnet adetinin kökenini doğrudan buraya bağlar. Hatta sünnet derisinin toprağa gömülmesi adetini de bununla ilişkilendirir. Bu oldukça tartışmalı ve acele bir yorum gibi gözükür. Zira Antik Mısır'da da bu adet, Kybele kültüyle hiç ilgisi olmayarak, mevcuttu. Belki bu adetin kökenini daha da eskilerde aramak gerekir. Balıkçı bunun gibi adetlerin tamamen dinsel olduğunu ve
Anadolu TanrılarıHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 2005567 okunma
7/10
·283 syf.··
2025 28. kitabı
Göçebe halkın yerleşik hayata geçmeye zorlanması anlatılıyor. Çukurova tek tek köylüler tarafından paylaşılırken göçebelerin yazlık yapacak yer bulamaması, her herden kovulmaları Yaşar Kemal' in muhteşem anlatımıyla şekillenmiş. Eski geleneklerine bağlı kalan göçebeler ve yerleşik hayata geçenler arasındaki fark, eski geleneklere bağlılık Haydar Usta' nın 30 yılda yaptığı kılıç ile özdeşleşiyor. Hıdrellez Günü insanların yerleşmek için bir toprak parçasına ihtiyacı varken ve bunu dilemek için anlaşmışken yediden yetmişe herkesin kendi isteklerini dilemeleri insanın ne kadar insan olduğunu gözler önüne seriyor.
Binboğalar EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20206,7bin okunma