Türk edebiyatımızın aynı dönemde yaşamaktan gurur duyduğum yazarlarından birisi Ayfer Tunç. 2018 yılında basılmış olan ‘Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura’ kitabını ancak bu yıl okuyabildim Yazarın okuduğum kitapları arasında belki beni en fazla etkileyeni değil ama en fazla altını çizdiğim cümle bu kitapta oldu
Türk edebiyatımızın en önemli yazarlarından biri olan Adalet Ağaoğlu’nun 'Dar Zamanlar’ üçlemesini uzun zamandır okumak istiyordum. Fakat maalesef ki yeni basım yapılmadığı için hiçbir yerde bulamıyordum. En sonunda sahaftan seriyi bulabildim.
Üçlemenin ilk kitabı 'Dar Zamanlar’. Toplumun bireye dayattığı yaşam ile değişen ve gelişen zamana uyum sağlamaya çalışan bireyin arzuladığı yaşam arasındaki bocalama çok sahici bir üslup ile kaleme alınmış. Modernleşmeye çalışan Türkiye’de toplumun her kesiminin bu değişimlere uyum sağlama çabaları dönemine ait somut detaylar ile anlatılmış. Kitap adeta bir belgesel doküman gibi.
1973’te yayınlanan kitap 1938-1968 yılları arasında geçiyor. Adalet Ağaoğlu 1929 yılında dünyaya gelmiş. Başta Aysel olmak üzere kitapta yer alan karakterlerin yaşları düşünüldüğünde çokça otobiyografik öğenin olduğu düşünülebilir.
Kitabı bitirdiğimde günümüz kadın yazarlarının tarzlarının oluşmasında Adalet Ağaoğlu’nun büyük katkısı olduğunu düşündüm. Serinin diğer kitaplarını bir an önce okumak için sabırsızlanıyorum.
Kitabın arka kapağında yer alan sosyoloji profesörü ve yazar Nilüfer Göle’nin yazısı kitabı çok güzel özetlemiş aslında: Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak adlı romanı, kadının cins kimliğini, bireyselliğini el yordamıyla araması, sorgulamasını ifade eder. Cumhuriyet kadın aydınının özgürlük ve dişilik arasındaki çıkmazını, bu romanındaki kadın tiplemesi, Aysel çok iyi bir şekilde betimler.
'Uzaklarda’; Arjantin asıllı Amerikalı yazar Hernan Diaz’ın Pen/Faulkner Ödülü’ne aday gösterilen, Whiting Ödülü’nü kazanan, Publishers Weekly tarafından yayımlandığı yılın en iyi on kitabı arasında gösterilen ilk romanı.
Yazar konusu 19. yüzyılın ortalarında geçen kitabın yazımını 6 yılda tamamlamış ve 2017 yılında yayınlanmış. Kitap yakın bir tarihte yazılmasına rağmen bana hem kurgusu hem de yazım dilinden dolayı sanki gerçekten de 19. yüzyılda yazılmış bir roman izlenimi bıraktı Hatta doğa ile mücadele kısımlarını okurken bir Jack London kitabı okuyormuş gibi hissettim.
Kahramanımız Hakan’ın insanlarla ve doğa ile mücadelesi çok heyecan verici ve sürükleyici bir şekilde anlatılmış. Fakat bu tanımlamamdan bir macera romanı olduğu izlenimi uyanmamalı. Kitap da bundan çok fazlası var. Göçmenlik, aidiyetsizlik, teslimiyet…
Kitap baştan sona oldukça sürükleyici idi fakat son sayfalarda bazı tekrarlanan kısımlar vardı. Hatta bazı cümleler bire birdi. Buradan Hernan Diaz’a sormak istiyorum. Neden?
Yazar yazdığı ikinci kitabı olan 'Trust’ ile 2022 yılında Kirkus Ödülü’nü ve 2023 yılında kurgu alanında Pulitzer Ödülü’nü kazanmış. Umarım diğer kitabı da dilimize çevrilir. Burada da @ithakimodern e sormak istiyorum. Ne zaman okuyabiliriz?
'Tek Yalnız Ben Değilim’ Jean-Louis Fournier’in okuduğum kaçıncı kitabı bilmiyorum. Bir kronolojik sıraya göre de okumuyorum, o an hangisini okumak istersem ona başlıyorum. 'Tek Yalnız Ben Değilim’ ise uzun zamandır kitaplığımda duran ve elimin bir türlü gitmediği bir kitaptı. Fournier’in yazım tarzı tüm kitaplarında belirgin olarak görülüyor. Yalın bir dil, alaycı bir üslup ve insanın yüreğine dokunan bir anlatım. Bu kitapta da aynı üslup hakim.
Kitabın arka kapağında; 'Yalnız olmaktan bıktım artık, bıktım her geçen gün daha yalnız, daha yaşlı, daha çirkin olmaktan. Bunların başıma geleceğini bilseydim hiç yaşlanmazdım.' yazısını okuyunca melankolik bir kitap okuyacağımı düşündüğüm için biraz erteledim sanırım Yanılmamışım da
Kitabın adı her ne kadar yalnızlığı vurgulasa da ben okurken yalnızlıktan öte yaşlılık ile alakalı yazdıklarından etkilendim. Şimdiye kadar Fournier’in okuduğum en melankolik kitabıydı. Fakat yine çok etkileyici bir anlatım vardı.
Özellikle belirtmek istediğim bir konu da çevirisinin (Ayşe Ece’ye sevgiler) çok başarılı olduğu. Bu kadar keyifle okumam da büyük katkısı var
Çok öykü okumayı seven biri değilim. Melisa Kesmez’in ‘Bazen Bahar’ kitabını okuyunca bir aydınlanma yaşadım ve nedenini anladım :) Tadı damağımda kalıyor, okumaya devam edeyim istiyorum
Melisa Kesmez okumaya ben yazım sırasının tersi yönünde devam ediyorum. Küçük Yuvarlak Taşlar ve Nohut Oda’dan sonra okuduğum üçüncü kitap ‘Bazen Bahar’ oldu. Yine aile, arkadaşlık, ilişkiler, vedalar üzerine hayattan ve çok samimi, etkileyici öyküler var. İnsanın yüreğine dokunan 10 öykü yer alıyor. Tüm hikayeleri keyifle okudum fakat ‘Yılbaşı Ağacı’ en sevdiğim oldu.
Okurken dikkatimi çeken birşey oldu. Tüm öyküler 1. tekil şahıs ağzından yazılmış. Aslında diğer kitaplar da böyleydi fakat 10 öykü olunca ve hepsi de 1. tekil şahıs olunca sanki hikayeler birbirinin devamıymış gibi bir düşünce oluştu bende birkaç öyküden sonra. Ama tamamen farklı 10 kişinin öyküsünü okudum.
Çok naif ve sade bir yazım dili var yazarın. Kesinlikle tavsiye ediyorum ve yazardan artık doya doya okuyacağımız bir roman bekliyorum