Çünkü insan sadece gerçek için ve belli hedeflere yönelik yaşayamaz… Biraz lüzumsuz, biraz dikkat çekici ve pırıltılı bir şeylere de ihtiyacı vardır; bunlar hırdavat olsa bile.
Ben bu kadar kendi zıttı ile beraber gelen ve zitların altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde, yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini soylemedigi halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.
Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar,” buyrunuz efendim, bendenize artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!” Diye hediye mi ederiz? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür ve toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer? Bir türlü anlayamadım.