Çünkü insan sadece gerçek için ve belli hedeflere yönelik yaşayamaz… Biraz lüzumsuz, biraz dikkat çekici ve pırıltılı bir şeylere de ihtiyacı vardır; bunlar hırdavat olsa bile.
Ben bu kadar kendi zıttı ile beraber gelen ve zitların altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde, yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini soylemedigi halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.
Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar,” buyrunuz efendim, bendenize artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!” Diye hediye mi ederiz? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür ve toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer? Bir türlü anlayamadım.
Yetişkin ilişkilerimizde çocukluktan bildiğimiz bazı hisleri yeniden yaratırız. Sevginin ne anlama geldiğini ilk kez çocukken anlamaya, bilmeye başlarız. Fakat ne yazık ki öğrendiğimiz dersler apaçık olmayabilir. Çocukken deneyimlediğimiz sevgi o kadar da güzel olmayan başka dinamiklerle birbirine dolanmış olabilir: kontrol edilme, küçük düşürülmüş hissetme, terk edilme, asla iletişim kurmama, kısaca acı çekme.
Hal böyleyken yetişkinlikte karşımıza çıkan bazı sağlıklı adayları yanlış oldukları için değil kesinlikle çok dengeli(çok olgun, çok anlayışlı, çok güvenilir) oldukları için; hiç tanımadığımız bu doğruluğun bize çok yabancı ve neredeyse bu bunaltıcı geldiği için reddederiz
Bunun yerine bilinç dışımızın bizi hoşnut edecekleri için değil aşina olduğumuz şekillerde engelleyecekleri için çekildiği adaylara yöneliriz
Birlikte yaşaması zor biri olmayacağımıza dair inancımız, tehlike çanlarını çaldıracaktır. Normal olduğunu düşünebileceğimiz tek insan, çok iyi tanımadığımız insandır.
Gel gelelim, ortada metanet de kabul edilmesi gereken acı bir gerçek var: çocuklarımız büyüyor. 20 yaşında, sonra 30 yaşında, sonra 40 yaşında oluyorlar. Ve yetişkin insanlar olarak bize ne kadar ters düşerlerse düşsünler, umarsız bir aşkla onları sevmeye devam ediyoruz. Oysa hayvanlar, insanlardan çok daha akıllı bu açıdan.
Kedilerin durumunu izledim: yavruları küçükken onları besliyorlar, koruyorlar onların üstüne titriyorlar. Ama büyüyünce, patileri ile burnuna pıt diye vurup başlarından savıyorlar. Gerçekleri açıkça söylemekten korkmuyorsak “ana sevgisinin“ömür boyu süren gönüllü bir kölelik olduğunu kabul etmemiz gerekir.