Hilal Topuz

Puan vermedi·520 syf.·
2023 1. kitabı
Martin Eden, işçi sınıfının özelliklerini yansıtan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Aşık olduğu kadın Ruth ise tam tersine burjuva ahlakını benimsemiş bir karakter. Ruth’a aşık olan Eden ona ulaşmanın yegane yolunu burjuva sınıfı tarafından kabul görülecek bir birey haline gelmek olduğunu düşünür. Diksiyonundan, kılık kıyafet, hal ve hareketlerine kadar büyük bir dönüşüm geçiren Eden, aynı zamanda okumaya, öğrenmeye düşkün bir karakter. Ruth, Eden’ın bir avukat olmasını ya da babasının yanında işe başlamasını mevki sahibi olabileceği bir konumda çalışmasını isterken Eden kendinin iyi bir yazar olabileceğini düşünür. Bunun için pek çok şeyden feragat ederek, defalarca yazıları reddedilse de vazgeçmeden, yılmadan çalışan, yazan Eden günün sonunda istediğine kavuşur. Fakat bu kavuşma onda bir farkındalık da yaratır. İstediği şöhreti, mevkiyi, parayı kazanan Martin Eden’ın gözünde her şey anlamsızlığa ulaşır. Burjuvazi yaşamının içine girdiğinde kafasında idealize ettiği gibi bir yaşam tarzına rastlamaz. Martin Eden kendini bireyci olarak tanımlar. Aynı zamanda büyük bir Spencer hayranı ve Nietzscheci’dir. Ona göre doğada güçlü olan kazanır. Her şeyi elde eden fakat tatmin olmayan Martin Eden’in bireyciliği onun sonunu hazırlar. Çünkü baktığımızda değişen bir şey yoktur, değişen sadece kendisiydi çevresi değil.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·363 syf.·
2022 1. kitabı
Yazar, bu kitapta türcülüğün ne olduğunu anlatarak eleştirmiş. Temel tezi, insan dışı hayvanların çıkarları gözetmeksizin haklarının ihlal edilmesi. Biz insanlar kendi türümüzün dışındaki canlılara karşı zalimce davranıyoruz. Bu düşüncenin altında ise geçmişten günümüze kadar gelen köklü bir düşünce gizli. Günümüzde çoğumuz insanmerkezli bakış açısına sahip. Dünyadaki yegane, değerli varlık kendi türü ve en tepede ise kendi çıkarları söz konusu. Evet canlılar arasında bir hiyerarşi mecvut olabilir fakat söz konusu acı hisseden bir varlık ise bu noktada haklar eşitlenmeli. Yani acı hisseden varlıkların çıkarlarını göz ardı etmek tıpkı ırkçılık, cinsiyetçilik gibi oluyor. Buna da türcülük diyoruz. Kitapta hayvanların kullanıldığı deneylerde ve  hayvan endüstrisinde ne denli acının ortaya çıktığına dair pek çok örnek sunuluyor. Tüm bunların yanında biz var olan bu acının azaltılması ve yok edilmesi hususunda neler yapabiliriz? Bu konunun bir ayağı etik ise diğer ayağı politiktir. Bizler bazı konularda hayvanlara karşı çok duyarlı olabiliyoruz. Örneğin hayvanlara şiddet konusunda. Fakat iş beslenme biçimine gelince onları birer nesne gibi görmekten çekinmiyoruz. Acı çeken bir canlıyı bir gıdaya indirgeyebiliyoruz ve bu çoğu insan için normal bir şey. Çünkü sistemin kendisi bunu bize gıda olarak dayatıyor. Dışarıdaki binlerce hamburgerciyi düşünün, bu ise sadece bir kısmı. Kitabı henüz okumadan önce hayvanlara karşı düşüncelerimin çelişkili olduğunu fark ettim. İşime geldiği gibi onları birer özne ve nesne pozisyonuna getirdiğimi fark ettim. Bu düşünce ise beni oldukça rahatsız etmişti. Politik kısma gelince, bizi yönetenleri bu konu karşısında denetlemeliyiz. Vergilerimiz ne amaçlar doğrultusunda kullanılıyor, hayvanların çıkarlarını koruyacak yasalar mevcut mu vb. Aynı
Araştırma-İnceleme
Hayvan ÖzgürleşmesiPeter Singer · Ayrıntı Yayınları · 2005141 okunma
Puan vermedi·312 syf.·
2021 21. kitabı
Kitapta ilkinde olduğu gibi samimi bir dille, çok detaya girmeden altı sanatçının (Johannes Vermeer, Diego Velazquez, John Constable, Jean Bapiste Camille Corot, Arnold Böcklin, İvan İvanoviç Şişkin) hayatı ve belli başlı eserleri incelenmiş. Kimi sanatçı ve eserlerine diğerlerine oranla daha çok detay verilmiş. Bu da galiba yazarın ilgisiyle doğru orantılı olsa gerek. Hatırladığım kadarıyla birinci kitapta daha fazla yazar ve eser incelemesi yapılmıştı. İlk kitapta işlenen sanatçılar daha çok ilgimi çekmiş olsa da serinin ikinci kitabında bilmediğim sanatçıların işlenmiş olması bilgi birikimi bakımından bana daha fazla katkı sağladı. Sanata ilgisi olan herkesin severek okuyacağını düşünüyorum.
Kültür-Sanat
Umberto Arte ile Sanat 2Umberto Arte · Destek Yayınları · 2020386 okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2021 12. kitabı
Paul Lafargue, kapitalist sisteminin özünü oluşturan iş anlayışının eleştirisini sunuyor. Herkesin 'çalışma hakkı'na sahip olması gerektiği gibi demokratik söylemler aslında burjuva sınıfının varlığını devamlı kılmakta.Din görevlileri, iktisatçıların bu söylemleri ise proleterya sınıfının asıl tarihsel görevi olan emek sermaye ikililiğini ortadan kaldırmaktan uzaklaştırıyor. Proleterya 'eşit ücret', 'herkese iş' gibi talepler yerine işi komple ortadan kaldırması gerekir. Çünkü iş zorunlu olarak yapılan bir faaliyettir ve insanı hem ürettiği ürüne, hem kendisine hem de ötekine karşı yabancılaştırır. Üretme etkinliği zorunluluğa değil bir hazza dönüştürülmelidir. Kitabı okurken 'evet, çok doğru ama nasıl olacak' sorusuna karşılık tatmin edici bir yanıt bulamasam da yazarın dili akıcı ve anlaşılırdı. Keyifle okuması yapılabilir(:
Siyaset & Politika
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Ayrıntı Yayınları · 201513,3bin okunma
Puan vermedi·424 syf.·
2021 9. kitabı
Sanat ile ilgili bir şeyler okumak ve öğrenmek isteyenler için başlangıç düzeyinde bir kitap olabilir. Yazarın önsözünde de belirttiği gibi kitap sohbet minvalinde ilerliyor. Yani akademik bir üsluptan kaçınılmış, herkesin anlayabileceği bir düzeyde. İlk olarak, yaşadığı dönem hak ettiği değeri görmeyen ressam (belki de sırf bu yüzden ilk ondan bahsedilmiş), Van Gogh ile başlıyor ve daha sonra kronolojik olarak birçok ressamın ilk önce hayatından daha sonra önemli eserlerinden söz ediliyor. Yazar aynı zamanda magazinsel bilgiler vermekten kaçınarak okuyucuya doyurucu bilgi sunuyor. Ressamlardan sonra ise bazı resimlerin incelemelerini yaparak kitabı sonlandırıyor. Ben kitabı tam da eğlenerek severek okuyabileciğim bir sanat kitabı olsun diyerekten almıştım. Aynı zamanda sanat akımları hakkında genel bir bilgim olsun istedim. Akımlardan yeri geldiğinde söz ediliyor ama benim için biraz yüzeysel kaldı. Neredeyese Caravaggio'nun bütün tabloları beni etkiledi. Özellikle, Eski Ahit'te geçen, Judith ve Holofernes'in hikayesini konu edinen tablosu "Judith Beheading Holofernes", "Şüpheci Thomas", "Merhametin Yedi Biçimi". Rembrant'ın "The Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp", "The Night Watch" (inanabiliyor musunuz bu eser askeri mahkemeye asılacağı zaman duvara büyük geldiği için kenarlarından otuzar cm kırpılmış! Da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği"nin bulunduğu duvara ise zamanında mutfak ve salon arasına bir kapı açmak için tahrip edilmiş.),"The Descent from the Cross", "The Raising of Lazarus" eserleri muazzam! (Kitabı Mukaddes'de geçen hikayelerin tablolarını galiba genel olarak seviyorum). Kathe Kollwitz'in "Bread!", "The Parents", "Woman with Dead Child", "The Sacrifice" eserlerini çok dokunaklı buldum. Delaroche'nin tarih konularını ele alan tabloları ise gerçekten
Kültür-Sanat
Umberto Arte ile SanatUmberto Arte · Destek Yayınları · 20191,058 okunma
Reklam