"Kimler geçti bu yoldan, kimler. Çoğu yaşamıyor artık. Artık onların yürüyecek bir yolu yok bu şehirde... Başka bir şehirde de. Ama bak, senin önünde yollar devam ediyor. Gülümse ve dimdik yürü."
Yaşama asılma ve gururundan, onurundan taviz vermeden idame ettirebilme telaşında o kadar yoğun bir zaman yaşamaktaydı ki, ancak ve ancak gününü ve günü iyi geçerse biraz da geleceğini düşünmeye fırsatı olabiliyordu. Bir müddettir düşüncelerinde geçmişe hiç yer kalmamıştı. Hangisi daha iyiydi, bilemiyordu. Sürekli, bitmiş zamanları, o zamanların zihninde, yüreğinde ve ruhunda bıraktığı anıları hatırlayarak, kalbine kıymıklar, bıçaklar batarak, acı ve hasretle yaşamak mı, yoksa geçmişi hiç yaşamamış gibi telaşla, kaygıyla günü koşturan bir hayatın sahibi olmak mı? Aslında bunların arasındaki farkı düşünmesine bile vakti olmamıştı ne zamandır. Ama bilinçaltında çok kuvvetli olan mücadelecilik gücü onun adına çoktan bu kararı vermişti. Asla bir daha, yaşam mücadelesini etkileyecek şekilde geçmişine, anılarına, acılarına ve özlemlerine teslim olmayacaktı. Mazisinin de, kaderi olan bugünlerin de, kendisini yalnız, kaybetmiş, kırılgan, hüzünlü hissettirmesine izin vermeyecek ancak ve ancak onları, hayat kavgasındaki inadını motive etmesi için bir fırsat olarak değerlendirecekti.
"O halde kendini yargılayacaksın," dedi kral. "En zoru da budur. Kendini yargılamak başkasını yargılamaya benzemez. Eğer kendini yargılamayı başarabilirsen, o zaman gerçek bilgeliğe ulaşmışsın demektir."