Hatemü'l Enbiya benim için sadece bir siyer kitabı olmadı. Bu kitap, sanki yüzyıllar öncesinden gelen bir merhametin, sabrın ve insanlığın kalbime dokunmuş hâliydi. Sayfalarını her çevirdiğimde yalnızca Hz. Muhammed’in hayatını okumadım; aynı zamanda insan olmanın ne demek olduğunu, affetmenin nasıl bir büyüklük taşıdığını ve bir insanın karanlık bir çağın ortasında nasıl ışık olabileceğini hissettim. Kitabın en etkileyici yanı bana göre anlatımındaki samimiyetti. Osman Keskioğlu’nun dili ne aşırı ağırdı ne de ruhsuzdu. Aksine, olayları aktarırken insanı o dönemin içine çeken bir üslubu vardı. Mekke’nin o sert atmosferini, insanların vicdansızlıklarını, cahiliyenin karanlığını okurken boğazım düğümlendi. Çünkü insan, Peygamber Efendimizin küçücük yaşlardan itibaren ne kadar büyük imtihanlardan geçtiğini görünce ister istemez kendi hayatını sorguluyor. Yetim büyüyen bir çocuğun, bütün insanlığa umut hâline dönüşmesi beni derinden etkiledi. Özellikle vahyin ilk gelişini okurken içimde tarif edemediğim bir duygu oluştu. Çünkü o anlar sadece tarihî bir olay gibi anlatılmıyordu; korkuyu, şaşkınlığı, teslimiyeti hissedebiliyordum. Hira’daki yalnızlıkla başlayan o yolculuğun milyarlarca insanın kalbine ulaşması gerçekten insanı hayran bırakıyor. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de Peygamberimizin gücü eline geçirdiğinde bile kibirlenmemesi oldu. Taif’te taşlandığında beddua etmek yerine merhamet göstermesi, Mekke fethedildiğinde yıllarca kendisine zulmeden insanları affetmesi… Bunlar sadece anlatılan olaylar değil; insanın içine işleyen derslerdi. Bu kitabı okurken bazı bölümlerde gözlerim doldu. Özellikle Hz. Hatice’nin desteği, Hz. Ebubekir’in sadakati, sahabelerin fedakârlıkları ve Veda Hutbesi kısmı beni çok etkiledi. Çünkü orada anlatılan şey sadece