Kışın kartopudur adını anmak döner döner yüreğimde dağ olur yazın güneş yanığıdır düşlerim sonbaharda ruhumu bekleyen oba...Söyle bana hindiba sen neden bu kadar güzelsin...
Dürüst olmak gerekirse bu sefer pek olmamış. Kitap kötü mü, hayır değil; şairin o kendi halindeki naif havası yine var. Ama sorun şu ki, sayfalar ilerledikçe insanı yakalayan, alıp götüren o eski havasını hiç bulamadım.
Beni en çok yoran şey kitabın kendini sürekli tekrar etmesi oldu. Sanki daha önce okuduğum şiirleri, benzer kelimeleri biraz değiştirip tekrar önüme koymuşlar gibi hissettim. Şiir okurken insan şöyle durup üstüne düşüneceği, altını çizeceği sarsıcı birkaç dize arıyor ama bu kitapta her şey çok düz ve sıradan ilerliyor. Duygu var ama bir türlü bana geçmedi, kelimeler biraz aceleye getirilmiş gibi havada kalmış.
Belki beklentiyi sıfırlayıp, kafa yormayacak sakin bir şeyler okumak isteyenlerin hoşuna gidebilir. Ama yazarın diğer güçlü kitaplarının yanında bu bence epey zayıf ve sönük bir deneme olarak kalmış.
#SöyleBanaHindiba #NurullahGenç #ŞiirKitabı #Kitapİncelemesi #1000Kitap #OkumaNotları
Yazar Nurullah Genç ile bu kitapta tanıştım. İlk okumaya başladığımda kitabın biraz fazla abartıldığını düşünmüştüm ama okudukça kitapla bağ kurduğumu, her bir şiirin beni alıp bambaşka yerlere götürdüğünü ve aslında sonlara doğru gelince bitmesini istemediğimi fark ettim. Özellikle "Yazıklar Olsun" şiiri beni çok etkiledi. Bir dizesinde "Bir çocuk sahile düşmüş yüzüstü" yazıyordu. Yazarın tam olarak burada neyi kastettiğini bilemiyorum ama benim aklıma Aylan bebek geldi, bu dize benim içime çok dokundu. Açıkçası her şiirde bambaşka duygulara girdim .
Akıcı ve sade bir dili vardı. Genel olarak güzel bir kitaptı. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
#EmileZola
#Germinal
#İşBankasıYayınları
Merhaba kıymetli arkadaşlarım 🪽
Bugün sizlerle, sayfalarını çevirirken parmak uçlarımıza kömür karasının bulaşacağı, nefesimizin daralacağı yerdeyiz .. Emile Zola’nın Germinal'i ile yerin yüzlerce metre altına, o "yeraltı canavarının" midesine iniyoruz, yazarın deyimiyle Tohumun karanlıkta çatladığı yerin tam kalbine..
Eseri bitirdiğimde zihnimde canlanan sahneler sadece 19. yüzyıl Fransa’sına ait değildi; bizim canımızdan, bizim toprağımızdan karelerdi de aynı zamanda..
Ermenek’te madeni su bastığında o ananın, ciğerimizi yakan "Benim oğlum yüzme bilmez ki, suyun içinde o ne yapar?" deyişini hatırladım..
Zonguldak’ta sedye kirlenmesin diye "Çizmelerimi çıkarayım mı?" diyen o naif, o dev yürekli işçinin titreyen sesini duydum.
Soma’nın o hiç dinmeyen sızısını hissettim..
Soma'dan Ermenek'e, Zonguldak'tan dünyanın dört bir yanına... Alın terini kömür karasına karıştırıp helal lokma peşinde ömrünü o karanlık kuyularda bırakan tüm maden emekçilerini saygı ve rahmetle anarak açıyorum bu kitabın kapağını.
* * * * * * * * *
Zola bizi alıyor, ışığın değil, umudun yokluğu olan , 1860’ların Fransa’sında, o her an kopacakmış gibi duran gıcırdayan derme çatma bir asansör kabinine bindiriyor.
Peki orada bizi neler bekliyor
Aşağı indikçe tükenen bir hava.. zifiri karanlıkta, bizleri yutan bir kuyu..
Ve orada sadece maden yok; orada ciğerlerinden kömür karası tüküren babalar..
Yüzleri is içinde kalmış, çocukluğunu bir vagonun arkasında bırakan sekiz yaşında vagon iten küçücük eller..
GerminalEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201914,3bin okunma
Seda Ünsar'ın Düşüş adlı romanını anlatmak istiyorum size. Bu arada Seda Ünsar dedim ancak yazarımız aslında uluslar arası ilişkilerde bir Profesör Doktor. Gelgelelim tarzıyla, sıra dışı bir profesör olduğu için ben de kendisini şahsen tanımasam bile doğrudan doğruya ismini yazmayı doğru buldum.
Düşüş, “siyaset ve felsefe odasında aşk hikayeleri” alt başlığıyla piyasaya çıkmış bir roman. Benim romanı okumam akademisyen bir arkadaşımın tavsiyesi ve hatta kitabı hediye etmesi sayesinde oldu. Normal şartlarda okur muydum? Doğrusu karşıma çıkmazdı bile. Bunu, şunun için söylüyorum, bazı değerli kitaplar ve yazarlar var ki biraz köşede, kenarda kalmış oluyorlar. Onları fark etmemiz için birtakım özel sebepler gerekiyor.
Düşüş bir roman, yazarın ilk romanı. Ben de onun olumlu ve olumsuz taraflarından söz etmek niyetindeyim. Tabii şunu belirtmem gerekiyor; edebiyat bir sanattır, bir bilim değildir. Bilime yakın kriterleri olsa bile kesin hüküm, kesin sonuç veremeyiz, kişiye göre değişir. Bir roman da bu şekilde değerlendirilmeli. Ben bir roman yazarı ve sıkı bir roman okuru olarak iyi bir romanı nitelendirirken bazı kriterler ortaya koyuyorum. Bunlar akıcılık ve dil başarısı, gerçeklik hissi vermesi, okurda düşünce değişimi ya da pekişmesi gerçekleştirmesi, ilgi çekici bir hikayeye sahip olması ve güçlü karakterler bulundurması şeklinde sıralama başlangıcı olarak sayılabilir. Elbette başka kriterlerim de var.
Seda Ünsar'ın ilk romanı olan Düşüş oldukça hacimli bir roman, bir kere onu söylemem gerekiyor. Bende bittiği zaman oluşturduğu kategorik karşılığı entelektüel ve varoluşçu bir roman olup, özünde Türk aydınının belki de en önemli meselesi olan Doğu-Batı çatışmasını işlemesi olarak tebarüz etti. Yani bunu, bir tezli roman olarak kabul etmek gerekiyor. Şu bir gerçek ki,
Zor kitap demek güzel kitap demek değildir. Bilinç akışı ve sembolik anlatım ile harmanlanan bu kitap her okuduğum satırda neredeyse bir insanın her aklına eseni yazması gibi bir intibaa uyandırdı bende. Bu türün en müthiş örneklerini okuduğum için maalesef sınıfta kaldı. Yokluk zamanında ve kitaba erişimin sınırlı olduğu dönemlerde bilinç akışı ve sembolik anlatım örneği diye okunabilir şu an için çağının gerisinde kalmış vasat bir roman olarak yer edindi bende. Hatta biraz daha acımasız olup bir tık ileri gidecek olursam bu kitabın zaman kaybı olduğunu düşünmeden edemediğimi söylemeden geçmek istemiyorum.