"Burada çelişkili bir hava esiyordu; bir umut ve umutsuzluk, sabırsızlık ve aldırmazlık, bitkinlik ve heyecan karışımı. Tüm bu insanlar aynı kayıp düşe aitti."
...karmakarışık duygularımdan oluşan bu hüzünlü yığının içinde...
Bezginliklerle, sahte özverilerle dokunmuş bir akşam hüznü, en ufak bir duygulanmada hemen kendini gösteren bir can sıkıntısı, tutulmuş bir hıçkırığa ya da ansızın ortaya çıkmış bir gerçeğe benzeyen bir acı. Dikkatsiz ruhum, vazgeçişlerimden ibaret bu manzarayı izliyor; yarıda kalmış hareketlerle örtülü uzun yollar, doğru dürüst kurmadığım hayallerden oluşan yüce dağlar, ıssız yolları ayıran çalıları hatırlatan savrukluklar, dilsiz fıskiyeleri olan eski havuzlardan farksız varsayımlar. Karmaşık duygularımla dolu bu hüzünlü yığında her şey birbirine karışıyor. Her şey sıradan bir görüntü haline geliyor.
Çok yakında küle ya da iskelete dönüşeceksin. Bir ihtimal ismin kalacak geriye, belki o bile kalmayacak. İsim dediğin sadece ses ve yankıdır. Hayatta onca onurlandırdığımız her şey boş, çürümüş ve önemsizdir; birbirlerini ısıran enikler, kavga eden çocuklar gibi önce gülüp sonra ağlarız. Fakat inanç, saygı, adalet, gerçek "dünyanın geniş yollarından Olympos'a uçup gittiler." Algıladığın nesneler değişken ve istikrarsızsa, bizim duyu organlarımız güçsüz ve yanlış izlenimlerle kolayca kandırılabiliyorsa, zayıf ruhumuzun kendisi kandan bir nefesse ve böyle bir dünyada itibar beyhudeyse seni hâlâ bu dünyada tutan ne? Peki ne yapmalı? İçtenlikle yeryüzünden silinmeyi ya da bu dünyadan göçmeyi beklemeli. Fakat o zaman gelene kadar neyle yetinmeli? Yetinmemiz gereken; tanrıları onurlandırmak, onları methetmek, insanlara iyi davranmak, onlara katlanmak ve sabretmektir. Etin ve nefesin sınırlarının içindeki şeylerin sana ait olmadığını, senin kontrolünde olmadığını hatırlamaktır.
Şeyler ruhu değiştiremez, ruha nüfuz edemez, onu çekip çeviremez, hareket ettiremezler. Yalnızca ruh kendi kendini çekip çevirir, hareket ettirir; şeyleri de kendine uygun olarak dilediğince şekillendirir.
İnsanı insan yapan şeyler haricinde hiçbir şey insana ait değildir. Bu tür eylemler insanın ihtiyacı olarak adlandırılamaz, ne insanın doğasına uygundurlar ne de onu tamamlarlar. Dolayısıyla bunlar ne bizim amacımızdırlar ne de amacımızın hedefi olan iyiye aittirler.