Puan vermedi·296 syf.·
2026 51. kitabı
Vücudumun atomları bir arada durdukları sürece sana doğru koşacak. Ama ben onları tutan bağı çözüyorum, kendi irademle çözüyorum. Çözüyorum, çıkıyorum. Olabilir, belki tekrar bağlanırım, ama bir daha asla bu şekilde değil. Avrupa'da bir sessizlik hakim. Sessizlik gergin ve tuhaf. Bir şeyin yavaştan ayak sesleri geliyor. Toplumda yaşanan değişim bunu anlatıyor... Bu değişim sanatçı ve bohem çevrelerde başlıyor ilk kez. İşte böyle bir hava hakim Avrupa'da. Hitler'in yükselişi Avrupa'da kulaktan kulağa yayılıyor. Endişe ve bilinmezlik bütün Avrupa'yı sarıyor. Klaus Mann bu süreci Gregor, Sonya, Massis, ve Do gibi entelektuel çevreye mensup kişilerin bakış açısından anlatıyor. Karakterler bambaşka hayatlar yaşasa da bir yerde hepsi birbirine bağlı. Yaşamın zorluğu, belirsizlik, hiçlik bu karakterlerin ortak özelliği. Kitapta yer alan Gregor karakteri aynı zamanda Klaus Mann'ın Mephisto romanındaki karakterin öncülüğü. İlk otuz sayfada kitabın içine girmek zor. Ondan sonra olaylar birbirine bağlanıyor. Sabır isteyen bir metin. Durgun ama çok iyi tespitlerin olduğu cumleler var. Herkes sever mi? Sanmam..Okumak isteyenlere iyi okumalar
Sonsuzda Buluşulan NoktaKlaus Mann · Everest Yayınları · 202316 okunma
Bir Ruhun Kendi Kendini İnşası ve Yıkımı:
Puan vermedi·517 syf.··
2026 51. kitabı
​Kitabı okumaya başladığımda, karşımda sadece denizci bir gencin aşka duyduğu saf tutkuyu ve bu aşk için kendini eğitme çabasını gördüm. Martin Eden, o kaba saba, eğitimsiz ama içinde devasa bir açlık barındıran denizci; sevdiği kadının, Ruth’un dünyasına girebilmek için bilgisizliğini bir zincir gibi kırmaya çalışıyordu. O "kendini yaratma" sürecindeki azmi, geceleri uykusuz geçirdiği o öğrenme sancıları, aslında hepimizin içindeki o "daha fazlası olma" arzusunun bir yansıması gibiydi. ​Ancak kitabın ilerleyen sayfalarında fark ettim ki, Martin Eden’in asıl trajedisi, yükselişinde saklıydı. O, toplumun üst kademelerine tırmandıkça, aslında ait olduğu o samimi, gerçek dünyadan uzaklaşıyor; tırmandığı o "seçkin" çevrelerin aslında ne kadar yüzeysel, ne kadar sahte olduğunu görüyordu. Birine ulaşmak için değişirken, kendinden vazgeçmek zorunda kalması... İşte bu, kitabın beni en çok yaralayan kısmı oldu. Sevdiği kadının dünyasına girdiğinde, onun aslında o dünyada olmadığını, sadece bir illüzyonun peşinden koştuğunu anladığında duyduğu o derin hayal kırıklığı... ​Jack London, Martin Eden’in kaleminden kendi hayatını mı anlatıyordu, yoksa başarının zirvesinde insanın neden uçuruma baktığını mı sorguluyordu? Başarı, Martin için bir amaçken, sonunda ona sadece bir "hiçlik" ve "yabancılaşma" getirdi. Zirveye ulaştığında artık kimseyle konuşacak ortak bir dili kalmamıştı. O kadar çok çalışmıştı ki, sonunda tek bir şey kalmıştı: "Büyük bir yorgunluk." ​Okurken şunu düşündüm; Martin Eden sadece sınıfsal bir farkın kurbanı değildi. O, kendi aklının ve ruhunun derinliklerinde kaybolan bir yolcuydu. Hayalleri gerçekleştiğinde, hayal kuracak bir şeyi kalmayan bir insanın o sessiz çöküşü... Kitap bittiğinde, zihnimde yankılanan o son sahneler, başarının sadece ulaşılan bir nokta
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bazı kitaplar okunmaz insanın içine yerleşir
Puan vermedi·83 syf.··
2026 8. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 20:50
Kum ve Köpük, olay örgüsüne yaslanan klasik bir eser değil; her cümlesiyle insanı kendi düşüncelerine davet eden, sindirilerek okunması gereken bir kitap. Halil Cibran, birkaç satırla sayfalarca anlatılabilecek duyguları dile getirirken aşkı, özgürlüğü, acıyı, insanın kibrini, yalnızlığını ve yaşamın anlamını derin ama yalın bir üslupla ele alıyor. Kitabı okurken sık sık durup düşündüm; çünkü bazı cümleler yalnızca okunmuyor, insanın zihninde uzun süre yankılanıyor. En etkileyici yanı ise her aforizmanın farklı bir zamanda, farklı bir ruh hâliyle bambaşka anlamlar kazanabilmesi. Bu yüzden Kum ve Köpük, tek seferde tüketilecek bir kitap değil; dönüp dönüp yeniden okunacak, her okuyuşta yeni bir pencere açacak eserlerden biri. Eğer sürükleyici bir hikâye arıyorsanız beklentinizi karşılamayabilir; fakat satır aralarında kendinizi bulmayı, altını çizeceğiniz cümleler biriktirmeyi ve okudukça içsel bir yolculuğa çıkmayı seviyorsanız, bu kitap sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Bazen bir cümle, uzun bir romanın anlatamadığını anlatır; Kum ve Köpük de tam olarak bunu başarıyor. Benim için yalnızca okunan değil, üzerinde uzun süre düşünülen ve zaman geçtikçe değeri daha iyi anlaşılan kitaplardan biri oldu.
Kum ve KöpükHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202516,4bin okunma
Rahatsızlık Hissi
1/10
·166 syf.·
2026 19. kitabı
Spoiler ile başlıyorum: Kitabı hiç ama hiç sevmedim. Okuduğum iki gün boyunca beni fazlasıyla huzursuz etti; karakteri ve psikolojisini anlamaya çalışmaktan yoruldum. Fikir ilk duyduğumda ilginç gelmişti; ancak okuyup bitirince, saman alevi gibi olduğunu fark ettim: İlk kıvılcımı görüyorsun, yanıyor; ama hemen ardından sönmekle kalmayıp kötü bir is kokusu da bırakıyor. Yazar fikri bulunca muhtemelen çok heyecanlanmış; fakat bu fikir en fazla kısa bir öyküye yakışırken, 160 sayfalık bir romana dönüştürmeye çalışmak bence manasız olmuş. Edebiyatın amacı bazen huzursuz etmek, rahatsız etmek ve insanı sorularla baş başa bırakmak olabilir; ama sevdiğim edebî romanların hiçbirinde “rahatsız olup bir an önce kurtulmak” istemedim. Bu kitap ise benim için, bir an önce elden çıkarmak istediğim bir yük gibiydi: 160 sayfalık koca bir yük. Bu fikirden bir öykü yazılsaydı, eminim çok daha vurucu ve akılda kalıcı bir metin çıkardı; roman formunda ise yetersiz ve zayıf kalmış. Anlamlandıramadığım noktalar Kitap boyunca bazı şeyleri net olarak hiç anlayamadım: - Carlo’nun amacı neydi? Bir türlü oturtamadım. Bana “kötü bir arkadaş” gibi geldi; sanki hayata “her şey olacağına varsın” mantığıyla bakıyor. - Cleila tam olarak ne yapmaya çalışıyordu? Neden oğlunu Alberto’ya bu kadar yerdi? Neden gelinini ve adamı bu kadar övdü? Hiç anlamadım. - Carlo ile Alberto arasında bir şeyler olduğunu ima etti; Carlonun, Alberto’ya iyi gelmediğinden ve ilişkilerinden hoşlanmadığından bahsetti ama tam olarak ne demek istediğini çıkaramadım. Bu değerlendirmemi okuyan kıymetli okuyucu: Bu sorularımla ilgili bir fikrin varsa ve bana yazarsan çok sevinirim. Finalle ilgili soru işaretlerim Kitabın sonunda adam eve geldiğinde, kızı “Annem evde değil.” derken doğruyu mu söylüyordu? Adamın karısı da mı
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026186 okunma
7/10
·114 syf.··
2026 49. kitabı
Guillermo Rosales şizofren uzun süre adına bakımevi denen akıl hastanesinde kalır kendi kaldığı bakımevine benzeyen tersine Amerikan rüyası olan yerin mezarı olacağına gördüğü an karar verir.. 47 yaşında intihar eder yazar.. Bu akıl hastanesinin rahatsız edici yanlarını sıradan bir şekilde anlatır... Başındaki kişi Curbelo hastaların üzerinden para kazanmak için hiçbir şeyden çekinmez 23 kişinin kaldığı yere 11 kişilik ucuz ve çok kötü yemekler getirir.. çorbayı kendi yapar.. çarşaflar havlular sabunlar hep pislik içindedir.. Bazı sorunlu hastalara günde 1 sigara verir.. nede olsa fazlasını talep edemezler ederlerse kapı orda diye tehdit eder... posta arabası hastalar için ödenen çeki her ay getirir.. yan haklar için ödenen parayıda 1 kişi hariç (eski burjuva yeni felaketzede) tabi ki hastalara eksik verir ve kalanı cebine indirir..Curbello hastalardan çarptığı paralarla burjuva hayatı sürmeye devam ederken Arsenio onun yardımcısı olup hastaneye hükmeder.. Eski burjuva İda çocuklarının birgün kendisini alacağını hayal ederken.. tek gözlü Reyes'in gözünden daima irin akıyor.. Castano her yere işemeye devam edip ölmek isterken Eddy 3ncü dünya Savaşının çıkmasını bekliyor... ama William Francisle kendi evine çıkma hayalini tam gerçekletireceği sırada Curbelo onu polise şikayet etmiş başka bir akıl Hastanesi'ne kapatılmasına sebep olmuş Francis'e verilen ağır ilaçlardan dolayı durumu kötüleşmiş ve ablası onu alıp götürmüştür.. Diğer hastaneden doktor onun durumunda birşey olmadığını düşündüğü için onu Curbelo ile konuşmaya getirir ama umutları Francis'in olmayışla suya düşer...
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,427 okunma
Hiçlik ya da Her Şey ve Derinlik incelemesi
9/10
·88 syf.··
2026 228. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 07:57
"Tüm hayal kırıklıklarını kalbinin en derin yerine doldurdu." Tuğba Saydam'ın okuduğum ilk kitabı ve yazarım da yazdığı ilk kitabı... Bir yazarın ilk kitabını okuyarak onun iç dünyası ve kaleminin gücü ile tanışmak benim için harikulade bir şey... Hiçlik ya da Her Şey dışarıdan bakıldığında "bir kedinin kaybolma" hikayesi gibi görünsede aslında ana karakterin iç dünyasını, zihin bulanıklığını, bazı kayıpların, travmaların ve ayrılıkların insanlar üzerinde "aslında atlattıklarını düşünseler de" hiç farkında olmadıkları bir anda, bilinçaltı tetiklenmesi ile nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Anlatırken de şöyle bir sarsıyor insanı... Hepimiz kendimize karşı fazlasıyla acımasızız, en çok da "kendi kendimizi yargılarken." Başka insanlara yakıştıramadığımız "hayır o bunu yapmaz dediğimiz, o akıllı, zeki" dediğimiz şeylerin tam zıddını kendimize yakıştırıyoruz, yetmiyor bir de cezalandırıyoruz kendimizi. Çünkü o zihnimiz hiç susmuyor, hiç uyumuyor... Tuğba Saydam öyle bir karakter portresi çizmiş ki, okurken insanın kendinden bir şeyler bulmaması imkansız. Lirik, akıcı ve insanı içine çeken bir dille yazdığı eserinde aslında bizlere insanın "acı, travma ve ayrılıklar" karşında yaşadığı süreci tüm gerçekliğiyle gösteriyor. Oluşturduğu karakterin yaşadığı sarsıntıyı içinizde hissediyorsunuz... Sevgili Tuğba Saydam'ın ilk kitabı olan Hiçlik ya da Her Şey kitabını okumak isteyen herkese öneririm zira bazı kitapların sayfa sayısı az olsa da bıraktığı etki o kadar büyük oluyor ki "iyi ki" okumuşum dedirtiyor. ... Yazarın ikinci kitabı ve ilk kitabının devamı olan Derinlik' te ise karakterimizin travmalarının, yaşadığı acıların ve neden kendine karşı bu kadar acımasız olduğunun derinine iniyoruz. Bu kitabı okurken "her ne kadar hayali kurgu gibi olsa da okuduğumuz kitaplar, gerçek hayattan
Hiçlik ya da Her ŞeyTuğba Saydam · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2024349 okunma